nafaka

Nafaka Nedir?

Nafaka, geçim kaynağı olarak mahkemece takdir edilen bir bedeldir. Bu yazımızda nafaka ve nafaka çeşitleri hakkında bilgi vereceğiz.

Nafaka Nedir?

Bir kimsenin geçindirmekle, bakıp gözetmekle yükümlü bulunduğu kimseye ya da kimselere, mahkeme kararıyla verdiği aylığa nafaka denir.

Genellikle boşanma davalarında karşımıza çıkar. Nafaka, boşanma davası sürerken ya da boşanma davasının sona ermesinden sonra maddi olarak zorluğa düşecek olan tarafa bağlanan ve her ay ödenmesi gereken para olarak da tanımlanabilir.

Aile hukukundan doğan kişisel bir borçtur. Bu nedenle ölümle sona erer ve mirasçılara geçmez.

Nafaka Çeşitleri Nedir?

1. Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası boşanma veya ayrılık davası esnasında istenebilen, özellikle eşlerin barınma, geçinme ve müşterek çocukların bakım ve giderlerini karşılama amacıyla takdir edilen nafakalardır.

Hâkim, tarafların malvarlıkları ve ekonomik güçlerini araştırarak nafaka miktarını belirler. Tarafların talebi olmadan da nafakaya hükmedebilir.

Tedbir nafakası ödeme yükümlülüğü kararın kesinleşmesine kadar devam eder. Bu nafaka hükmedilirken tarafların kusur oranına bakılmaz.

Tedbir nafakasının boşanma davası açılmadan verilmesi mümkündür. TMK m.197: “Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyalarından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır”.

Buna göre boşanma davası açılmadan tedbir nafakası talebinde bulunabilmek için; resmi bir evliliğin mevcut olması, eşlerin ayrı yaşamaları ve nafaka talebinde bulunan eşin ayrı yaşamakta haklı bir nedeninin bulunması gerekir.

2. Yoksulluk Nafakası

Evliliğin boşanma kararı ile sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen nafaka türüdür.

Hâkim burada da tarafların malvarlığı ve ekonomik güçlerini araştırarak nafaka miktarını belirler. Ancak burada hâkim tarafların talebi olmadan kendiliğinden nafakaya hükmedemez.

Bu nafaka türünde tarafların kusuru önem arz eder. Nafaka talep eden tarafın diğer eşe göre eşit kusurlu olması veya kusurunun bulunmaması gerekir.

Yoksulluk nafakası süresiz olarak hükmedilmektedir. Ancak, nafaka alacaklısının evlendiği veya taraflardan birinin vefat ettiği hallerde kendiliğinden sona erer. Ayrıca nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması, nafaka alacaklısının fiilen evliymiş gibi başkasıyla birlikte yaşaması ve onursuz bir hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla da sona erdirilebilir.

Nafaka, boşanma davası devam ederken talep edilebileceği gibi boşanma davasının kesinleşmesine müteakip 1 yıl içinde ayrı olarak da talep edilebilir.

3. İştirak Nafakası

İştirak nafakası, boşanma, ayrılık veya evliliğin butlanına ilişkin karar verilmesinden sonra, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin diğer eşe müşterek çocuğun bakım, eğitim ve sağlık masraflarının karşılanması için verilen nafaka türüdür.

Bu nafakaya hükmedilebilmesi için müşterek çocukların velayetine sahip olan eşin talepte bulunması gerekir. Ayrıca burada esas olan müşterek çocuğun bakımı olduğundan, tarafların kusur durumu önem arz etmez.

İştirak nafakası hesaplanırken, müşterek çocukların yaşları, eğitim durumları, günlük ihtiyaçları ve eşlerin maddi durumları dikkate alınır.

İştirak nafakası çocuk 18 yaşını doldurana ya da mahkeme kararıyla ergin kılınmasına kadar devam eder. Ancak mevzuatımıza göre anne ve babanın bakım yükümlülüğü çocuğun eğitim hayatı boyunca devam eder. Bu durumda çocuğun eğitim hayatı bitene kadar iştirak nafakası ödenmeye devam eder.

4. Yardım Nafakası

Yardım nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soy, alt soy ve kardeşe mahkemece hükmedilen yardım miktarının ödenmesidir. Yani yardım nafakası boşanma davaları ya da evlilik kurumundan bağımsızdır.

Talep olmadan hâkim tarafından hükmedilemez.

Nafakanın başlangıç tarihi dava tarihidir. Nafaka miktarı belirlenirken ekonomik koşullar, hak ve nefaset kuralları esas alınır.

Kardeşler arasındaki yardım nafakası yükümlülüğü diğer hısımlardan farklı olarak nafaka talep edilen kardeşin refah içinde yaşaması şartına bağlanmıştır.

Nafaka Ödenmezse Ne Olur?

Nafaka borçlusu borcunu ödememişse, nafaka alacaklısı icra takibi başlatarak alacağını tahsil edebilir. Ayrıca İcra İflas Kanunu m. 344’e göre, nafaka borçlusunun mahkeme kararına aykırı olarak nafaka borcunu ödememesi halinde şikâyet üzerine 3 aya kadar tazyik hapsiyle cezalandırılabilir.

Nafaka alacaklıları sıra cetvelinde birinci sırada yer alırlar. Ek olarak normal icra takiplerinde maaş haczi işleminde borçlunun maaşının yalnızca ¼’üne haciz konulabilmekteyken, nafaka için maaşın tamamına konulabilir. Ayrıca diğer icra takiplerinde emekli maaşına haciz konulamazken nafaka borcu için konulabilmektedir.

Nafaka hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

şikayet hakkı

Şikayet Hakkı

Şikayet hakkı, ceza muhakemesi hukukunda önem arz eden bir meseledir. Ceza hukukuna dair hakların kullanılmasında şikayet hakkının kullanılması şekli kurallara bağlıdır. Bu yazımızda şikayet hakkına dair hususlar ele alacağız.

