Zimmet Suçu ve Cezası alfa avukatlık

Zimmet Suçu ve Cezası

Kamu görevlileri, kendisine verilen veya gözetin altında bulundurduğu malı gözetmekle yükümlüdür. Zimmet suçu, kamu görevlisinin kendisine verilen maldan menfaat elde etmesi olarak tanımlanabilir. Kamu görevlisinin görevine aykırı şekilde bir maldan menfaat elde etmesi halinde zimmet suçunun koşulları oluşabilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine verilen veya gözetimi altında bulunan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi, başka bir değişle mal üzerinde görevine aykırı bir biçimde tasarrufta bulunması halinde oluşur. Bu makalede bu suçun detaylarını inceleyeceğiz.

Zimmet suçu Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Zimmet Suçunun Cezası Nedir?

Kamu görevlisi tarafından zimmet suçunun işlenmesi halinde faile üç farklı ceza verilebilir. Suçun temel şekliyle işlenmesi halinde 5 ile 12 yıl arasında hapis cezası verilir. Suçun hileli davranışlarla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Kullanma zimmeti suçunda ise, mesela kamu görevlisi malı iki gün boyunca kullanıp sonra iade etmişse, ceza yarı oranında indirilir.

Zimmet Suçunun Faili Kimler Olabilir?

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlileri olabilir. Kamu görevlileri yalnızca devlet memurları değildir. TCK’nın 6/c maddesine göre kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici katılan kişi” demektir.

Zimmet Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda cezayı artıran nitelikli haller, suçun hileli davranışlarla işlenmesidir. Örneğin mudiinin kandırılarak boş bir kâğıda imza atması sağlanıp, sonrasında talimatı olmaksızın hesabından para çekilmesi gibi. Ayrıca belge içeriğinin değiştirilmesi, gerçek dışı belgelerin düzenlenmesi, belgelerin ve bilgisayar ortamındaki verilerin ortadan kaldırılması suretiyle de bu suçun nitelikli hali vuku bulabilir.

Zimmet Suçunda İndirim Yapılacak Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda indirim yapılacak hallerden biri, suça konu malın bir süre kullanılıp sonrasında iade edilmesi halinde gerçekleşir. Burada önemli olan husus, failin malı iade etme niyetinin bulunmasıdır. Başka bir indirim sebebi ise malın değerinin azlığıdır. Bu durumda verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise, eğer etkin pişmanlık soruşturma başlamadan gösterilmişse cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde yarısı, hükmün verilmesinden önce gösterilmesinde ise üçte biri oranında indirim yapılır.

Kullanma Zimmeti Suçu ve Cezası

Kullanma zimmeti suçu, suça konu malın kullanılması sonrasında iade edilmesi şeklinde gerçekleşir. Suçun konusu malın kendisi değil, malın kullanımından elde edilen yarardır. Bu yarar bilirkişi tarafından hesaplanır.

Suça konu eylemin kullanma zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı, failin niyetine göre belirlenir. Başka bir değişle, kamu görevlisinin malı bir süre kullandıktan sonra iade etme niyeti olmalıdır.

Kullanma zimmeti suçunun cezası, suçun temel şekline verilecek cezada yarı oranında indirim yapılarak belirlenir.

Denetim Görevini İhmal Suretiyle Zimmet Suçu ve Cezası

TCK’nın 251. maddesi uyarınca, “zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek, zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Örneğin banka müdürü, çalışanın zimmetine para geçirdiğini görmesine rağmen bir müdahalede bulunmuyorsa, kendisi de zimmet suçunu işlemiş olur. Ancak kamu görevlisinin kastı olmayıp ihmali varsa, fail üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?

Zimmet suçunda etkin pişmanlık uygulanması mümkündür. Etkin pişmanlık hali cezanın indirime gidilmesini gerektiren hallerdendir. Zimmete geçirilen mal soruşturma başlamadan önce aynen iade edilir veya uğranılan zarar tamamen tazmin edilirse, cezanın üçte ikisi oranında indirime gidilir. Benzeri şekilde kovuşturma başlamadan önce iade edilirse üçte iki oranında, hüküm verilmeden önce iade edilirse üçte biri oranında indirilecektir.

