Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu

Eve Haciz Gelir Mi? Evde Haciz Yapılabilir mi?

Eve Haciz Gelir Mi? Evde Haciz Yapılabilir mi?

Günümüzde birçok kişi artık “eve haciz gelir mi?” ve “evde haciz yapılabilir mi?” sorusu ile karşılaşmaktadır. Borçlar, hayatın bir parçasıdır ve bazen ödenmeyen borçlar nedeniyle alacaklılar hukuki yollara başvurmak zorunda kalabilir. Borçlunun evine haciz işlemi, alacaklıların ödenmeyen borçlarını tahsil etmek için düşünebileceği bir seçenektir. Ancak bu işlem, hukuki süreçlerin titizlikle uygulanması ve belirli sınırlamalara tabi olması gereken hassas bir konudur. Bu makalede, borçlunun evine hacze gidilebilir mi, hukuki süreç ve sınırlamaları ele alacağız.

Taşınır haczi, alacaklının alacağını tahsil etmek için etkili bir yöntem olsa da, borçlunun yaşam standardını olumsuz etkileyebileceği için son çare olarak düşünülmelidir. Bu süreçte borçlunun ve ailesinin temel ihtiyaçları gözetilmeli ve hukuki olarak korunmalıdır. Taşınır haczi işlemi, borçlar ve alacaklar arasında denge sağlayan önemli bir hukuki mekanizmadır.

Kanun Değişikliği

Bir icra dosyasında bir kişiye ya da kuruma borçlu olan kişilerin çoğu evine haciz gelme endişesi yaşamaktadır. Kesinleşmiş bir icra takibinde borçlu borcunu ödemezse alacaklının talebiyle birlikte borçlunun evine hacze gidilebilmekteydi.

Ancak 05.04.2023 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’na “Konutta Haciz” başlıklı madde eklenerek hakim kararı olmaksızın konutlarda haciz işleminin yapılamayacağı düzenlenmiştir.

Özetle eve haciz yapabilmek için öncelikle icra mahkemesinden karar alınması gerekmektedir.

Evde Haczedilebilen Mallar Nelerdir?

Haczedilmesi mümkün olmayan mallar ve haklar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.82’de sayılmıştır.  82. maddede sayılmayan mallar; evde bulunan beyaz eşyalardan, bilgisayar, laptop ve televizyonlardan ihtiyaç dışında olan ikinci bir eşya, para, çek, senet, kıymetli evrak, altın, gümüş, pırlanta, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler haczedilebilen mallar arasındadır. Ancak evde bulunan ve hayatın devam etmesi için zorunlu olan eşyalardan 1 tane varsa, bu eşyalar haczedilemez.

Kiralık Eve Haciz Gelir Mi?

Borçlunun ikamet ettiği evin kendisine ait olması ya da kiralık olması arasında herhangi bir fark yoktur. Evin kiralık olması, evdeki eşyaların haczedilmesine engel değildir. Ancak burada bir istisna durum mevcuttur. Evin eşyalı olarak kiralanması halinde, kiracı borçlu ile kiraya veren mal sahibi arasında hazırlanan ve kira sözleşmesinde evin demirbaşı olarak yazılan malların alacaklılar tarafından borçluya aitmiş gibi haczedilmesi mümkün değildir. Ev sahibine ait olan mallar borçlunun kullanımında da olsa, alacaklılar tarafından haczedilemez.

Eve Haciz Gelirse Ne Yapılmalı?

Eve haciz geldiğinde, icra memurları tarafından haczedilen malların rayiç değerleri (muhammen bedelleri) tespit edilir. Kıymetleri tespit edilen mallar haciz tutanağına tek tek yazılır ve haczedildiği belirtilir. Evdeki eşyaların haczedilmesinden sonra borçlu haczedilen malların haczinin mümkün olmaması halinde bu durumu ya da haczedilen malların bir başkasına ait olduğunu belirterek durumun haciz tutanağına geçirilmesini isteyebilir. Haczedilen mallar alacaklının rızası varsa borçluya yeddiemin olarak bırakılabilir. Ancak alacaklı haczedilen malların borçluda bırakılmasını istemezse, icra müdürlüğü tarafından muhafaza işlemi yapılır. Haczedilen eşyalar bakanlıkça lisanlı yeddiemin depolarına kaldırılır.

Haczedilen Mallar Ne Kadar Süre İçerisinde Satılabilir?

Alacaklı veya alacaklı vekilinin talebi üzerine icra müdürlüğü tarafından haczedilen borçlunun malları için haciz tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde satış talep edilmesi gerekmektedir. Haciz tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde satışın talep edilmemesi halinde haciz düşer. Haczin düşmesi ile birlikte borçlu haczedilen mallarını geri alabilir.

Süresinde satış talep edilmesi halinde, icra müdürlüğü tarafından satış işlemlerine başlanır. Haczedilen mallar ihale yoluyla satışa çıkarılır.

Ev haczi hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine kanundaki son değişiklikleri takip etmek için Resmi Gazete sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

uyuşturucu madde kullanma suçu

Koşullu Salıverilme Nedir?

Ceza hukuku, suç işleyen bireylerin adalet sistemi içinde cezalandırılmasını ve topluma kazandırılmasını sağlayan önemli bir alanı kapsar. Koşullu salıverilme, ceza hukukundaki önemli kavramlardan biridir ve suç işlemiş kişilerin cezalarını belirli şartlar altında daha kısa bir sürede tamamlamalarına olanak tanır.

Hapis cezasının infazına başlayan kişi, cezaevinde kaldığı süre zarfında iyi halli olduğu ve topluma uyum sağlayacağına dair cezaevi kurulunda kanaat getirilmişse kişinin kalan cezasını cezaevinin dışında, özgür bir biçimde cezaevi dışında geçirmesine koşullu salıverilme denir. Bu makalede, koşullu salıverilme kavramını, uygulama sürecini ve hukuki anlamını ele alacağız.

Koşullu Salıverilme (Şartlı Tahliye) Nedir?

Koşullu salıverilme, bir başka söylemle şartlı tahliye; hükümlünün, mahkeme tarafından belirlenen şartlar altında cezasını tamamladıktan bir süre sonra tahliye edilmesi anlamına gelir.

Yargılama neticesinde hüküm giyen bir kişi, cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra, kanun tarafından belirlenen koşullara uygun davranışlar sergilediğinde ve topluma yeniden uyum sağlayacağına dair güvence verdiğinde, cezaevinden salıverilir. Bu sayede, hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması ve suç tekrarını önlemek hedeflenir.

Koşullu Salıverilme Süreci?

Koşullu salıverilme, hükümlünün cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra gündeme gelir. Her ülkenin ve yargı sisteminin farklı yasaları ve uygulamaları bulunsa da, genel olarak koşullu salıverilme işleyişi şu adımlardan oluşur:

  • Ceza İnfaz Kurumu Değerlendirmesi: Hükümlü, cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra, ceza infaz kurumu tarafından değerlendirmeye alınır. Bu değerlendirme sürecinde, hükümlünün cezaevi içindeki davranışları, eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılımı ve toplum uyumuna yönelik çabaları göz önünde bulundurulur.
  • Koşullu Salıverilme Kararı: Ceza infaz kurumu, hükümlünün cezaevindeki performansını ve uyumunu değerlendirdikten sonra, koşullu salıverilme kararı için mahkemeye başvurur. Mahkeme, hükümlüyü serbest bırakma konusunda uygun görürse, belirli koşullar ve denetim mekanizmalarıyla koşullu salıverilme kararı verir.
  • Koşullar ve Denetim: Koşullu salıverilme kararı alınan hükümlü, belirli şartları yerine getirmek zorundadır. Bu şartlar arasında, belirli bir süre boyunca suç işlememek, düzenli olarak belirlenen bir denetim merciine rapor vermek, eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmak gibi koşullar bulunabilir. Hükümlü bu koşullara uymak zorundadır, aksi takdirde koşullu salıverilme iptal edilebilir ve cezaevine geri gönderilebilir.