Şikâyet Hakkı Nedir?

Şikâyet hakkı, bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması için mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili mercilere yönelttiği haktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, yalnızca hakkın sahibi tarafından kullanılabilir. Müşteki gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikâyet hakkını yetkili mercileri aracılığıyla kullanır.

Şikâyet Hakkı Nasıl Kullanılır?

Mağdur veya suçtan zarar gören, şikâyet hakkını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca aşağıdaki makamlara başvurarak kullanabilir:

  • Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamları
  • Valilik, kaymakamlık ya da mahkeme
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsoloslukları
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresi

Şikâyet hakkı yazılı veya tutanak tutulmak suretiyle sözlü olarak kullanılabilir.

Şikâyete dair hazırlanacak dilekçesi, şikâyet edenin kimliğini, adresini ve iletişim bilgilerini içermelidir. Şikâyet konusu olay açıkça anlatılmalıdır.

CMK m.158/6: “İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir.”

Şikâyet Hakkı Süresi

TCK m.73’e göre şikâyet süresi mağdurun veya suçtan zarar görenin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Müştekinin şikâyet hakkını kullanabilmesi için hem faili hem de fiili öğrenmesi gerekir. Şikâyet süresi her ikisinin de öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Suçtan zarar gören veya mağdur olan birden fazla kişi mevcutsa, bu kişilerden biri şikâyet süresini geçirse de diğer mağdurların şikâyet hakkı düşmez.

Her halükârda şikâyetin dava zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir. Suçun türüne göre zamanaşımı süresi değişir.

Şikâyetten Vazgeçme ve Sonuçları

Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkını kullanan mağdur veya zarar gören kişinin suçun soruşturulması ve kovuşturulmasından vazgeçerek şikâyetini geri almasıdır.

Şikâyetin soruşturma evresinde geri alınması halinde soruşturma konusuz kalır ve sona erer, dava açılmadan dosya kapanmış olur. Ceza davasının açıldığı hallerde ise dava hakkında düşme kararı verilir.

Şikâyet konusu fiil birden fazla kişi tarafından işlendiyse, faillerden biri hakkında şikâyetten vazgeçilmesi diğer failleri de etkiler.

Bu durum yalnızca şikâyete bağlı suçlar bakımından geçerlidir. Takibi şikâyete bağlı olmayan suçlarda şikâyetten vazgeçilse dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

Şikâyetten vazgeçme de kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkası tarafından kullanılamaz. Ek olarak şikâyetten vazgeçmenin süresi yoktur, kararın kesinleşmesine kadar her aşamada yapılabilir. Kararın kesinleşmesinden sonra şikâyetten vazgeçilmesi bir etki doğurmaz, kişi hakkında verilen cezanın infazına devam olunur.

Şikâyetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, hâkim, kolluk görevlileri, noter vb. huzurunda yapılabilir.

Sanık şikâyetten vazgeçme kararını kabul etmek zorunda değildir. Sanık, ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyebilir. Bu durumda mağdur şikâyetten vazgeçse bile yargılamaya devam olunur ve şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir, ancak mahkûmiyet kararı verilecekse şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilir.

Şikâyetten Vazgeçmekten Dönülebilir Mi?

Şikâyetten vazgeçmekten dönülmesi mümkün değildir. Vazgeçme beyanında bulunulmasının akabinde kişinin aynı fiille ilgili tekrar şikâyetçi olması veya kamu davasına katılması mümkün değildir.

Şikâyet Hakkı ve Şikâyetten Vazgeçilmesi Hakkında Emsal Karar

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2021/37824, K: 2021/11953

“Sanığın, araç kiralama işi yapan müştekiden kiraladığı aracı süresinde iade etmediği, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul edilen somut olayda; sanığın eylemine uyan TCK’nin 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, müştekinin 17/04/2014 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nin 73/6. maddesi uyarınca sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sanığın vazgeçmeyi kabul etmesi halinde şikayetten vazgeçme nedeniyle hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 73/4. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E: 2021/32332, K: 2021/28090

“5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirmek suretiyle kamu davasına katılabileceğinin belirtilmesine göre, şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi kendisine ait olan mağdur …’n kovuşturma aşamasında sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, şikayetten vazgeçme sebebiyle katılan sıfatı sona eren mağdurun hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, mağdur sanık müdafisinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince REDDİNE,”

Şikayet hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunda tahliye davaları arasında en çok rastlanan davalardan olarak olarak gösterilebilir. Uygun şartların oluşması halinde, ev sahibi konut ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmektedir. Bu yazımızda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkındaki bilgilere yer vereceğiz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralayan (ev sahibi) veya kiralayanın yakınları tarafından kiralanan taşınmaza ihtiyaç duyulması halinde açılan ve kiracının tahliyesini sağlayan davadır.

Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davası iki şekilde açılabilir. Bu haller TBK’nın 350. ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

TBK m. 351: “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Şartları Nelerdir?

1. Konut İhtiyacının Varlığı

Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu (çocuk ve torunları), üstsoyu (anne babası ve onların anne babaları), kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Yukarıda sayılan kişilerin dışındakiler için ihtiyaca dayanılarak tahliye davası açılamaz.

2. İhtiyacın Gerçek, Zorunlu ve Samimi Olması

İleri sürülen ihtiyacın samimi, zorunlu ve gerçek olması gerekir. Süreklilik unsuru, ev sahibinin konuta çok kısa süreliğine ihtiyaç duyması değil, belirli bir zaman dilimi için ihtiyacı olmasıdır. Samimi ve zorunlu olması ise davanın yalnızca kiracıyı tahliye edebilmek amacıyla açılması değil, gerçekten ortada ciddi ve zorunlu bir ihtiyacın bulunmasıdır.