Zimmet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Zimmet suçu şikâyete tabi değildir. Bu nedenle savcılık suçun işlendiğini öğrendiği anda şikâyet aramaksızın soruşturmayı gerçekleştirir.

Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zimmet suçunda görevli mahkeme, suçta öngörülen yaptırımın üst sınırı on yıldan daha fazla hapis cezası olduğundan ağır ceza mahkemesidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, yani malın zimmete geçirildiği yer mahkemesi ise yetkili mahkemedir.

Zimmet Suçu ile Rüşvet Arasındaki Farklar

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliğine verilmiş olan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi halinde oluşur. Rüşvet suçu ise, kamu görevlisinin görevine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

Dolayısıyla, rüşvet suçunda kamu görevlisine görevi nedeniyle devredilmiş bir mal bulunması zorunlu unsur değildir.

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, Türk Ceza Hukukunda yer alan zimmet, kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen özgü suç niteliğindedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. TCK 247. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru, genel kasttır. Zimmet suçu özgü suç olup, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki ile işlenmesi de mümkündür.

Zimmet suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki alfa avukatlık

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki

Çek, ticari hayatta sık kullanılan bir ödeme aracıdır. Çekin bankaya ibraz edilmesine rağmen karşılıksız çıkması halinde, çek alacaklısı icra takibine başvurarak çek bedelini tahsil etmektedir. Uygulamada çek nedeniyle başlatılan takiplerde yetkili icra dairesinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu yazımızda, çeke dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi Yargıtay uygulaması ışığında açıklanacaktır.

Çek Nedir?

Çek, banka tarafından çek hesabı sahibine teslim edilen ve ödenmesi için bankaya ibraz edilmesi gereken bir kıymetli evraktır. Alacaklı, çek bedelini tahsil etmek için önce bankaya müracaat etmelidir.

Ticari hayatta oldukça sık kullanılan çek, niteliği gereği bir ödeme aracıdır. Ancak uygulamada çek ileri tarihli düzenlendiğinden kredi aracı olarak da kullanılmaktadır.

Çek Nasıl İbraz Edilir?

Çeki elinde bulunduran son hamil alacaklı, vadesi geldiğinde çeki bankaya ibraz ederek ödenmesini ister. İbraz, çekin ödenmek için bankaya sunulması anlamına gelir. Alacaklı, çek hesabının bulunduğu bankaya müracaat edebileceği gibi herhangi bir bankaya da başvurabilir.

Bankaya ibraz edilen çekin karşılıksız çıkması halinde, banka görevlileri çek üzerinde karşılıksız işlemi yapmak zorundadır. Süresi içerisinde çek bankaya ibraz edilmezse, çek kambiyo vasfını yitirir. Bu durumda alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuramaz.

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkili icra dairesi

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki, genel haciz yoluyla icra takibindeki kurallara göre belirlenir. Buna göre genel yetkili icra dairesi, borçlunun takip tarihindeki yerleşim yeridir.

Kambiyo senetlerine dayalı alacaklar, aranacak borç niteliğindedir. Bu nedenle alacaklının yerleşim yerinde takip başlatılacağına ilişkin Türk Borçlar Kanunu m. 89/1 hükmü uygulanmaz.

Çeke dayalı kambiyo takiplerinde yetkili icra daireleri şunlardır:

  • Borçlunun yerleşim yeri,
  • Muhatap bankanın bulunduğu yer,
  • Çekin keşide yeri.

Çekin ibraz edildiği yerde icra takibi başlatılabilir mi?

Yetkili icra dairesi, yukarıdaki icra daireleri olarak gösterilmiştir. Bunun dışında, çekin ibraz edildiği yerdeki icra dairesinde icra takibi başlatılabilmesi mümkün değildir.

Aksi durumun kabulü halinde, alacaklının dilediği yerdeki bankaya çeki ibraz ederek yetkili icra dairesini belirleyebilmesi sonucu doğar.