Koşullu Salıverilmenin Hukuki Anlamı

Koşullu salıverilme, ceza hukukunda suç işlemiş bireylerin cezaevi koşullarında belirli bir süre geçirmelerinin ardından, adaletin bir parçası olarak topluma kazandırılmasını sağlayan bir mekanizmadır. Bu uygulama, hükümlülerin suç tekrarını önlemeyi ve toplumda yeniden saygın bir birey olarak yer almasını hedefler.

Koşullu salıverilmenin amacı, hükümlüyü suça yönelten faktörlerin azaltılması, topluma uyum sağlama becerilerinin geliştirilmesi ve yeniden suça dönüşü önleyecek destek mekanizmalarının oluşturulmasıdır. Ayrıca, cezaevlerinin doluluk oranlarını azaltmak ve toplumun güvenliğini korumak da koşullu salıverilmenin hukuki anlamında önemli faktörlerdir.

Sonuç

Koşullu salıverilme, suç işlemiş bireylerin cezalarını belirli şartlar altında daha kısa bir sürede tamamlamalarını ve topluma kazandırılmalarını sağlayan önemli bir hukuki süreçtir. Ceza hukuku içinde önemli bir yere sahip olan koşullu salıverilme, adalet sistemi içinde suçluların rehabilitasyonunu ve topluma uyumunu amaçlar.

Bu mekanizma, hükümlülerin suça dönüşünü önlemeyi ve toplumda saygın bir yere gelmelerini hedefler. Her ülkenin ve yargı sisteminin farklı uygulamaları olsa da, koşullu salıverilme ceza hukukunda önemli bir rol oynayan etkili bir araçtır.

Koşullu salıverilme hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine koşullu salıverilme hakkında Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ev.sahibinin.banka.hesabini.kapatmasi.01

Ev Sahibinin Banka Hesabını Kapatması

Kira davalarının sayısı günümüzde oldukça artmıştır. Özellikle kira miktarı konusunda ev sahibi ve kiracı anlaşamamakta, fahiş kira istenmesi nedeniyle uyuşmazlık çıkmaktadır. Ev sahibi, istediği miktarda kiranın kiracı tarafından kabul edilmemesi halinde farklı yollara başvurmaktadır. Bunlardan birisi de ev sahibinin banka hesabını kapatmasıdır. Kiracılar ise “ev sahibi banka hesabını kapattı, şimdi ne yapacağım” sorusunun yanıtını aramaktadır. Yazımızda bu soruya cevap vereceğiz.

Kira Bedeli Nasıl Belirlenir?

Kira bedeli, kira sözleşmesi yapılırken taşınmazın konumu, özellikleri, yaşı, emsal fiyatları vb. göz önüne anılarak kiracı ve kiraya veren tarafından belirlenir. Ev sahibi, evini kiraya verirken kira miktarını belirlemekte serbesttir. Bu nedenle kira sözleşmesinin imzalandığı anda belirlenen kira miktarına itiraz edilemez.

Ancak yeni kira döneminde ödenecek kira miktarı için birtakım sınırlar vardır. TBK m. 344’e göre, yenilenen kira döneminde ödenecek kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Ayrıca, TBK geçici madde 2’de, konut kiraları bakımından 02.07.2023 – 01.07.2024 tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Ev Sahibi Neden Banka Hesabını Kapatmaktadır?

Günümüz ekonomik koşullar nedeniyle kiralar her geçen gün yükselmektedir. Ev sahipleri, yeni kira döneminde ödenecek kira bedelinin piyasa miktarlarına yakın olmasını istemektedir.

Kiracı kanuni sınırdan daha fazla kira ödemeyi kabul etmezse, bu durumda evin kirası piyasanın altında kalmaktadır. Kiraya verenin istediği kirayı kiracının kabul etmemesi halinde, taraflar arasında anlaşmazlık yaşanmaktadır.

Ev sahibinin banka hesabını kapatmasının amacı kiracıyı temerrüde düşürmektedir. Ev sahibi kirayı almamak için bugüne kadar kiranın ödendiği banka hesabını kapatmakta, kiracı ise artık bu hesaba kirayı gönderememektedir. Kira bedellerinin ödenmemesi halinde, kiraya veren, kiracının temerrüdü nedeniyle tahliye davası açabilmektedir.

Sonuç olarak ev sahibi, tahliye davası açabilmek için banka hesabını kapatarak kiracıyı temerrüde düşürmeye çalışmaktadır.

Ev Sahibi Banka Hesabını Kapatırsa Kira Borcum Sona Erer Mi?

Ev sahibinin banka hesabını kapatması halinde kiracının kira borcunu ortadan kalkmaz. Kiracı, kira sözleşmesine uygun şekilde kira borcunu ödemek zorundadır.

Kiracı, banka hesabının kapatılması nedeniyle kiralarını yatırmazsa, ev sahibi ödenmeyen kiraların tahsili için icra takibi başlatabilir veya dava açabilir.

Ev Sahibi Kiranın Ödendiği Banka Hesabını Kapatırsa Kirayı Nereye Ödeyeceğim?

Ev sahibinin banka hesabını kapatmış olması halinde, alacaklı kiraya veren temerrüde uğramış olur. Bu durumda kiracının başvurabileceği iki yol vardır.

İlk olarak kiracı, kiraların ödendiği banka hesabının kapatılması halinde, kira bedellerini konutta ödemeli olarak PTT kanalıyla ev sahibine ödeyebilir. Bu durumda kiracının kira borcunu ödeme yükümlülüğü sona erer.

Alacaklı kiraya veren, konutta ödemeli olarak PTT yoluyla gönderilen kirayı teslim almaktan kaçınırsa, kiracı sulh hukuk mahkemesine başvurarak kira bedelinin yatırılması için tevdi mahalli tayini (ödeme yerinin belirlenmesi) talebinde bulunabilir. Nitekim TBK m. 107/1’de, “Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir” denilmektedir.

Sonuç olarak, ev sahibi banka hesabını kapatırsa, kiranın öncelikle konutta ödemeli olarak PTT yoluyla ev sahibine gönderilmesi gerekir. Ev sahibinin kirayı teslim almaması halinde ise kiranın sulh hukuk mahkemesine başvurarak tevdi mahalli yoluyla ödenmesi gerekir.

Kiracının temerrüde uğraması halinde taşınmazdan tahliye kararı verilebileceği mümkün olduğundan, ev sahibi banka hesabını kapatırsa veya banka hesabını kiracıyla paylaşmazsa kiracının buradaki hukuki prosedürleri yürütmesi gerekmektedir.

Ev sahibinin banka hesabını kapatması halinde ne yapılacağı hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

izmir gayrimenkul avukatı

Yüksek Aidata Nasıl İtiraz Edilir?

Fahiş olarak artırılan aidata itiraz, günümüzde sıkça açılan davalardandır. Gelişen ekonomik koşullar çerçevesinde apartman veya site giderlerinin artması, aidat miktarının fahiş miktarda artırılmasına sebep olabilir. Bu tür durumlarda işletme giderleri aşacak şekilde yüksek aidat istenmesi için kat malikleri kurulu kararı alınmaktadır. Yüksek miktarda istenen aidata ise dava yoluyla engel olunabilmektedir.

Aidat Nedir?

Aidat, toplu yaşamın bulunduğu site, apartman vb. yerlerden ortak giderlerin karşılanması için her ay düzenli olarak yapılan ödemedir.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesinde, ortak giderleri için ödenecek aidatın hangi giderleri kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri, bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri, su, elektrik, temizlik, kalorifer gibi ortak işletme giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderler, toplanan aidatlardan karşılanır.

Aidatı Kim Öder?

Aidat, kural olarak kat maliki tarafından ödenir. Bu nedenle aidat ödeme yükümlülüğünün asıl sorumlusu ev sahibidir. Ancak kira sözleşmelerinde kiracı ve ev sahibi, aidatın kiracı tarafından ödeneceğini kararlaştırmaktadır. Ev sahibi, kira sözleşmesine rağmen aidat ödemek zorunda kalırsa ödediği miktarı kiracıdan isteyebilir.

Öte yandan Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22/1’de, “Kat malikinin, 20 nci madde uyarınca payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur” denilerek kiracının da aidat ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemiştir.

Öyleyse hem kat maliki (ev sahibi) hem de kiracı, aidat borcundan birlikte sorumludur.

Yüksek İstenen Aidata Nasıl İtiraz Edilir?