Örneğin kiraya verenin kirada oturması, sağlık durumunun kiralanan eve geçmesini gerektirmesi, ev sahibinin çocuklarının evlenmesi hallerinde bu unsurlar karşılanmaktadır.

İhtiyacın ileri sürüldüğü anda mevcut olması gerekir. Çok uzun zaman sonra söz konusu olacak bir ihtiyaç için tahliye istenemez.

3. Davanın Süresinde Açılması

Konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında dava açabilme süresi, kira sözleşmesinin belirli süreli ya da belirsiz süreli olması haline göre ikili bir ayrımla hüküm altına alınmıştır.

Kira sözleşmesi belirli süreli ise, kira sözleşmesinin sonu dava açma süresidir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kira sözleşmesinin feshindeki dönemlere ve bildirim sürelerine göre tespit edilecek olan tarihten başlayarak 1 ay içinde dava açılır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde bir ay içinde dava ikame edilebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirim süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerden itibaren 1 ay içinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmalıdır.

Bu sürelere uyulmadan açılan davalarda, diğer bütün koşullar gerçekleşse dahi dava reddolunur.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası İçin İhtar Zorunlu Mu?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde hiçbir ihtar ve bildirime gerek kalmaksızın bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 347. maddesi doğrultusunda kiracının sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmaması halinde sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış olacaktır. Bu durumda da hiçbir ihtar ve bildirime gerek olmadan yenilenin sürenin sonundan itibaren bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 329. maddesi uyarınca; belirsiz süreli kira sözleşmelerinde her altı aylık dönem bir fesih dönemi olup kiraya verenin altı aylık fesih döneminden en az 3 ay önce kiracıya bildirimde bulunmak ve altı aylık fesih dönemi dolduktan sonra bir ay içinde davayı açmak zorundadır.

Yeni Malikin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Hakkı

Taşınmazı sonradan edinen yeni malikin ihtiyacı nedeniyle kira sözleşmesinin feshi ile kiracının tahliyesi için dava açılması için, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı olarak bildirilmesi ve davanın altı ay sonra veya sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması gerekir.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesidir.

Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi gerçekleştikten sonra kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde ev sahibi, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olur.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası arazi üzerindeki yapı veya bitkilerin mülkiyet hakkının hukuki durumuna dair açılan bir davadır. İzaleyi şuyu yani ortaklığı giderilmesi davalarında muhdesatın aidiyeti davası sıklıkla açılmaktadır. Bu yazımızda “muhdesatın aidiyetinin tespiti davası nedir” sorusuna yanıt arayacağız.

Muhdesat Ne Demektir?

Muhdesat kavramı, taşınmaz üzerinde bulunan yapı veya bitkilerdir. Ancak gayrimenkul üzerindeki bir bitkinin yahut yapının muhdesat kavramında değerlendirilebilmesi için, bunun kalıcı olması gerekir. Taşınabilir veya kolayca sökülüp götürülebilir tarzdaki yapılar, muhdesat kavramına dahil edilmez.

Örnek olarak taşınmaz üzerine sürekli olarak kalmak amacıyla yapılan bina, inşaat, eklentileri veya dikilen bitkileri ve ağaçları muhdesat kavramı arasında saymak mümkündür.

Hukuki niteliği bakımından muhdesat taşınmazın bütünleyici parçasıdır (Türk Medeni Kanunu m. 718/2).

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Uygulamada muhdesatın tespiti davası, muhdesatın aidiyeti davası veya muhdesatın aidiyetinin tespiti davası olarak da bilinen bu davada, taşınmaz üzerinde yer alan muhdesatın mülkiyete dair hukuk durumu için açılan bir davadır.

Hukuki niteliği itibariyle muhdesatın aidiyetinin tespiti davası bir tespit davasıdır. Bu davada mülkiyetin tespiti talep edilememektedir.

8. HD., E. 2013/23813 K. 2014/18473 T. 16.10.2014

“Dava konusu muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmayıp davalı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe geren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm yerinin birinci fıkrasından “…mülkiyetinin davacı …’a ait olduğunun…” sözlerinin çıkarılmasına, yerine “… Davacı … tarafından meydana getirildiğinin…” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA,”

Bu davanın açılabilmesi için, davacının güncel korunmaya değer hukuki yararının bulunması ve dava sonuna kadar da hukuki yararın bulunması gerekir. Örneğin ortaklığın giderilmesi (izaleyi şuyu) davası, taşınmazda kentsel dönüşümün söz konusu olması, kamulaştırma yapılması durumlarında, davacının güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası ve İzaleyi Şuyu Davası İlişkisi

İzaleyi şuyu yani ortaklığın giderilmesi davaları, oldukça uzun süren davalardır. Bilhassa muhdesat hakkında uyuşmazlık bulunması, bu davaların sürecini uzatmaktadır. Bu iki dava arasında birbiriyle önemli ilişki bulunmaktadır.

Ortaklığın giderilmesi davaları, taşınmazdaki hissedarlar tarafından taşınmazın satılması ve buradan gelecek paranın bölüşülmesi şeklinde basitçe açıklanabilir. Ancak söz konusu taşınmazın satış bedeline taşınmaz üzerindeki başka bir yapı veya bitkinin bulunması katkı sağlıyorsa buna dair muhtesatın tespiti istenmelidir.

Taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası açılmışsa, muhdesat iddiası ileri süren davacının hukuki yararının bulunduğu kabul edilir. Ancak ortaklığın giderilmesi davasında henüz satış yapılmadan önce muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılabilir. İzaleyi şuyu davası karara çıkıp kesinleştikten sonra artık muhdesatın tespiti davası açılamaz.

