terk.nedeniyle.boşanma.davası.03

Kısırlık Boşanma Sebebi Mi?

Boşanma davalarında kısırlık boşanma sebebi mi sorusu merak edilmektedir. İzmir boşanma avukatı tarafından çoğu zaman dava sebebi içerisinde yer almaktadır. Bu yazımızda İzmir boşanma avukatı olarak çocuğun olmaması yani kısırlık halinde bunun kusur olarak yükletilmesi konusunu açıklayacağız.

Çocuğun Olmaması veya Kısırlık Boşanma Sebebi Midir?

Çocuk sahibi olamamak veya kısırlık, birçok çift için beklenmeyen bir durumdur. Eşlerin ilişkisini etkileyebilmekte ve bu durum evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanarak boşanma davasına konu edilebilmektedir. İzmir boşanma avukatı olarak sıkça boşanma davalarında kullanılmaktadır. Peki çocuğun olmaması veya kısırlık boşanma sebebi midir?

Kısırlık Boşanma Sebebi Midir?

Çocuk sahibi olamamak tek başına boşanma sebebi sayılamaz. Yargıtay içtihatlarına göre, eşlerden birinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı bir hastalık sebebiyle hiç ya da sağlıklı çocuklara sahip olamaması, eşlerin birlikte göğüslemeleri gereken bir durumdur. Bu durumda diğer eşin boşanmayı istemesi meşru, haklı ve iyi niyetli bir düşünce olarak görülmemiştir. İzmir boşanma avukatı tarafından boşanma davası sırasında buna dair usulünce bir savunma ileri sürülmelidir. Boşanma davasının seyrinde kısırlık meselesi boşanma avukatı tarafından doğru şekilde mahkemeye aktarılmalıdır.

Çocuk sahibi olamamak tek başına boşanma sebebi teşkil etmez. Bu durumun tarafların huzur ve mutluluğuna engel olması ve evlilik birliklerini temelinden sarması durumunda hakim somut olaya göre değerlendirme yaparak karar verecektir. İzmirin en iyi boşanma avukatı olarak yürütülen boşanma davalarında, karşı tarafa kusur yükletilmesi için kısırlık boşanma davasında sıklıkla ileri sürülmektedir.

Çocuk Sahibi Olmayı İstememek

Çocuk yapma arzusu bir insanın en temel duygularından biridir. Bu nedenle eşlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi, diğer eşte derin bir üzüntüye neden olabilir. Bu durumda diğer eşin çocuk sahibi olma beklentileri karşılanamamaktadır. İzmir boşanma avukatı haklı bir sebep olup olmadığı noktasında Yargıtay’ın uygulamasıyla hareket etmektedir.

Yargıtay kararlarında da eşin hiçbir sebep yokken çocuk istememesi, boşanma sebebi olarak kabul edildiği içtihat edilmiştir. Dolayısıyla İzmir boşanma avukatı tarafından çocuk istememeye dair somut deliller ortaya konulmalıdır. İzmirin en iyi boşanma avukatı tarafından toplanan deliller sayesinde, haklı bir neden olmadan eşin çocuk sahibi olmak istememesi boşanma davası sırasında etkili bir şekilde savunulmaktadır.

Çocuk İstememek Evlilikten Önce Biliniyorsa

Burada önemle belirtmek gerekir ki, eşin çocuk sahibi olmak istemediğini evlilik birliği kurulmadan önce diğer eşe belirtmesi halinde bu nedene dayanarak boşanma davası açılması dürüstlük kuralına aykırı olacaktır. İzmir boşanma davası avukatı, evlilik tarihi ve evlilik süreci içerisinde eşlerin çocuk hakkındaki yaklaşımlarını tanıklar, mesajlaşmalar, videolar, fotoğraflar ve benzeri delillerle ortaya koyacaktır.