Aidat miktarı, kat malikleri kurulunda karara bağlanır. Apartman yahut site için hazırlanan gelecek döneme ilişkin harcama tahminine dayalı işletme projesi, aidat miktarının belirlenmesinde önem arz eder. İşletme projesinde ilgili yılda yapılacak masraflar tespit edilerek bunun üzerinden aidat miktarı belirlenir.

Aidat, kat malikleri kurulu kararıyla belirlenir. Bu nedenle fahiş miktarda belirlenen aidat için kat malikleri kurulu kararının iptali istemiyle sulh hukuk mahkemesinde dava açılması gerekir. Aidat miktarına itiraz, apartman veya site için yapılacak harcama kalemlerinin fahiş üzerinde bir aidat istemine dayanır.

Yüksek aidat ödenmesine itiraz halinde, mahkemece yapılacak incelemede işletmedeki giderler ve apartmanın, sitenin vb. somut olaya ilişkin mevcut koşulları göz önüne alınarak aidat miktarının yüksek olup olmadığı tespit edilir.

Kiracının Fahiş Aidata İtiraz Etme Hakkı Var Mı?

Kira sözleşmesi yapılan taşınmazlarda aidat çoğu zaman kiracı tarafından ödenmektedir. Bu nedenle kiracının yüksek aidata itiraz etme hakkının bulunup bulunmadığı sıklıkla sorulmaktadır.

Yukarıda açıkladığımız üzere, aidat miktarı kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmektedir. Kat malikleri kurulu kararına karşı ancak kat malikleri, yani ev sahipleri itiraz edebilir. Bu nedenle fahiş aidat miktarına karşı kiracının kat malikleri kurulu kararının iptali davası açma hakkı yoktur.

Kural bu olmakla birlikte istisnai hallerde, kiracı, fahiş aidat miktarına karşı kat malikleri kurulu kararının iptalini isteyebilir. Ancak kiracının dava açabilmesi için yüksek aidat ödenmesine ilişkin kararın, onun hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici olması gerekir.

Fahiş Aidat Kararına Ne Zamana Kadar İtiraz Edilebilir?

Kat malikleri kurulu kararlarına karşı, kurul toplantısına katılarak aykırı oy kullanan her malik, karar tarihinden itibaren fahiş aidat miktarına karşı bir ay içerisinde dava açabilir.

Kurul toplantısına katılmayan her malik ise kararı öğrendiği tarihten itibaren bir ay ve her halde altı ay içerisinde fahiş aidat miktarına karşı dava açabilir.

Kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaksızın fahiş olarak artırılan aidata itiraz edilebilir.

Yüksek Aidata Kiracının Dava Açabileceğine İlişkin Yargıtay Kararı

“Kiracı aidata itiraz edebilir mi” sorusu sıkça sorulmaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, kiracının kat malikleri kuruluna karşı dava açabilmesi için alınan kararın özel bir çıkar ile ilgili olması, hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte bulunması gerektiğine hükmetmiştir.

Kiracı, yüksek aidat miktarıyla ilgili hak ve yararlarının zedelendiğini ispatlayabildiği ölçüde, fahiş kiranın düşürülmesi için dava açabilecektir.

20. HD., E. 2019/3269 K. 2019/6235 T. 4.11.2019

“634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi “Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32. madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz” hükmü düzenlenmiştir.

Ana kural bu olmakla birlikte anataşınmazda kat maliki olmayıp da bir bağımsız bölümde kira sözleşmesine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir nedene dayanarak sürekli bir biçimde yararlanan kimseler de 33. madde hükmünce mahkemeye başvurarak hakimin müdahalesini isteyebilirler. Ancak bunlar, bu konuda kat maliki gibi geniş haklara sahip değillerdir. Bu kişilerin kat malikleri kuruluna karşı dava açmak için alınan kararın özel bir çıkar ile ilgili olması, hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte bulunması gerekir.”

Fahiş aidat miktarına itiraz hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

araca.yanlis.akaryakit.konulmasi.01

Araca Yanlış Akaryakıt Konulması

1. Araca Yanlış Akaryakıt Konulması

“Aracıma yanlış akaryakıt konuldu, ne yapmalıyım” sorusu sıklıkla sorulmakta, bu durumda tüketicinin haklarının neler olduğu merak edilmektedir.

Benzin istasyonlarında araçlara yakıt istihdam edilen pompacı tarafından doldurulmaktadır. Ancak dalgınlık, ihmal vb. insan faktörü nedeniyle bazen araca yanlış yakıt konulmaktadır. Bu durumda aracın arızalanmasına sebep olmakta hatta araç kullanılamaz hale gelmektedir.

Örneğin benzinli araca dizel yakıt konulması veya dizel araca benzin konulması durumunda araç çalışamaz hale getirmektedir. Çoğu zaman yanlış yakıt konulduğu sonradan fark edilmektedir. Yanlış yakıt nedeniyle araç sahibi tamir masraflarını ödemekte, aracını belli bir süre kullanamamaktadır.

2. Araca Yanlış Yakıt Konulursa Ne Yapmalıyım?

Araca hatalı yakıt konulduğunun aracın hiç çalıştırılmadan fark edilmesi halinde, benzin istasyonundaki görevliler yakıtı temizleyip yenisiyle değiştirmektedir. Fakat kontağın çalıştırılması halinde artık hatalı yakıt tüketilmekte, aracın aksamında ve motorunda arızaya sebep olmaktadır.

Bu tür durumlarda araca hatalı yakıt konulması halinde benzin istasyonundan alınan yakıt fişin saklanması önem arz edecektir. Çünkü yakıt fişinde araca hangi tür yakıtın konulduğu yazmaktadır. Bu nedenle yakıt fişi, hatalı yakıt konulmasından kaynaklanan davalarda önemli bir delildir.

Hatalı akaryakıt konulması halinde, durumun derhal yakıt alınan benzin istasyonuna bildirilmesi gerekir. Araçtaki zararı tespit edebilmek amacıyla sulh hukuk mahkemesinde derhal delil tespiti yoluna başvurmak mevcut delillerin yok olmadan toplanması sağlar. Benzin istasyonu tarafından mağduriyete çözüm bulmuyorsa, delillerin kaybolmaması için derhal avukatınıza danışmak faydalı olacaktır.

3. Araca Hatalı Yakıt Konulması Halinde Hangi Masrafları İsteyebilirim?

Araca hatalı akaryakıt konulması halinde aracın tamir edilmesi ve arızaların giderilmesi gerekmektedir. Bu durumda aracın bütün tamir ve işçilik masrafları, değişen parça masrafları, çekici masrafları benzin istasyonundan tazminat olarak talep edilebilir.

Hatalı akaryakıt nedeniyle aracın tamir edilmesi araçta değer kaybına sebep olabilir. Bu durumda araçta uğranılan değer kaybı da talep edilebilecektir.

Aracın tamir edildiği süreç içerisinde araç sahibi aracından mahrum kalmaktadır. Tamir süreci içerisinde araçtan mahrum kalınması veya bu süreçte kiralık araç kullanılmak zorunda kalınması halinde, araç sahibi kiralık araç bedellerini veya mahrumiyet tazminatını isteyebilir.

19. HD., E. 2013/11880 K. 2013/18447 T. 19.11.2013

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; davacı şirkete ait dizel yakıtla çalışan otomobile davalı şirket çalışanınca yanlış yakıt konulması sebebiyle aracın bazı parçalarının hasarlandığı ve hasarlanan parçaların değişimi nedeniyle davacının belli bir süre araçtan yararlanamadığı, bilirkişi raporuna göre aracın tamiri için 6.363,62 TL masraf yapıldığı, davacının 630,00 TL tutarında mahrumiyet kaybının bulunduğu, araçta hangi yakıtla çalıştığına dair ibarenin bulunduğu ve davalı işleticinin istihdam ettiği personelini bu konularda eğitmesi gerektiği halde eğitmediği, oluşan zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle toplam 6.993,84 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 19.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

4. Yanlış Yakıt Konulması Halinde Sorumluluk Kime Ait?

Aracıma yanlış yakıt konulması halinde zararımı kimden isteyeceğim sorusu oldukça sık sorulmaktadır. Bu tür durumlarda yanlış akaryakıt koyan benzin istasyonu araç sahibinin zararını karşılamak zorundadır. Benzin istasyonu dışında buna akaryakıt sağlayan marka da (örneğin Shell, Opet, Petrol Ofisi, BP gibi) araç sahibinin zararını karşılamakla yükümlüdür.