Öte yandan, muhdesatın ortaklığın giderilmesi davasındaki değere esas alınabilmesi için, bunun taşınmazda değer artışına neden olması gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Ortaklığın giderilmesi davası aşamasında davalılardan birinin muhdesat iddiası ileri sürmesi halinde mahkemece tarafa muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açması için süre verilmesi gerekir.

Bu sürede muhdesatın aidiyetini tespit davası açılırsa, ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkeme muhdesat kararının neticesini beklemelidir.

14. HD., E. 2019/408 K. 2019/7318 T. 6.11.2019

“Somut olaya gelince; davalı … vekili, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan elma ağaçlarıyla ilgili olarak Elmalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/394 Esas sayılı dosyasıyla muhdesatın aidiyetinin tespiti istemiyle dava açtığını beyan etmiştir.

O halde mahkemece, bu davanın davalı yararına sonuçlanması halinde bütünleyici parçanın aidiyeti belirlenmiş olacağından satış bedelinin yukarıdaki ilkeler doğrultusunda dağıtılması gerekecektir. Mahkemece muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin bu davanın bekletici mesele yapılması ve satış bedelinin bu davanın sonucuna göre dağıtılması gerekirken anılan davanın sonuçlanması beklenilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Tarafları

Bu davada davacı taraf, taşınmaz üzerindeki muhdesatın kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini iddia eden kişidir. Davacı bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir.

Davalı taraf, bu iddiayı ileri süren davacı dışındaki tapu maliklerinin tamamıdır. Diğer tapu maliklerinin davada taraf olarak gösterilmesi zorunludur. Kamu düzenine ilişkin bu husus mahkemece resen gözetilmelidir.

7. HD., E. 2010/6101 K. 2010/5721 T. 12.10.2010

“Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekir. Taraf koşulu sağlanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.

O halde, muhdesatların davacı tarafa ait olduğunu kabul etmeyen tüm paydaşların davada taraf olmalarının zorunlu olduğu düşünülerek davada taraf olarak yer almaları sağlanmalı, yargılamaya geldiklerinde davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında İspat Yükü

Muhdesatın aidiyeti davasında ispat külfeti davacıya aittir. Davacı, muhdesatın varlığını ve bunun kendisine ait olduğunu usulünce ispatlamalıdır. Davacı, taşınmaz üzerindeki yapının yahut bitkinin kalıcı olarak kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini tanık dahil her türlü delille birlikte ispatlayabilir.

Buna göre taşınmazın yapılmasına ilişkin faturalar, inşaat projeleri, uydu fotoğrafları, tanık anlatımları önem arz eder. Muhdesat iddiası nasıl ispatlanır konusunda davacının geniş bir delil sunma imkanı vardır. Bunlarla birlikte muhdesatın tapu sicilinde gösterilmiş olması da bu davanın ispatı noktasında önemli bir karinedir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Ne Zaman Açılır?

Söz konusu davanın açılabilmesi için herhangi bir hak düşürücü süre yoktur. Ancak şüphesiz ki davanın açılabilmesi için öncelikle muhdesatın tespitinde hukuki yararın bulunması gerekir.

Ayrıca, kadastro öncesinde yapılan muhdesatlar bakımından, kadastro tutanakları kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra artış kadastro öncesindeki haklara dair itiraz edilemeyeceğini ve dava açılamayacağını belirtmek gerekir. Dolayısıyla kadastronun bulunduğu bir uyuşmazlıkta muhdesatın inşa edildiği yahut dikildiği tarih önem arz edecektir. Kadastro Kanunu m. 12’deki bu hükme göre, on yıl geçtikten sonra dava açılamayacak, muhdesata dair haklar ileri sürülemeyecektir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muhdesatın tespiti davasında görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir (HMK m. 2). Bu davayla bağlantılı olan ortaklığın giderilmesi davasında ise sulh hukuk mahkemesi görevlidir (HMK m. 4/1). Buna göre birbiriyle bağlantılı olsa da bu iki dava farklı mahkemelerde görülecektir.

Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olarak davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Söz konusu davanın taşınmazdan kaynaklandığı düşünülse de taşınmazın aynıyla ilgili bir dava olmadığından, taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkeme yetkili değildir. Buna göre, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında yetkili mahkeme davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Bununla birlikte bu davada kesin yetki söz konusu olmadığından davalı tarafından yetki itirazının ileri sürülmesi gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Sonunda Verilecek Karar

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde muhdesatın tespiti davasının kabul edilmesi durumunda, bu karar, muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitiyle sınırlı hüküm doğurur. Dolayısıyla, muhdesatın davacıya ait olduğuna dair mülkiyet hakkının tesisine karar verilemez. Diğer bir ifadeyle, muhdesatın tespiti davası mülkiyetin tescili imkanı vermez.

Muhdesatın aidiyeti davası bir tespit davasıdır. Bu nedenle verilen karar tespit hükmünden ibarettir. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında yapılan paylaştırmada, muhdesatın aidiyetinini tespitine dair karar dikkate alınır. Dolayısıyla izaleyi şuyu davasında paraların paylaştırılmasında muhdesatın tespiti kararı oldukça önemlidir.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Uyuşturucu Ticareti – Uyuşturucu Madde Kullanma Arasındaki Fark

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

“Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

Belge ve Resmi Belge Kavramı

Olayları nakleden, içerdiği irade beyanları hukuken değer taşıyan ve belirli bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazıya belge denir.

Bir şeyin belge olabilmesi için; yazılı olması, hukuki bir değere sahip olması ve belirli bir kişi tarafından düzenlenmesi gerekir. Örneğin noter tarafından düzenlenen belgeler, duruşma tutanakları, polisin düzenlediği kaza tespit raporu, arama tutanağı gibi. Kanunun geçerlilik şartı olarak düzenlediği koşullar hariç olmak üzere, belgenin imzalanmış olması şart değildir.