Yargıtay Kararlarında Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuruda Yargıtay’ın farklı görüşleri bulunmaktadır. Uygulamada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşü uygulanmaktadır.

12. HD., E. 2019/9167 K. 2019/13006 T. 19.9.2019

“Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu tarafından ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresinde icra mahkemesine yapılan başvuruda; sair itirazları yanında yetkili icra dairesinin … İcra Dairesi olduğunu ileri sürerek… İcra Dairesinin yetkisine itirazda bulunduğu, mahkemece yetki itirazının kabulüne karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nun 447/2. maddesi atfıyla HMK’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.

Buna göre, çeke dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6.md.), muhatap bankanın bulunduğu yer, ödeme yeri sayıldığından buradaki icra dairesinde (HMK. 10.md.) ve ayrıca İİK’nun 50/1. maddesi uyarınca çekin keşide edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.”

Alacaklının yerleşim yerinde icra takibi başlatılabileceği yönündeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararını buradan inceleyebilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkiye İtiraz

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkiye nasıl itiraz edileceği konusundaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

Çeke dayalı icra takibinde yetkiyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8892 K. 2016/7362 T. 20.9.2016

“İİK’nın 258. maddesinde ihtiyati hacze 50. maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verileceği belirtilmiş, aynı yasanın 50. maddesiyle “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.” şeklindeki düzenleme uyarınca ihtiyati hacizde yetkili mahkemenin belirlenmesi hususunda HMK’nın yetkiye ilişkin hükümlerine atıfta bulunulmuştur.

Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacak niteliğinde olduğundan bu alacaklar için 6098 sayılı TBK’nın 89/1. (818 Sayılı BK’nın 73/1) hükmü uygulanamaz. Çekten kaynaklanan borcun alacaklısı borçlunun yerleşim yerinde, birden fazla borçlu bulunması halinde borçlulardan birinin yerleşim yerinde, çekin keşide yerinde, ödeme yerinde (6102 sayılı TTK’nın 781/2 fıkrası uyarınca çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödeme yeri sayılır.) ihtiyati haciz talebinde bulunabilir.

Ayrıca, muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çeke dayalı borç, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliği kazanır ve HMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak BK.’nın 89. madde hükmü nedeniyle, alacaklının ikametgah yeri mahkemesi de ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkeme haline gelir.

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

terk.nedeniyle.boşanma.davası.03

Terk Sebebiyle Boşanma Davası

1. Türk Medeni Kanunu’na Göre Terk Nedeniyle Boşanma Davası

Terk sebebiyle boşanma davası, boşanma davaları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Terk, evlilik birliği sürerken eşlerden birisinin ortak konuttan haklı bir sebep olmadan sürekli olarak ayrılmasıdır. Eşlerden birinin evi terk etmesi boşanma sebepleri arasında sayılmaktadır. Bu durumda evi terk eden eşe karşı TMK m. 164’e göre terk sebebiyle boşanma davası açılabilir.

IV. Terk

MADDE 164

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Belirtmek gerekir ki, terk nedeniyle boşanma davası teknik ve hukuki bilgi gerektiren bir dava olup, mutlaka alanında uzman bir avukattan hukuki danışmanlık almanız tavsiye edilmektedir. Bu hususta detaylı bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

2. Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Terk nedeniyle boşanma davasının hangi mahkemede açılacağı sıklıkla sorulmaktadır. Boşanma davalarında yetkili mahkeme, TMK’nın 168. maddesinde düzenlenmiştir. Terk nedeniyle boşanma davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

II. Yetki

MADDE 168

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Terk nedeniyle boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yargı çevrelerinde ise asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla boşanma davasını görecektir.

3. Terk Sebebiyle Boşanma Davasının Koşulları

 3.1. Ortak Konutun Terk Edilmesi

Terk sebebiyle boşanmanın koşullarından ilki ortak konutun terk edilmesidir. Aşağıdaki hallerde terk fiilinin varlığından bahsedilir:

  • Eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk etmesi,
  • Eşin, haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi,
  • Eşin, evi terk etmemiş olsa dahi, diğer eşi konutu terk etmeye zorlaması,
  • Diğer eşin haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engellenmesi.