Dolayısıyla yanlış yakıt konulması halinde araç sahibi dilerse benzin istasyonuna dilerse akaryakıt sağlayan markaya veya her ikisine birlikte başvurarak tazminat davası açabilir.

Yargıtay, hatalı yakıt konulması halinde benzin istasyonu ile birlikte akaryakıt temin eden markanın birlikte (müteselsil) sorumlu olduğunda hükmetmiştir.

3. HD., E. 2020/3188 K. 2020/4776 T. 24.9.2020

Davacı, davalı … Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne ait akaryakıt istasyonu çalışanları tarafından aracına yanlış yakıt konulması suretiyle uğradığı zararların tazminini istemiştir. Mahkemece, asıl dava da, davalı … Sanayi ve Ticaret A.Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, diğer davalı …Ofisi A.Ş. yönünden, zararın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, somut olayda, davalılardan … Petrol Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin işlettiği akaryakıt istasyonunun diğer davalı … Ofisi A.Ş.’nin bayisi olduğu (Petrol Ofisi), bayinin çalışanı tarafından davacıya ait araca yanlış yakıt konulması suretiyle aracın arızalandığı hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, bayi tarafından verilen hizmet nedeniyle sağlayıcının müteselsil sorumluluğu bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Sağlayıcı ve bayi 4/A maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, ayıplı hizmetten ve ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zarardan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Kaldı ki, sunulan hizmetin ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz (H.G.K.’nun 19.09.2012 tarih 2012/13-153 E., 2012/598 K. sayılı ilamı). Mahkemece açıklanan bu husus gözardı edilerek, davalı … Ofisi’nin, zararın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

5. Hatalı Akaryakıt Nedeniyle Açılacak Davalar Hangi Mahkemede Açılır?

Araca yakıt konulması halinde, araç sahibi tüketici konumundadır. Akaryakıt bayisi tarafından verilen hizmet tüketici sözleşmesi niteliğindedir. Bu nedenle hatalı akaryakıt konulması halinde açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme tüketici mahkemesidir.

Uyuşmazlık tutarının tüketici hakem heyetlerinin sınırı içerisinde kalması halinde, tüketici mahkemesi yerine tüketici hakem heyetine başvurmak gerekir.

Genel yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 6). Ancak araç sahibi tüketici sıfatına sahip olduğundan, tüketici davaları, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabilir (TKHK m. 73/5).

6. Hatalı Akaryakıt Konulması Yüzünden Açılacak Tazminat Davalarında Arabulucuya Başvurmak Zorunlu Mudur?

Yanlış yakıt konulması halinde görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Tüketici mahkemelerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (TKHK m. 73/A). Aksi halde dava usulden reddedilir.

Uyuşmazlık konusu tazminat tutarının tüketici hakem heyeti sınırında kalması halinde arabuluculuğa başvurulması zorunlu değildir (TKHK m. 73/A)

7. Yanlış Yakıt Nedeniyle Uğradığım Zararı Sigortadan (Kaskodan) İsteyebilir Miyim?

Hatalı yakıttan kaynaklı uğranılan zararların tamamı, dolum yapan benzin istasyonundan veya akaryakıt sağlayıcısından istenebilir. Ancak uğranan zararların karşılanması her zaman kısa sürmeyebilir.

Bu tür durumlarda sigorta poliçesi kapsamında zararların karşılanması mümkün olabilmektedir. Eğer ki dolum yapılan aracın kasko sigortası bulunuyorsa, poliçenin hatalı akaryakıt dolumunu da kapsaması gerekir. Kasko poliçesinde yanlış akaryakıt dolumu yer alıyorsa uğranan zararların sigorta şirketinden de talep edilebilmesi mümkündür. Öte yandan araçta kasko sigortası bulunması, benzin istasyonunun sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Hatalı akaryakıt zorunlu mali mesuliyet sigortası, yani trafik sigortası tarafından ise karşılanmamaktadır.

Hatalı akaryakıt konulması hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

israrla.takip.sucu.01

Israrlı Takip Suçu Nedir?

Israrlı takip suçu, bir kişinin başka bir kişiye ısrarla fiziken takip etme veya iletişim araçları ile temas kurmaya çalışması olarak Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmıştır. Bu suç, kadına yönelik şiddeti engellemek amacıyla ortaya çıkmış olup, hukuki yaptırımları ve cezai sonuçları vardır. Bu metinde, israrlı takip suçu hakkında detaylı bilgiler, suçun unsurları ve koşulları bulunmaktadır.

1. Israrlı Takip Suçu Nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesinde düzenlenen ısrarlı takip suçunun amacı, özellikle kadına yönelik şiddet içeren fiiller henüz işlenmeden failin cezalandırılarak mağdurun korunmasıdır. Her ne kadar ısrarlı takip suçunun ortaya çıkışı kadına yönelik şiddetin engellenmesi olsa da suçun mağduru herhangi bir kimse olabilir.

TCK m.123/A

“(1) Israrlı bir şekilde; fıziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Suçun;

  1. a) Çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi,
  2. b) Mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması,
  3. c) Hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi, hâlinde faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Bu maddede düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.”

2. Israrlı Takip Ne Demektir?

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) 34. maddesinde ısrarlı takip, “başka bir şahsa yönelik olarak gerçekleştirilen ve bu şahsı, şahsın kendisini güvende hissetmesini önleyecek şekilde korkutacak, kasıtlı bir biçimde tekrarlanan tehditkâr davranışlar” şeklinde tanımlamıştır.

3. Israrlı Takip Suçunun Unsurları

3.1. Israrlı Takip Suçunun Koşulları Nelerdir?

Israrlı takip suçunun fiili, TCK m. 123/A’da, “Israrlı bir şekilde; fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak” olarak belirtilmiştir. O halde ısrarlı takip suçu iki halde oluşabilir. Bunlardan birincisi; ısrarlı bir şekilde fiziken takip etmek, ikincisi ise ısrarlı bir şekilde temas kurmaya çalışmaktır.

Israrlı şekilde fiziksel takip seçimlik hareketine örnek olarak mağdurun peşinden gitmek, yakınlarında dolaşmak, notlar yazıp bırakmak, mağdurun konutunun önünde beklemek, varlığını bir şekilde hissettirmek gösterilebilir.

Mağdurla ısrarlı bir şekilde temas kurmaya çalışmak seçimlik hareketinde ise, failin temas kurmaya çalışma ısrarı yeterlidir. Örneğin mağduru defalarca kez arama, sosyal medyadan defalarca kez mesaj gönderme eylemleri mağdur tarafından okunmasa bile bu suçun oluşmasına sebebiyet verecektir. Temas kurmaya çalışmak suretiyle ısrarlı takip suçu üç şekilde gerçekleşebilir. Bunlar:

  1. Haberleşme ve İletişim Araçlarını Kullanma: Israrlı bir biçimde mesaj göndermek, e-posta göndermek, mektup göndermek, telefon etmek gibi hareketler ısrarlı takip suçunu oluşturacaktır.
  2. Bilişim Sistemlerini Kullanma: Whatsapp, Instagram, Facebook, Twitter, YouTube ve bunun gibi sosyal medya uygulamalarını kullanmak suretiyle de bu suç gerçekleşebilecektir.
  3. Üçüncü Kişileri Kullanma: Failin üçüncü bir kişiyi mağdurla görüşmesi için göndermesi veya failin üçüncü bir kişiye mağduru defalarca kez aratması, mesaj attırması şeklinde olabilir.

3.2. Israrlı Takip Suçunun Oluşması İçin Eylemin Ne Kadar Tekrar Etmesi Gerekir?

Israr, ısrarlı bir şekilde fiziken takip etmek ve ısrarlı bir şekilde temas kurmaya çalışmak şeklindeki her iki seçimlik hareketin de kurucu unsurudur. Suçun oluşması için eylemlerin kaç defa tekrarlanması gerektiğine dair bir düzenleme yoktur. Ancak her halde en az iki kere gerçekleşmesi zorunludur. Bu olgu her somut olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenecektir.