Belgeler, resmi ve özel belgeler olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu görevlisinin görevi gereğince düzenlemiş olduğu belgelere resmi belgeler denir. Örnek olarak pasaport, sürücü belgesi, diploma verilebilir. Resmi belgenin ispat gücü özel belgelere göre daha yüksektir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları

TCK m. 204/1’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlisi olmayanlar iken, TCK m. 204/2’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlileridir. Suçun mağduru herkes olabilir.

Bu suçun oluşması üç farklı şekilde gerçekleşebilir; resmi belgeyi sahte olarak düzenleyerek, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirerek ve sahte resmi belgenin kullanarak.

  • Gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi: bir resmi belgenin gerçekmiş gibi üretilip, taklit imza atılarak sahte oluşturulmasıdır. Ayrıca sahteciliğin aldatma kabiliyetinin bulunması gerekmektedir. Başka bir söylemle, sahte belgenin ilk bakışta dikkat çekmeyecek ve birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması gerekir.
  • Resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi: Resmi belge niteliği bulunan belgenin, ekleme yapmak veya belgedeki bir yazının, tarihin, imzanın silinmesi şeklinde gerçekleştirilebilir. Suçun oluşması için belgenin değiştirilmesi yeterlidir, ayrıca kullanılması gerekmez.
  • Sahte resmi belgenin kullanılması: Bir kimse sahte resmi belgeyi, belgenin sahte olduğunu bilerek kullanıyorsa bu suç gerçekleşecektir. Örneğin A kişisi B kişisinden sahte pasaport almış olsun. A, pasaportun sahte olduğunu bilerek kullanırsa belgenin kullanılması suretiyle suç işlenmiş olacaktır.

Resmi belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması durumunda, işlenen suç ile resmi belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı cezalara hükmolunacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ancak suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri

Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge üzerinde gerçekleşmesi halinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Kanun hükmü gereğince sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgeler üzerinde sahtecilik yapılması halinde faile verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu belgelere örnek olarak noterde düzenlenen vekaletname, imza beyannamesi, mahkeme ilamları, noterde düzenlenen satış sözleşmesi verilebilir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda İndirim Halleri

TCK m. 211’de resmi belgede sahtecilik suçunun ”bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmesi” durumunda suçun cezasının yarı oranında indirileceği düzenlenmiştir.

Failin bu indirimden yararlanılabilmesi için, eylemi gerçek bir olay veya durumun kanıtlanması, ya da hukuksal ilişkiden kaynaklanan alacağının ispatı amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir.

Örneğin noterlik tarafından düzenlenen bir belgeyi kaybeden kimsenin, belgeyi sanki noter düzenlemiş gibi tekrar meydana getirirse, verilecek ceza yarıya indirilecektir.

Resmi Belgeyi Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek Suçu

Bu suç TCK’nın 205. Maddesinde ayrı olarak düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre: “Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun işlenmesi için öncelikle gerçek bir resmi belgenin var olması gerekir. Sahte olan bir belgenin bozulması bu suçu oluşturmayacaktır.

Bu suç da resmi belgede sahtecilik suçu gibi üç seçimlik hareketle işlenebilir: resmi belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi suretiyle.

Suçun failinin kamu görevlisi olması halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bozulan, yok edilen veya gizlenen belgenin de kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması aranmaz.

Sağlık Görevlilerinin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi

TCK m. 210/2: “Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”

Burada dikkat edilmesi gereken husus, suçun oluşması için sağlık çalışanının kamu görevlisi olmaması gerekmektedir. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması durumunda ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde resmi belgede sahtecilik hükümlerine dayanılacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Zimmet Suçu ve Cezası alfa avukatlık

Zimmet Suçu ve Cezası

Kamu görevlileri, kendisine verilen veya gözetin altında bulundurduğu malı gözetmekle yükümlüdür. Zimmet suçu, kamu görevlisinin kendisine verilen maldan menfaat elde etmesi olarak tanımlanabilir. Kamu görevlisinin görevine aykırı şekilde bir maldan menfaat elde etmesi halinde zimmet suçunun koşulları oluşabilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine verilen veya gözetimi altında bulunan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi, başka bir değişle mal üzerinde görevine aykırı bir biçimde tasarrufta bulunması halinde oluşur. Bu makalede bu suçun detaylarını inceleyeceğiz.

Zimmet suçu Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Zimmet Suçunun Cezası Nedir?

Kamu görevlisi tarafından zimmet suçunun işlenmesi halinde faile üç farklı ceza verilebilir. Suçun temel şekliyle işlenmesi halinde 5 ile 12 yıl arasında hapis cezası verilir. Suçun hileli davranışlarla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Kullanma zimmeti suçunda ise, mesela kamu görevlisi malı iki gün boyunca kullanıp sonra iade etmişse, ceza yarı oranında indirilir.

Zimmet Suçunun Faili Kimler Olabilir?

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlileri olabilir. Kamu görevlileri yalnızca devlet memurları değildir. TCK’nın 6/c maddesine göre kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici katılan kişi” demektir.

Zimmet Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda cezayı artıran nitelikli haller, suçun hileli davranışlarla işlenmesidir. Örneğin mudiinin kandırılarak boş bir kâğıda imza atması sağlanıp, sonrasında talimatı olmaksızın hesabından para çekilmesi gibi. Ayrıca belge içeriğinin değiştirilmesi, gerçek dışı belgelerin düzenlenmesi, belgelerin ve bilgisayar ortamındaki verilerin ortadan kaldırılması suretiyle de bu suçun nitelikli hali vuku bulabilir.