3.2. Terk Eden Eşin Kusurlu Olması

Terke dayalı boşanma sebebi sayılması için aranan koşullardan birisi de terk eden eşin kusurlu olmasıdır. Sınırlı durumlar dışında ortak konuttan bir süreliğine ya da devamlı uzak kalan eş, bu davranışı dolayısıyla kusurlu sayılır ve ortak konutu terk olgusu gerçekleşmiş olur.

Eşlerden birinin zorunlu iş seyahati, askerlik görevinin yerine getirilmesi, ameliyat vb. sağlık sebepleri gibi sebepleriyle ortak konuttan ayrılması, eşin evi terk ettiği sonucunu doğurmaz.

3.3. Terk Durumunun En Az 6 Ay Devam Etmesi

Terk sebebiyle boşanma davası açabilmek için, terk olayının belirli bir süre devam etmesi şartı aranır. Terk nedenine açılacak davada terk olgusunun davanın açıldığı tarihten geriye doğru en az 6 ay devam etmesi gerekir.

Kanun’da düzenlenen 6 aylık terk süresinin kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Ancak içten olmadığı bariz olan kısa süreli geri dönüşler, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilir. Bu durumda terk süresi kesintiye uğramaz.

3.4. Ortak Konutu Terk Eden Eşe İhtarname Gönderilmesi

Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesinin en önemli şartı, terk edilen eş tarafından haklı bir sebep olmaksızın evi terk eden eşe karşı ihtar gönderilerek eve dönüş çağrısı yapılmasıdır. Terk eden eşe karşı gönderilecek ihtarname, aile mahkemesi hakimliği veya noter aracılığıyla yapılır.

İhtar yoluyla eve dön çağrısı yapılan evin kullanıma elverişli olması gerekir. Eşin dönmesini istediği evin bağımsız bir aile konutu olması aranır. Örneğin terk eden eşi anne baba evine çağırmak veya yaşanamayacak bir eve çağırmak geçerli değildir.

Terk eden eşe gönderilecek ihtarın birtakım şekli ve hukuki unsurları taşıması gerekir. Aynı zamanda bu ihtar eşler arasındaki evlilik düzenine uygun olmalıdır. Aksi halde terk nedeniyle açılan boşanma davası, ihtarın geçerlilik şartlarını taşımaması nedeniyle reddedilebilir.

Eşlerin kendi başına hazırladıkları ihtarnameler çoğu zaman geçersiz olmakta, bu nedenle açılan boşanma davalarının çoğu ihtarnamedeki geçersizlik yüzünden reddedilmektedir. ALFA Avukatlık, terk nedeniyle açılacak boşanma davalarında, eşler arasındaki evlilik birliğine uygun, hukuki ve şekli şartları taşıyan ihtarname hazırlayarak hukuki hizmet vermektedir.

2. HD., E. 2016/1616 K. 2017/7101 T. 8.6.2017

“Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, ayrılık en az dört ay sürmüş ve bu durumun devam ediyor olması gerekir. Bu sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz (TMK m.164). Toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının 20.06.2014 tarihinde müşterek haneden ayrıldığı, ihtarın ise 13.08.2014 tarihinde, kanunda öngörülen (TMK m.164/1) dört aylık süre dolmadan istenildiği anlaşılmaktadır. Oysa ihtarın geçerli olması için en az dört aylık sürenin geçmesi zorunludur. Olayda bu şarta uyulmadan ihtar talebinde bulunulduğu gibi terk ihtarı davacı-karşı davalı kadına 04.12.2014 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen kanunda öngörülen 2 aylık süre dolmadan karşı davanın 19.01.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan davalı-karşı davacı erkeğin terke dayalı boşanma davasının reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

2. HD., E. 2014/13339 K. 2015/5431 T. 24.3.2015

“Terk edilen eş (TMK.md.164) diğerini yukarıda açıklanan kurallara uygun olarak ortak konuta çağırmakla yükümlüdür. Çünkü ortak hayat bunu zorunlu kılar (TMK.md.185/3). Bu itibarla kanunda gösterilen (TMK.md.164) sürelerin başında tarafların kanuni koşullara uygun ortak konutunun olmadığı anlaşıldığından ihtar geçersiz olmakla, davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır.”