3.3. Israrlı Takip Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir?

Israrlı takip suçuna ilişkin madde hükmüne göre, suçun;

  1. Çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi,
  2. Mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması,
  3. Hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi hallerinde ısrarlı takip suçunun nitelikli hali oluşacaktır.

Kanun “boşandığı eşe karşı işlenmesi” demek suretiyle, suçun eski sevgiliye veya nişanlıya karşı işlenmesi halinde suçun nitelikli halinin oluşmayacağını göstermektedir.

4. Israrlı Takip Suçunun Cezası Nedir?

Israrlı takip suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Şikâyetin failin eylemleri nedeniyle mağdur olan kişi tarafından, mağdurun fiil ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde ve suçun TCK m. 66 uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabi olması sebebiyle her halükârda 8 yıl içerisinde yapılması gerekir.

Israrlı takip suçunun temel hali altı aydan iki yıla kadar, nitelikli hali ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5. Israrlı Takip Suçu Nedeniyle Tutuklama Mümkün Müdür?

CMK m. 100/4 gereğince, hapis cezasının alt sınırı 2 yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. Israrlı takip suçunun temel hali iki yıla kadar hapis cezasını öngördüğünden, suçun temel şekli bakımından tutuklama tedbirine başvurulamaz. Ancak nitelikli hal kapsamında 3 yıllık bir üst sınır belirlendiğinden, ilgili kişi hakkında tutuklama kararı verilebilecektir.

6. Israrlı Takip Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu düzenlenmiştir. Madde metni uyarınca daha önce kasıtlı bir suç işlememiş olan sanık hakkında, hükmedilen cezanın 2 yıl veya daha kısa süreli olması ve sanığın da talebinin bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Öyleyse ısrarlı takip suçunun temel hali bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir. Ancak ısrarlı takip suçunun yeniden işlenmesi halinde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkün değildir.

7. Israrlı Takip Suçu Uzlaştırmaya Tabi Mi?

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253 kapsamında düzenlenen uzlaştırma, ceza soruşturması ve davasında tarafsız bir kimsenin arabuluculuğuyla uyuşmazlığın çözülmesi için suçun mağduru ve failinin iletişim kurduğu süreçtir.

CMK m. 253/3’te ısrarlı takip suçunda uzlaştırma bakımından, “Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A), uzlaştırma yoluna gidilemez” denilmiştir. Kanun koyucu ısrarlı takip suçu şikâyete tabi bir suç olmasına rağmen özel olarak uzlaştırma kapsamı dışında tutulmuştur.

8. Israrlı Takip Suçu Hakkındaki Emsal Kararlar

Israrlı takip suçu 12 Mayıs 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni bir düzenleme olduğundan ve suçun cezası temyiz yoluna açık olmadığından Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararları oldukça azdır. Israrlı takip suçu bakımından Yargıtay’ın emsal olabilecek bazı kararları vardır.

Yargıtay 4. CD, E: 2020/22848, K: 2022/6156, 01.03.2022:

‘‘Sanığın, müştekiye yönelik farklı zamanlarda gerçekleştirdiği, telefona mesaj gönderme şeklindeki suça konu eylemlerinin, TCK’nın 123. maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun “ısrar” öğesini oluşturması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, aynı Kanun’un 43/1. maddesinin uygulanması…’’

Yargıtay 4. CD. E:2019/2009 K: 2021/25261, 25.10.2021:

“Sanığın, gece vakti katılanlar ve şikayetçinin birlikte yaşadıkları eve giderek onları rahatsız ettiğinin ve katılan Hale Yıldız’ı tehdit ettiğinin kabul edilmesi, yine katılan Hale Yıldız ile şikayetçi Azime Yıldız’a farklı günlerde birden fazla tehdit içeren mesaj gönderdiğinin tespit edilmesi karşısında, sanık hakkında hükmedilen cezalarda, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu açısından TCK’nın 43/2. Maddesi delaletiyle aynı Kanun maddesinin 1. fıkrası, tehdit suçu açısından ise anılan Kanun’un 43/1. maddesine göre artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi…”

Israrlı Takip Suçu Örnek Şikâyet Dilekçesi

İZMİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

MÜŞTEKİ                    : Ad SOYAD (T.C. No: ….)

VEKİLİ                        : Av. Emre ŞENTÜRK – Av. Berk KABAAĞAÇLI

                                     Mansuroğlu Mah. 1593/1 Sk. No:10 D:64 İnce Plaza Bayraklı/İZMİR

ŞÜPHELİ                     : Ad SOYAD (T.C. No: ….)

SUÇ                              : Israrlı Takip Suçu

SUÇ TARİHİ                : …/…/…

AÇIKLAMALAR          :

Müvekkilimiz, 2023 yılının Nisan ayında eşinden anlaşmalı olarak boşanmıştır. Boşanma kararından haberdar olan ve müvekkilimiz ile aynı işyerinde işçi olarak çalışan şüpheli müvekkile her hafta çiçek almaya, defalarca kez sosyal medya üzerinden mesajlar göndermeye başlamıştır.

Müvekkil, şüphelinin hiçbir mesajına dönüş yapmayıp kendisini engellemiş, bunun üzerine şüpheli başka sosyal medya hesapları açarak müvekkile mesaj göndermeye devam etmiştir. Şüphelinin gönderdiği tüm mesajların görüntüsü ektedir.

Şüpheli davranışlarında ısrarcı olmaya devam etmiş, müvekkilin evinin kapısına hediyeler bırakmış, müvekkilimizi evinde dahi defalarca rahatsız etmiştir. Buna dair apartman güvenlik kamera kayıtları ektedir.

Yukarıda açıklandığı üzere şüpheli müvekkile karşı TCK m.123/A’da belirtilen ısrarla takip suçunu işlemiştir. Şüphelinin işlediği suçtan cezalandırılması için soruşturma başlatılmasını talep ederiz.

DELİLLER                    :

  1. Mesajların bulunduğu ekran görüntüleri,
  2. Güvenlik kamera kayıtları,
  3. Tanık beyanları.

SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda arz edilen nedenlerle şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini talep ederiz. …/…/…

                                                                                                                 Müşteki Vekili

                                                                                                                Av. Emre ŞENTÜRK

Israrlı takip suçu hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

kira.sözlesmesi.depozito.01

Kira Sözleşmelerinde Depozito

1. Depozito (Güvence Bedeli) Nedir?

Depozito, kira sözleşmesinden kaynaklanacak alacakların ve taşınmazda meydana gelebilecek zararların teminat altına alınması için kiracı tarafından kiraya verene ödenen bedeldir. Böylece kiraya veren, kira sözleşmesiyle birlikte kiracının kullanımına bıraktığı taşınmazda doğabilecek zararlara karşı önlem almış olur.

Kira sözleşmesinin imzalanabilmesi için depozito ödenmesi zorunlu değildir. Kiracı ve ev sahibi dilerse depozito kararlaştırmadan kira sözleşmesi imzalayabilirler. Ancak kira sözleşmelerinde genellikle depozito alınmakta, kira sözleşmesi imzalandığı sırada ev sahibine ödenmektedir.

2. Kira Sözleşmesinde Depozito En Fazla Ne Kadar Olabilir?

Kira sözleşmesi için ne kadar depozito verileceği kiracı ve ev sahibi arasında serbestçe kararlaştırılmaktadır. Uygulamada depozito, genellikle bir veya birkaç aylık kira bedeli üzerinden belirlenmektedir.

Konut ve çatılı işyeri kiralarında kanun koyucu depozito bedeline bir üst sınır getirilmiştir. Türk Borçlar Kanunu m. 342’ye göre, depozito bedeli üç aylık kira miktarını aşamaz. Üç aylık kira bedelinden daha fazla depozito alınması halinde, kanunu aşan miktarda yapılan ödemenin kiracıya iadesi gerekir.

MADDE 342

(1) Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz.

3. Depozito Bedeli Nereye Ödenmelidir?

Uygulamada depozito kira sözleşmesiyle birlikte ev sahibine ödenmekte, kira sözleşmesi sona ermesi üzerine taşınmazda bir hasar yoksa depozito kiracıya iade edilmektedir. Böylece kira sözleşmesi süresi boyunca depozito ev sahibi tarafından saklanmaktadır.