Zimmet Suçunda İndirim Yapılacak Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda indirim yapılacak hallerden biri, suça konu malın bir süre kullanılıp sonrasında iade edilmesi halinde gerçekleşir. Burada önemli olan husus, failin malı iade etme niyetinin bulunmasıdır. Başka bir indirim sebebi ise malın değerinin azlığıdır. Bu durumda verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise, eğer etkin pişmanlık soruşturma başlamadan gösterilmişse cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde yarısı, hükmün verilmesinden önce gösterilmesinde ise üçte biri oranında indirim yapılır.

Kullanma Zimmeti Suçu ve Cezası

Kullanma zimmeti suçu, suça konu malın kullanılması sonrasında iade edilmesi şeklinde gerçekleşir. Suçun konusu malın kendisi değil, malın kullanımından elde edilen yarardır. Bu yarar bilirkişi tarafından hesaplanır.

Suça konu eylemin kullanma zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı, failin niyetine göre belirlenir. Başka bir değişle, kamu görevlisinin malı bir süre kullandıktan sonra iade etme niyeti olmalıdır.

Kullanma zimmeti suçunun cezası, suçun temel şekline verilecek cezada yarı oranında indirim yapılarak belirlenir.

Denetim Görevini İhmal Suretiyle Zimmet Suçu ve Cezası

TCK’nın 251. maddesi uyarınca, “zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek, zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Örneğin banka müdürü, çalışanın zimmetine para geçirdiğini görmesine rağmen bir müdahalede bulunmuyorsa, kendisi de zimmet suçunu işlemiş olur. Ancak kamu görevlisinin kastı olmayıp ihmali varsa, fail üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?

Zimmet suçunda etkin pişmanlık uygulanması mümkündür. Etkin pişmanlık hali cezanın indirime gidilmesini gerektiren hallerdendir. Zimmete geçirilen mal soruşturma başlamadan önce aynen iade edilir veya uğranılan zarar tamamen tazmin edilirse, cezanın üçte ikisi oranında indirime gidilir. Benzeri şekilde kovuşturma başlamadan önce iade edilirse üçte iki oranında, hüküm verilmeden önce iade edilirse üçte biri oranında indirilecektir.

Zimmet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Zimmet suçu şikâyete tabi değildir. Bu nedenle savcılık suçun işlendiğini öğrendiği anda şikâyet aramaksızın soruşturmayı gerçekleştirir.

Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zimmet suçunda görevli mahkeme, suçta öngörülen yaptırımın üst sınırı on yıldan daha fazla hapis cezası olduğundan ağır ceza mahkemesidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, yani malın zimmete geçirildiği yer mahkemesi ise yetkili mahkemedir.

Zimmet Suçu ile Rüşvet Arasındaki Farklar

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliğine verilmiş olan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi halinde oluşur. Rüşvet suçu ise, kamu görevlisinin görevine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

Dolayısıyla, rüşvet suçunda kamu görevlisine görevi nedeniyle devredilmiş bir mal bulunması zorunlu unsur değildir.

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, Türk Ceza Hukukunda yer alan zimmet, kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen özgü suç niteliğindedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. TCK 247. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru, genel kasttır. Zimmet suçu özgü suç olup, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki ile işlenmesi de mümkündür.

Zimmet suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki alfa avukatlık

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki

Çek, ticari hayatta sık kullanılan bir ödeme aracıdır. Çekin bankaya ibraz edilmesine rağmen karşılıksız çıkması halinde, çek alacaklısı icra takibine başvurarak çek bedelini tahsil etmektedir. Uygulamada çek nedeniyle başlatılan takiplerde yetkili icra dairesinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu yazımızda, çeke dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi Yargıtay uygulaması ışığında açıklanacaktır.

Çek Nedir?

Çek, banka tarafından çek hesabı sahibine teslim edilen ve ödenmesi için bankaya ibraz edilmesi gereken bir kıymetli evraktır. Alacaklı, çek bedelini tahsil etmek için önce bankaya müracaat etmelidir.

Ticari hayatta oldukça sık kullanılan çek, niteliği gereği bir ödeme aracıdır. Ancak uygulamada çek ileri tarihli düzenlendiğinden kredi aracı olarak da kullanılmaktadır.

Çek Nasıl İbraz Edilir?

Çeki elinde bulunduran son hamil alacaklı, vadesi geldiğinde çeki bankaya ibraz ederek ödenmesini ister. İbraz, çekin ödenmek için bankaya sunulması anlamına gelir. Alacaklı, çek hesabının bulunduğu bankaya müracaat edebileceği gibi herhangi bir bankaya da başvurabilir.

Bankaya ibraz edilen çekin karşılıksız çıkması halinde, banka görevlileri çek üzerinde karşılıksız işlemi yapmak zorundadır. Süresi içerisinde çek bankaya ibraz edilmezse, çek kambiyo vasfını yitirir. Bu durumda alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuramaz.

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkili icra dairesi

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki, genel haciz yoluyla icra takibindeki kurallara göre belirlenir. Buna göre genel yetkili icra dairesi, borçlunun takip tarihindeki yerleşim yeridir.

Kambiyo senetlerine dayalı alacaklar, aranacak borç niteliğindedir. Bu nedenle alacaklının yerleşim yerinde takip başlatılacağına ilişkin Türk Borçlar Kanunu m. 89/1 hükmü uygulanmaz.

Çeke dayalı kambiyo takiplerinde yetkili icra daireleri şunlardır:

  • Borçlunun yerleşim yeri,
  • Muhatap bankanın bulunduğu yer,
  • Çekin keşide yeri.

Çekin ibraz edildiği yerde icra takibi başlatılabilir mi?

Yetkili icra dairesi, yukarıdaki icra daireleri olarak gösterilmiştir. Bunun dışında, çekin ibraz edildiği yerdeki icra dairesinde icra takibi başlatılabilmesi mümkün değildir.

Aksi durumun kabulü halinde, alacaklının dilediği yerdeki bankaya çeki ibraz ederek yetkili icra dairesini belirleyebilmesi sonucu doğar.