Dolayısıyla çocuk sahibi olmak istemeyen eşin, diğer eşe bu niyetini belli etmemesi veya saklaması, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olabilecek ve böylece boşanma davasına konu olabilecektir. İzmirin en iyi boşanma avukatı tarafından takip edilen boşanma davalarında, kısırlık dışında eşin haksız olarak çocuk istememesi etkili bir hukuki sebep olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çocuğun Olmaması veya Kısırlık Boşanma Sebebi Midir, Çocuk Sahibi Olmayı İstememek Boşanma Sebebi Midir Hakkında Yargıtay Kararları

“Diğer taraftan, boşanma nedeni olarak kabul edilen söz konusu göz hastalığının belini koşullarının gerçekleşmesi halinde ileride doğacak çocuklar açısından kalıtsal özellik taşıması, daha açık bir ifade ile böyle bir ihtimalin varlığı dahi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı biçiminde nitelendirilemez. Böyle bir ihtimal, olsa olsa eşleri çocuk sahibi olup olmama konusunda bazı karar ve önlemlere götürebilir.

Yargıtayımızın bir çok kararında da açıkca dile getirildiği üzere “kısırlık” olgusu dahi tek başına bir boşanma nedeni değildir. Eşlerden birinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı bir rahatsızlık sebebiyle ya hiç, ya da sağlıklı çocuklara sahip olmaması bir çeşit “semavi afet”tir. Eşlerin birlikte göğüslemeleri gereken böyle bir durumda sağlıklı eşin boşanmayı istemesi meşru, haklı, adil ve iyiniyetli bir düşünce olarak kabul edilemez.” Yargıtay 2. HD., 18.02.1991, 1990/10764 E.

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının eyleminin sadakatsizlik boyutuna varmayan güven sarsıcı davranış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir.

O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 2. HD, 02.12.2019, 2019/4035 E. 2019/11741 K.

Açıkladığımız haller somut olaya göre değişiklik göstereceğinden, detaylı bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çek istirdatı davası arabuluculuğa tabi değildir.

Çek istirdatı davası arabuluculuğa tabi değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3048 K. 2020/1093 T. 10.2.2020

“Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı ve dava konusu çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece dava türü itibarıyla arabulucaya müracaat edilmesinin dava şartı olduğu gerekçesiyle HMK’nin 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davanın 7155 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile TTK’nın 5. maddesine eklenen 5/A maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Bahse konu maddeye göre TTK’nin 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

Eldeki davada uyuşmazlık, TTK’nin 792. maddesine göre açılan çek istirdadı davasında ve  menfi tespit davasında arabulucuya başvurmanın dava şartı olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. TTK’nin 792. maddesi  “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790’ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür” şeklindedir. Anılan madde hükmüne göre açılan davada davacının talebi, bir miktar paranın ödenmesi, alacak veya tazminat değil kıymetli evrak olarak çeki haksız olarak elinde bulundurduğu iddia edilen hamilden çekin iadesidir. Bu itibarla TTK’nin 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı davasında arabulucuya başvurmak dava şartı değildir. Bu itibarla ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin çek istirdadı davasında arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu yönündeki değerlendirmeleri yerinde değildir.

Davada diğer talep olan davacının çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti talebinin yani menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususuna gelince, menfi tespit davasında davacı, davalıya borçlu olmadığının tespitini istemekte, buna karşın davalı taraf davacının borçlu olduğunu savunmaktadır. Netice itibarıyla mahkeme menfi tespit davasında davacının borçlu olup olmadığının tespiti ile birlikte davalının da alacaklı olup olmadığının tespitini yapacaktır.

Şu halde menfi tespit davasında dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olduğu açık olup 7155 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile TTK’nin 5. maddesine eklenen 5/A maddesi kapsamında menfi tespit davasında arabulucuya başvurmak dava şartı ise de arabuluculuk dava şartına tâbi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açıldığından eldeki davada menfi tespit talebi de arabulucuk dava şartına tâbi olmayacaktır.

Bu durumda mahkemece işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.