Kanun koyucu, depozito bedelinin para veya kıymetli evrak olarak kararlaştırılması halinde, depozitonun ev sahibine yerine bankaya yatırılmasına dair düzenleme yapmıştır. Buna göre kira sözleşmelerinde alınacak depozitonun para olması halinde, depozitonun vadeli bir tasarruf hesabına yatırılmalıdır. Depozito olarak kıymetli evrak verildiyse, bankaya depo edilir.

MADDE 342

(2) Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.

Depozito, kira sözleşmesi nedeniyle doğabilecek zararlara karşı kiraya verene ödenen bir miktardır. Taşınmazda herhangi bir zarar yoksa depozitonun kiracıya eksiksiz iadesi gerekir. Para olarak verilen depozitonun vadeli bir tasarruf hesabında nemalandırılmasıyla, esasında kiracıya ait olan depozito bedelinin değer kaybetmesi önlenmektedir.

4. Döviz Cinsinden Depozito Verilebilir mi?

Kira sözleşmeleri imzalanırken genellikle para olarak belirli bir miktar depozito alınmakta, aradan uzun yıllar geçtikten sonra aynı miktarda depozito bedeli kiracıya iade edilmektedir. Halbuki enflasyon nedeniyle kiracının depozito bedelinin değeri eksilmektedir. Ayrıca depozito taşınmazın tahliye edileceği tarihte taşınmazda doğabilecek zararları karşılamaya da yetmeyebilmektedir.

Bunun önüne geçmek için kiracı ve ev sahibi, depozito bedelini döviz cinsinden kararlaştırmakta, kira sözleşmesi imzalandığı sırada depozito dolar veya euro cinsinden ev sahibine ödenmektedir. Ancak dövizle sözleşme yapma yasağı nedeniyle döviz cinsinden depozito verilmesinin mümkün olup olmadığı sıklıkla sorulmaktadır.

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 numaralı Tebliği m. 8/1’e göre, bazı sözleşmelerde sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden yahut dövize endeksli olarak kararlaştırılması yasaktır. Ancak Tebliğ’in 8. maddesinin son fıkrasında, depozito bedelleri için istisna tanınmıştır.

Sonuç olarak, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 numaralı Tebliğ’in 8. maddesinin son fıkrasına göre, döviz cinsinden depozito verilmesi mümkündür.

4. Depozito Kiracıya Ne Zaman İade Edilir?

Depozitonun kiracıya iade edilebilmesi için öncelikle kira sözleşmesi sona ermelidir. Kira sözleşmesi devam ederken kiracı depozitonun kendisine iade edilmesini isteyemez. Ayrıca kiracı, sözleşme devam ederken depozitonun kiraya mahsup edilmesini de talep edemez.

Kiracı, kira sözleşmesinin bitmesi üzerine depozitonun kendisine iade edilmesini isteyebilir. Kira sözleşmesinin sona ermesinden bahsedebilmek için anahtarların kiraya verene (ev sahibine) teslim edilmiş olması gerekir. Taşınmazı boşaltarak ev sahibine teslim ettiği konusunda ispat yükü kiracıya aittir.

Kiraya veren, kira sözleşmesiyle birlikte kendisine teslim edilen depozito bedelini, taşınmazda herhangi bir zarar veya hasar yoksa derhal kiracıya iade etmekle yükümlüdür.

Depozitonun bankaya yatırılmış olması halinde ise kira sözleşmesinin bitiminden itibaren üç ayın geçmesi gerekir. TBK m. 342/3’e göre depozitonun yatırıldığı banka, sözleşmenin sona ermesinden itibaren üç ay geçmedikçe depozitoyu kiracıya iade edemez.

MADDE 342

(3) Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmemişse banka, kiracının istemi üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür.

6. Hangi Durumlarda Depozito İade Edilmez?

Depozito, kira sözleşmesi nedeniyle taşınmazda meydana gelebilecek hasar ve zararları teminat altına alabilmek amacıyla ödenir. Bu nedenle bazı durumlarda depozito bedelinin kiracıya geri ödenmesi gerekmez. Örneğin;

  • Kiracının taşınmaza veya demirbaşlara zarar vermiş olması,
  • Evdeki demirbaşları giderken götürmesi veya çalması,
  • Ödenmemiş eksik kiraların veya aidatların bulunması,
  • Ödenmemiş elektrik, su vb. giderlerin bulunması,
  • Ev eşyalı olarak kiraya verilmişse evdeki eşyaların zarar görmesi.

7. Kiracı Evden Çıkarken Eve Zarar Vermişse Ne Yapılmalıdır?

Kiracının evi boşaltması üzerine taşınmazda veya demirbaşlarda hasar bulunması halinde kiraya veren (ev sahibi) gecikmeksizin eşyalardaki zararın fotoğrafını ve videosunu çekmeli ve mümkünse bunu tutanak altına almalıdır.

Kiracının eve zarar vererek boşaltması halinde en sağlıklı yol delil tespiti yoluna başvurarak taşınmazdaki zararı mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesini sağlamaktır. Böylece kiraya veren hak kaybı yaşamadan taşınmazdaki zararlarını kiracıdan eksiksiz talep edebilecektir.

Kiracı evi boşaltırken kiraya veren tarafından taşınmazın durumu gözden geçirilmelidir. Taşınmazda herhangi bir hasar, eksiklik veya ayıp bulunması halinde bu durum derhal kiracıya yazılı olarak bildirilmelidir. Taşınmazdaki zararın derhal kiracıya bildirilmemesi halinde TBK m. 335 gereğince kiracı sorumluluktan kurtulur.

MADDE 335

Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır.

8. Depozito (Güvence Bedeli) ile İlgili Yargıtay Kararları

Depozito (güvence bedeli) ile ilgili emsal nitelikteki Yargıtay Kararları aşağıda paylaşılmıştır.

3. HD., E. 2017/9846 K. 2018/8629 T. 18.09.2018

“Davaya konu taşınmazın anahtarlarının notere tevdi edildiğine ilişkin ihtarın 14.11.2011 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından taşınmazdaki hasar durumunun tespiti için İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/6 D. İş sayılı dosyasında 19.01.2012 tarihli davalı talebi üzerine; keşif yapılarak taşınmazın boya ve parkelerinin cilalanması için 8.000 TL hasar bedeli belirlendiği görülmektedir. Davalı kiraya veren tahliyenin hemen sonrası taşınmazdaki hasarlar yönünden davacı kiracıya yazılı bildirimde bulunmamıştır.

Davalı kiraya veren TBK 335 uyarınca kiralananı teslim aldığı 14.11.2011 tarihinden hemen sonra davacı kiracıya yazılı olarak hasar bildirimde bulunmadığından, davacı kiracı hor kullanma tazminat sorumluluğundan kurtulmuştur. Mahkemece bu husus dikkate alınarak davacı kiracının talebi konusunda karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.”