Yargıtay Kararlarında Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuruda Yargıtay’ın farklı görüşleri bulunmaktadır. Uygulamada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşü uygulanmaktadır.

12. HD., E. 2019/9167 K. 2019/13006 T. 19.9.2019

“Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu tarafından ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresinde icra mahkemesine yapılan başvuruda; sair itirazları yanında yetkili icra dairesinin … İcra Dairesi olduğunu ileri sürerek… İcra Dairesinin yetkisine itirazda bulunduğu, mahkemece yetki itirazının kabulüne karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nun 447/2. maddesi atfıyla HMK’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.

Buna göre, çeke dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6.md.), muhatap bankanın bulunduğu yer, ödeme yeri sayıldığından buradaki icra dairesinde (HMK. 10.md.) ve ayrıca İİK’nun 50/1. maddesi uyarınca çekin keşide edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.”

Alacaklının yerleşim yerinde icra takibi başlatılabileceği yönündeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararını buradan inceleyebilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkiye İtiraz

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkiye nasıl itiraz edileceği konusundaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

Çeke dayalı icra takibinde yetkiyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş kazası, ülkemizde sıkça yaşanan bir olaydır. Yetersiz tedbirler, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmaması veya işçinin ihmali iş kazasına sebebiyet verebilir. İş kazasının neticesinde işçi sakat kalabilir veya ölebilir. Bu yazımızda iş kazası nedeniyle tazminat davası hakkında işçilerin haklarına değineceğiz.

İş Kazası Nedir?

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 3’te, iş kazasının tanımı yapılmıştır. Buna göre iş kazası, işyerinde veya işle ilgili olarak işçinin ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olaydır.

Hangi Haller İş Kazası Sayılır?

İşçinin ölümüne veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın iş kazası sayılmasının birtakım hukuki sonuçları vardır. İşçinin, iş kazasından kaynaklı alacak haklarını ileri sürebilmesi için öncelikle yaşanan olayın iş kazası olduğunun tespiti zorunludur.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13’te hangi hallerin iş kazası sayıldığı açıklanmıştır. Buna göre;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.

Yukarıda sayılan hallerde işçinin iş kazasına uğradığı kabul edilir.

İşyeri Dışında Yapılan Kaza İş Kazası Sayılır Mı?

İşçinin ölümüne sebebiyet veren veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın işyeri dışında gerçekleşmiş olması halinde, yaşanan olay iş kazası sayılır. Diğer bir ifadeyle, iş kazasının işyerinde yaşanması zorunlu değildir.

Örneğin işçinin servisle işe giderken kaza yapması veya işverenin işçiyi işyeri dışında bir yere gönderdiği esnada kaza yapması durumlarında, yaşanan olay iş kazası kabul edilir.

İşçinin Dikkatsizliği Sonucu İş Kazasının Tazminata Etkisi

İşveren, iş sağlığı ve güvenliği konusunda gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. İşçinin bu tedbirlere rağmen özensiz veya dikkatsiz davranması nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işçinin tazminat hakkı azalabilir veya ortadan kalkabilir.

İşçinin ağır kusuru nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işveren tazminat sorumluluğundan kurtulabilir.

İş Kazasında Kusurun Önemi

İş kazalarında kusur, işçi lehine hükmedilecek tazminat miktarlarının tespitinde önem arz eder. İşverenin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, buna karşın işçinin de gereken özeni gösterip göstermediği kusur tespitinde incelenir.

Tarafların kusur tespiti neticesinde işçinin kusurlu bulunması halinde, iş kazasından kaynaklanan tazminat hakkı kısmen veya tamamen son bulabilir.

İş kazalarından sonra kusur tespitine ilişkin delillerin yok olması nedeniyle, işçinin iş kazasından kaynaklanan tazminat haklarının zedelenmesi mümkündür. Bu nedenle iş kazası yaşanmasından hemen sonra iş kazasıyla ilgili tazminat haklarında konusunda uzman avukata danışmak gerekir. Aksi halde işçinin lehine olabilecek delillerin işveren tarafından ortadan kaldırılması ve varsa iş sağlığı ve güvenliğine aykırı uygulamaların giderilmesi mümkün olabilir.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Yaralanması Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde yaralanması halinde, işçi, uğradığı bedensel zararlara karşılık işverenden maddi tazminat talep edebilir.

İş kazası nedeniyle talep edilebilecek zararlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 54’e göre belirlenir. Buna göre,

1) Tedavi giderleri.

2) Kazanç kaybı.

3) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4) Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Ölmesi Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde ölmesi halinde işçinin mirasçıları veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler, kusurlu işverenden maddi tazminat isteyebilir.

İşçinin ölümü halinde işverenden istenebilecek zararlar, TBK m. 53’e göre şunlardır:

  1. Cenaze giderleri.
  2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat

İşçinin iş kazası yüzünden yaralanması veya ölmesi durumunda, işçi veya işçinin yakınları işverenden manevi tazminat talep edebilir. İş kazası nedeniyle yaşanan keder ve üzüntünün karşılığı, manevi tazminat ile giderilmiş olur.

İş kazası nedeniyle manevi tazminat davası, TBK m. 56 uyarınca açılabilir. TBK m. 56/1’e göre, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” denilmiştir.

İşçinin ağır yaralanması veya ölmesi halinde yakınlarının da manevi tazminat hakkı vardır. TBK m. 56/2’ye göre, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir” denilerek işçinin yakınlarına da bu hak tanınmıştır.

İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası yüzünden hayatını kaybeden işçinin hayatındayken destek verdiği kişiler tarafından işverenden talep edilebilecek bir tazminattır.