4. Terk Sebebiyle Boşanma Davasının Açılamayacağı Haller

Hangi hallerde terk nedeniyle boşanma davası açılamayacağı sıklıkla sorulmaktadır. Yargıtay, bazı hallerde terk sebebiyle boşanma davası açılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce avukata danışmak faydalı olacaktır.

Yargıtay’a göre terke dayalı boşanma davasının açılamayacağı bazı emsal haller şunlardır:

2. HD., E. 2012/21546 K. 2013/7826 T. 21.3.2013

“Mahkemece; davacının anne babasının davacının yanında yerleşmek niyetiyle kalmadıklarını kabul edilerek, terk nedenine dayalı davanın kabulüne karar verilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı kocanın ailesinin kadının evden ayrılmasından itibaren oğullarıyla birlikte oturdukları, hatta kendi evlerini satılığa çıkardıkları anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında kadının ihtarla çağrıldığı evin bağımsız olduğundan söz edilemez. Bu halde, davalı kadın eve dönmemekle haklıdır. Davacının terk sebebine dayalı davasının reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

2. HD., E. 2020/2658 K. 2021/1627 T. 24.2.2021

“Davalı-davacı erkeğin, eşine 02.10.2013 ve 16.01.2014 tarihlerinde ayrı ayrı terk ihtarı gönderdiği, eşinin evden ayrılmasından sonra evin kilidini değiştirdiği sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında davalı-davacı erkeğin ihtarının samimi olmadığı anlaşılmaktadır.”

2. HD., E. 2015/25093 K. 2016/462 T. 13.1.2016

“Dava terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasıdır (TMK m. 164). Türk Medeni Kanunun 164. maddesi gereğince boşanma davası açma hakkı, terk edilen eşe aittir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. ( TMK m.164/1. fıkra son cümle).Toplanan delillerden davalı kadının eşini eve almadığı ve eşini ortak konutu terk etmeye zorladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda terk edenin davalı, terk edilenin de davacı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.”

2. HD., E. 2012/21354 K. 2012/27035 T. 14.11.2012

“Kadın, kocasının fiziki şiddetine maruz kalınca ortak evden ayrıldığına göre terkte haklı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Her ne kadar terkte haklı olmak terk edene, ilanihaye ortak konuta dönmeme hakkı vermez ise de, terk tarihi ile ihtar istek tarihi arasında, dövme eyleminin eşte meydana getirdiği kin, öfke ve kızgınlığın etkisinin tamamen son bulacağı makul ve kabul edilebilir uzunlukta bir sürenin geçmesi de gerekir. Olayda dövme eylemi ile ihtar istek tarihi arasında makul bir sürenin geçmediği görülmektedir.”

2. HD., E. 2014/16372 K. 2015/66 T. 12.1.2015

“Mahkemece, davalı (kadın) müşterek haneyi terk etmesi sebebiyle kusurlu bulunarak, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş ise de toplanan delillerden; … Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 11.12.2009 tarih ve 2009/151 esas ve 2009/269 karar sayılı nafaka dosyasında “kocanın başka bir kadınla ilişki yaşamaya başlaması üzerine, davalı (kadın)’ın müşterek haneyi terk ettiği ve ayrı yaşamakta haklı olması sebebiyle de davalı (kadın) yararına tedbir nafakasına hükmedildiği” anlaşılmaktadır. Bu durumda, kadının müşterek haneyi terk etmesi haklı sebebe dayalı olup, kusur olarak atfedilemeyeceği gibi, ayrı yaşanılan dönemde kadına atfı kabil başkaca bir kusurun varlığı da ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, başka bir kadınla birlikte yaşayarak sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan davacı koca tamamen kusurludur.”

Terk nedeniyle boşanma davasındaki hukuki hizmetlerimiz hakkında detaylı bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.