3. HD., E. 2018/1406 K. 2019/7133 T. 25.9.2019

“Somut olaya gelince, davacı tarafından kira sözleşmesi uyarınca verilen 3.500,00 TL depozito bedelinin iadesi amacıyla davalı aleyhinde icra takibi başlatıldığı, 14.02.2014 tarihli icra takibinde talebin, 3.500,00 TL olan asıl alacak ile sınırlandırıldığı, ayrıca işlemiş faiz talebinde bulunulmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan raporda ise, 17.10.2012- 20.04.2014 tarihleri arasındaki dönem için faiz hesabı yapılarak, davacının bu dönem için 423,84 TL depozito faizi bakımından alacaklı olduğu belirlenmiş, dava konusu depozito alacağı, faiz bedeli de dahil edilerek hesaplanmıştır. Davacının icra takibinde bu yönde bir talebi olmadığı gibi taraflar arasındaki kira sözleşmesinde depozito bedelinden faiz talep edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

O halde mahkemece, davacının faiz talebinde bulunmadığı gözetilerek depozito alacak miktarının belirlenmesi gerekirken taleple bağlılık kuralına aykırı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

6. HD., E. 2014/8945 K. 2014/11013 T. 14.10.2014

“Davacı kiracı 19.08.2011 tarihinde başlattığı icra takibinde 1.500 USD depozito bedeli ve 166 USD işlemiş faizin davalıdan tahsilini istemiş, davalı ise süresinde borca itiraz ederek takibin durmasını sağlamıştır. İtirazın iptali istemiyle açılan işbu davada mahkemece; tahliye tarihi itibariyle aidat, su, elektrik ve doğalgaz borçlarını depozito bedelinden düşerek kalan tutar üzerinden itirazın iptaline karar vermiştir. Sözleşmenin 2.maddesinde depozitonun iade koşulları belirlenmiş olup depozitonun iadesine karar verilebilmesi için kiralananda herhangi bir hasar ve zararın bulunmaması gerekir. Oysaki davalı tarafından davacı aleyhine hor kullanma iddiası ile açılan davada (Kadıköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1471 esas sayılı dosyası) mahkemece 3.060 TL hor kullanma bedeli ve 268 TL yedi günlük tamirat süresi kira alacağının tahsiline karar verilmiş ancak karar henüz kesinleşmemiştir. Şu durumda mahkemece davalının hor kullanma iddiası ile Kadıköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1471 esas sayılı dosyası ile açtığı dava bekletici mesele yapılarak bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru değildir.”

6. HD., E. 2013/5339 K. 2013/16264 T. 4.12.2013

“Taraflar arasında 17.11.2007 başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiği, kiracı tarafından 3000 USD depozito verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin 8. maddesine göre tahliye halinde taşınmazın kira, elektrik, su, doğalgaz yönetim giderleri sıfırlanıp taşınmazın hasarsız olarak boş teslimini takiben depozito bedeli kiracıya iade edilecektir. Davalılar vekili anahtar tesliminin Ocak 2009 tarihinde gerçekleştiğini belirterek 2008 yılı Aralık ayı ile, 2009 yılı Ocak ayı kira bedellerinin ödenmediğini ayrıca makul süre kirasının da ödemesi gerektiğini belirterek buna ilişkin alacaklarını depozitoya mahsup ettiklerini savunmaktadır. Sözleşmenin 8. maddesine göre depozitonun kira alacağını da kapsadığı anlaşılmaktadır. Davalılar vekili tarafından yargılama sürecinde (…) 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012 /1420 E sayılı dosyasında tahliye tarihine kadar ödenmeyen kiralar ile makul süre kirasının tahsili için alacak davası açıldığı, bu dava sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği ancak kararın henüz kesinleşmediği görülmektedir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş söz konusu kararın kesinleşmesi beklenerek sonucuna göre davalıların ödenmeyen kira alacağı ve makul süre kira alacağı var ise takas-mahsup defi üzerinde de durularak sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.”

Kira sözleşmelerinde depozito verilmesi hakkında daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

terk.nedeniyle.boşanma.davası.03

Terk Sebebiyle Boşanma Davası

1. Türk Medeni Kanunu’na Göre Terk Nedeniyle Boşanma Davası

Terk sebebiyle boşanma davası, boşanma davaları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Terk, evlilik birliği sürerken eşlerden birisinin ortak konuttan haklı bir sebep olmadan sürekli olarak ayrılmasıdır. Eşlerden birinin evi terk etmesi boşanma sebepleri arasında sayılmaktadır. Bu durumda evi terk eden eşe karşı TMK m. 164’e göre terk sebebiyle boşanma davası açılabilir.

IV. Terk

MADDE 164

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Belirtmek gerekir ki, terk nedeniyle boşanma davası teknik ve hukuki bilgi gerektiren bir dava olup, mutlaka alanında uzman bir avukattan hukuki danışmanlık almanız tavsiye edilmektedir. Bu hususta detaylı bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

2. Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Terk nedeniyle boşanma davasının hangi mahkemede açılacağı sıklıkla sorulmaktadır. Boşanma davalarında yetkili mahkeme, TMK’nın 168. maddesinde düzenlenmiştir. Terk nedeniyle boşanma davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

II. Yetki

MADDE 168

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Terk nedeniyle boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yargı çevrelerinde ise asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla boşanma davasını görecektir.

3. Terk Sebebiyle Boşanma Davasının Koşulları

 3.1. Ortak Konutun Terk Edilmesi

Terk sebebiyle boşanmanın koşullarından ilki ortak konutun terk edilmesidir. Aşağıdaki hallerde terk fiilinin varlığından bahsedilir:

  • Eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk etmesi,
  • Eşin, haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi,
  • Eşin, evi terk etmemiş olsa dahi, diğer eşi konutu terk etmeye zorlaması,
  • Diğer eşin haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engellenmesi.

3.2. Terk Eden Eşin Kusurlu Olması

Terke dayalı boşanma sebebi sayılması için aranan koşullardan birisi de terk eden eşin kusurlu olmasıdır. Sınırlı durumlar dışında ortak konuttan bir süreliğine ya da devamlı uzak kalan eş, bu davranışı dolayısıyla kusurlu sayılır ve ortak konutu terk olgusu gerçekleşmiş olur.

Eşlerden birinin zorunlu iş seyahati, askerlik görevinin yerine getirilmesi, ameliyat vb. sağlık sebepleri gibi sebepleriyle ortak konuttan ayrılması, eşin evi terk ettiği sonucunu doğurmaz.

3.3. Terk Durumunun En Az 6 Ay Devam Etmesi

Terk sebebiyle boşanma davası açabilmek için, terk olayının belirli bir süre devam etmesi şartı aranır. Terk nedenine açılacak davada terk olgusunun davanın açıldığı tarihten geriye doğru en az 6 ay devam etmesi gerekir.

Kanun’da düzenlenen 6 aylık terk süresinin kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Ancak içten olmadığı bariz olan kısa süreli geri dönüşler, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilir. Bu durumda terk süresi kesintiye uğramaz.

3.4. Ortak Konutu Terk Eden Eşe İhtarname Gönderilmesi

Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesinin en önemli şartı, terk edilen eş tarafından haklı bir sebep olmaksızın evi terk eden eşe karşı ihtar gönderilerek eve dönüş çağrısı yapılmasıdır. Terk eden eşe karşı gönderilecek ihtarname, aile mahkemesi hakimliği veya noter aracılığıyla yapılır.

İhtar yoluyla eve dön çağrısı yapılan evin kullanıma elverişli olması gerekir. Eşin dönmesini istediği evin bağımsız bir aile konutu olması aranır. Örneğin terk eden eşi anne baba evine çağırmak veya yaşanamayacak bir eve çağırmak geçerli değildir.

Terk eden eşe gönderilecek ihtarın birtakım şekli ve hukuki unsurları taşıması gerekir. Aynı zamanda bu ihtar eşler arasındaki evlilik düzenine uygun olmalıdır. Aksi halde terk nedeniyle açılan boşanma davası, ihtarın geçerlilik şartlarını taşımaması nedeniyle reddedilebilir.

Eşlerin kendi başına hazırladıkları ihtarnameler çoğu zaman geçersiz olmakta, bu nedenle açılan boşanma davalarının çoğu ihtarnamedeki geçersizlik yüzünden reddedilmektedir. ALFA Avukatlık, terk nedeniyle açılacak boşanma davalarında, eşler arasındaki evlilik birliğine uygun, hukuki ve şekli şartları taşıyan ihtarname hazırlayarak hukuki hizmet vermektedir.

2. HD., E. 2016/1616 K. 2017/7101 T. 8.6.2017

“Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, ayrılık en az dört ay sürmüş ve bu durumun devam ediyor olması gerekir. Bu sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz (TMK m.164). Toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının 20.06.2014 tarihinde müşterek haneden ayrıldığı, ihtarın ise 13.08.2014 tarihinde, kanunda öngörülen (TMK m.164/1) dört aylık süre dolmadan istenildiği anlaşılmaktadır. Oysa ihtarın geçerli olması için en az dört aylık sürenin geçmesi zorunludur. Olayda bu şarta uyulmadan ihtar talebinde bulunulduğu gibi terk ihtarı davacı-karşı davalı kadına 04.12.2014 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen kanunda öngörülen 2 aylık süre dolmadan karşı davanın 19.01.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan davalı-karşı davacı erkeğin terke dayalı boşanma davasının reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

2. HD., E. 2014/13339 K. 2015/5431 T. 24.3.2015

“Terk edilen eş (TMK.md.164) diğerini yukarıda açıklanan kurallara uygun olarak ortak konuta çağırmakla yükümlüdür. Çünkü ortak hayat bunu zorunlu kılar (TMK.md.185/3). Bu itibarla kanunda gösterilen (TMK.md.164) sürelerin başında tarafların kanuni koşullara uygun ortak konutunun olmadığı anlaşıldığından ihtar geçersiz olmakla, davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır.”

4. Terk Sebebiyle Boşanma Davasının Açılamayacağı Haller

Hangi hallerde terk nedeniyle boşanma davası açılamayacağı sıklıkla sorulmaktadır. Yargıtay, bazı hallerde terk sebebiyle boşanma davası açılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce avukata danışmak faydalı olacaktır.

Yargıtay’a göre terke dayalı boşanma davasının açılamayacağı bazı emsal haller şunlardır:

2. HD., E. 2012/21546 K. 2013/7826 T. 21.3.2013

“Mahkemece; davacının anne babasının davacının yanında yerleşmek niyetiyle kalmadıklarını kabul edilerek, terk nedenine dayalı davanın kabulüne karar verilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı kocanın ailesinin kadının evden ayrılmasından itibaren oğullarıyla birlikte oturdukları, hatta kendi evlerini satılığa çıkardıkları anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında kadının ihtarla çağrıldığı evin bağımsız olduğundan söz edilemez. Bu halde, davalı kadın eve dönmemekle haklıdır. Davacının terk sebebine dayalı davasının reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

2. HD., E. 2020/2658 K. 2021/1627 T. 24.2.2021

“Davalı-davacı erkeğin, eşine 02.10.2013 ve 16.01.2014 tarihlerinde ayrı ayrı terk ihtarı gönderdiği, eşinin evden ayrılmasından sonra evin kilidini değiştirdiği sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında davalı-davacı erkeğin ihtarının samimi olmadığı anlaşılmaktadır.”

2. HD., E. 2015/25093 K. 2016/462 T. 13.1.2016

“Dava terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasıdır (TMK m. 164). Türk Medeni Kanunun 164. maddesi gereğince boşanma davası açma hakkı, terk edilen eşe aittir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. ( TMK m.164/1. fıkra son cümle).Toplanan delillerden davalı kadının eşini eve almadığı ve eşini ortak konutu terk etmeye zorladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda terk edenin davalı, terk edilenin de davacı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.”

2. HD., E. 2012/21354 K. 2012/27035 T. 14.11.2012

“Kadın, kocasının fiziki şiddetine maruz kalınca ortak evden ayrıldığına göre terkte haklı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Her ne kadar terkte haklı olmak terk edene, ilanihaye ortak konuta dönmeme hakkı vermez ise de, terk tarihi ile ihtar istek tarihi arasında, dövme eyleminin eşte meydana getirdiği kin, öfke ve kızgınlığın etkisinin tamamen son bulacağı makul ve kabul edilebilir uzunlukta bir sürenin geçmesi de gerekir. Olayda dövme eylemi ile ihtar istek tarihi arasında makul bir sürenin geçmediği görülmektedir.”

2. HD., E. 2014/16372 K. 2015/66 T. 12.1.2015

“Mahkemece, davalı (kadın) müşterek haneyi terk etmesi sebebiyle kusurlu bulunarak, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş ise de toplanan delillerden; … Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 11.12.2009 tarih ve 2009/151 esas ve 2009/269 karar sayılı nafaka dosyasında “kocanın başka bir kadınla ilişki yaşamaya başlaması üzerine, davalı (kadın)’ın müşterek haneyi terk ettiği ve ayrı yaşamakta haklı olması sebebiyle de davalı (kadın) yararına tedbir nafakasına hükmedildiği” anlaşılmaktadır. Bu durumda, kadının müşterek haneyi terk etmesi haklı sebebe dayalı olup, kusur olarak atfedilemeyeceği gibi, ayrı yaşanılan dönemde kadına atfı kabil başkaca bir kusurun varlığı da ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, başka bir kadınla birlikte yaşayarak sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan davacı koca tamamen kusurludur.”

Terk nedeniyle boşanma davasındaki hukuki hizmetlerimiz hakkında detaylı bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.

iflas-surecinde-ne-beklenir

İflas Sürecinde Neler Beklenir? Adım Adım İflas İşlemleri

İflas süreci, özellikle ilk kez karşılaşanlar için karmaşık ve stresli olabilir. Bu süreçte neler beklenmesi gerektiğini anlamak, sürecin daha az zorlu olmasına yardımcı olabilir.İşte bir İflas sürecinde neler beklenir ve adım adım iflas işlemlerine bir bakış sunan yazımız:

  1. İflas Başvurusu

Borçlu ya da alacaklılar tarafından yapılan iflas başvurusu, sürecin ilk adımıdır. Alacaklılar borçlarının ödenmediğini düşündüklerinde, borçlunun iflasını talep edebilirler. Bu adımda, borçlunun mali durumunun tüm yönleri değerlendirilir, bu da borçlunun iflas edip etmeyeceğine karar vermek için gereklidir. Bu aşamada genellikle bir avukatın yardımı, prosedürleri anlamak ve başvuruyu düzgün bir şekilde yapmak için gereklidir.

  1. İflas İdaresi Atanması

İflas talebi kabul edildiğinde, bir iflas idaresi atanır. Bu kişi veya kuruluş, borçlunun varlıklarını yönetir ve satar. İflas idaresi ayrıca, alacaklılar arasında varlıkların nasıl dağıtılacağını belirler.

  1. Alacaklıların Bildirimi

Bir sonraki adım, alacaklılara bildirim göndermektir. Alacaklılar borçlunun iflas ettiği konusunda bilgilendirilir ve varlıkların dağıtımında pay almak için taleplerini sunmaları istenir. Alacaklılar ayrıca, borçluların varlıklarını nasıl idare edeceklerini anlamak için iflas idaresi ile bir toplantı yapabilirler.

  1. Varlıkların Değerlendirilmesi ve Satışı

Bir kez tüm alacaklılar bildirildiğinde, iflas idaresi borçlunun varlıklarını değerlendirir ve satışa çıkarır. Bu, borçlunun her türlü varlığını içerebilir: gayrimenkul, araçlar, işletme varlıkları vb. Bu süreç genellikle bir dizi müzayede veya satışla gerçekleşir.

  1. Borçların Ödenmesi

Elde edilen gelir, öncelikle idari maliyetleri (iflas idaresinin ücreti gibi) karşılamak için kullanılır. Ardından, kalan fonlar alacaklıların borçlarını ödemek için kullanılır. Genellikle, alacaklılar borçlarının tamamını alamazlar, çünkü toplanan para genellikle borcun tamamını karşılamaz. Bu durumda, alacaklılar borçlarının bir kısmını affetmek zorunda kalırlar.

  1. İflasın Sonlandırılması

Borçların ödenmesinden sonra, iflas süreci sonlandırılır. Bu, borçlunun iflas durumunun resmi olarak sona erdiği anlamına gelir. Bu noktada, borçlu genellikle borçlarından “temize çıkar” ve yeni bir başlangıç yapabilir.

Unutmayın, iflas süreci, hukuki ve finansal açıdan karmaşık olabilir ve genellikle bir avukat veya diğer profesyonel danışmanların yardımını gerektirir. Ancak, süreci anlamak, durumunuzu en iyi şekilde yönetmenize yardımcı olabilir. Detaylı sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

nafaka

Adli Tatil Döneminde Görülen İşler (20 Temmuz – 1 Eylül)

1. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeççi (bir avaryada, gemi ve yük sahiplerine ne kadar ödeme düştüğünü, belgeleri toplayarak inceleyip hesaplayan ve bölüştüren uzman kimse) atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi,
2. Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler,
3. Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları,
4. Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar,
5. Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri,
6. İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar,
7. Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler,
8. Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler,
9. Çekişmesiz yargı işleri,
10. Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler,
!!! Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri.

 

Detaylı sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.