İşçinin ölümü üzerine, işçi hayattayken onun desteğiyle hayatlarına devam eden kimseler, bu destekten yoksun kalırlar. Bu kimseler, işçi hayattayken aldığı ücret, destekten faydalanan kişiye harcanan giderler ve sosyal durumlar çerçevesinde uygun bir destekten yoksun kalma tazminatı almaya hak kazanır.

Destekten yoksun kalma tazminatı istenebilmesi için, işçinin vefatının iş kazası neticesinde gerçekleşmiş olması, talep edecek kişilerin işçinin desteğini aldığını ispat edebilmesi ve muhtaç durumda olduğunu da kanıtlayabilmesi gerekir.

İş Kazasıyla İlgili Davalarda Zamanaşımı

TBK m. 146’ya göre, iş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında zamanaşımı, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

21. HD., E. 2019/5616 K. 2020/1181 T. 27.2.2020

“İş kazasına dayalı tazminat davalarında zamanaşımına tabi olan hak işçinin kaza nedeniyle uğradığı zararları karşılamak için tazminat davası açabilme hakkıdır. Bu hak ise iş kazasıyla birlikte doğmaktadır (Akın, L.: İş Kazasından Doğan Maddi Tazminat, Ankara 2001, s. 283). Bu durumda iş kazası hâlinde TBK’nın 149. (BK 125.) maddesinde belirtilen “on yıllık” zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi kural olarak iş kazasının meydana geldiği tarihtir.”

İş Kazasından Kaynaklı Tazminat Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İşçi veya yakınları tarafından açılan iş kazası nedeniyle tazminat davaları, işverenin adresinin bağlı bulunduğu veya kazanın gerçekleştiği yer mahkemelerinde açılır.

İş kazasından kaynaklı tazminat davalarında görevli mahkeme ise İş Mahkemesi’dir.

 

İş kazası nedeniyle tazminat davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

ses kaydı almak suç mudur

Ses Kaydı Almak Suç Mudur? Delil Olur Mu?

“Ses kaydı almak suç mudur?” konusu, günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sıkça sorulan bir soru haline gelmiştir. Ses kaydı almanın kolaylaşmış olması ve cep telefonlarının birçok insanın günlük yaşamının bir parçası haline gelmiş olmasıyla birlikte oldukça merak edilen bir konudur.

Bu yazımızda izinsiz ses kaydı almanın yasal durumu, Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddelerini ihlal ettiği ve bu kayıtların delil olarak kullanılabilirliği konularını ele alacağız.

Ses Kaydı Almak Suç mu? İzinsiz Ses Kaydı Almak Hangi Suçu Oluşturur?

Özel yaşamın gizliliği ve mahremiyet gibi kavramları etkileyebilen bir eylem olan ses kaydı almak; İzinsiz olarak gerçekleştirildiğinde ceza kanunu bakımından bazı suçların oluşmasına sebebiyet verebilir. Bu suçlara değinecek olursak:

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu (TCK m.134)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Yukarıdaki maddeden açıkça anlaşılacağı üzere kişilerin özel hayatının ses kaydı alınması yoluyla ihlal edilmesi, özel hayatın gizliliği suçunu oluşturmakta olup daha fazla cezayı gerektiren nitelikli bir hal olarak düzenlenmiştir.

TCK m.134 gerekçesinde özel hayat kavramı “başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayı” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla herkes tarafından bilinebilecek durumdaki olaylar sırasında ses kaydı alınması bu suçu oluşturmaz.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu (TCK m.132)

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu; iki veya daha fazla kişinin telefon, internet, e-posta, mektup, telgraf vb. araçları kullanarak kurdukları iletişimin gizlice ve izinsiz bir şekilde üçüncü kişiler tarafından dinlenmesi, okunması, kayda alınması halinde oluşur.

TCK m.132’ye göre: “Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuk aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

İzinsiz ses kaydı alarak haberleşmenin ihlal edilmesi, haberleşmenin taraflarından biri veya üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilebilir. Taraflardan birinin bu suçun faili olabilmesi için yalnızca haberleşmeyi kayda alması yetmemekte olup, aynı zamanda kaydedilen içeriği ifşa etmesi gerekir.

Kişiler Arasındaki Konuşmanın Dinlenmesi ve Kayda Alınması (TCK m.133)

Kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçu Türk Ceza Kanunu’nun 133. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Bu maddede öngörülen suçun gerçekleşebilmesi için, ses kaydını alan failin konuşmanın taraflarından biri olmaması gerekir.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, konuşmanın aleni olup olmadığıdır. Kişilerin diğer insanlardan gizledikleri konuşmalar aleni olmayan konuşmalardır.

Örneğin herkese açık bir alanda yüksek sesle konuşan, konuşmalarını başkalarından gizleme gayreti içinde bulunmayan kişilerin konuşmalarını kaydetmek, bu suçu oluşturmayabilir.

İzinsiz Ses Kaydı Almanın Cezası Nedir?

İzinsiz ses kaydı almanın cezası, suçu oluşturan eyleme göre farklılık göstermektedir. Dolayısıyla fail somut olayın özelliklerine göre cezalandırılacaktır.

Ses kaydının izinsiz alınması özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu(TCK m.134) oluşturuyorsa, suçun temel halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası, nitelikli hali olan ses kayıtlarının ifşa edilmesi durumunda ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır.

Eğer ses kaydı alınması neticesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK m.132) suçu oluşuyorsa, suç ses kaydı alınması suretiyle gerçekleştirildiğinden temel hali 1 yıldan 3 yıla kadar olan hapis cezası bir kat artırılır.

Ses kaydı içerikleri hukuka aykırı olarak ifşa edilirse 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eylem TCK m.133’te yer alan kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçunu oluşturuyorsa bu suçun cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.

Ayrıca, aleni olmayan bir konuşmaya katılan kimse konuşanların sesini rızaları olmadan kaydederse hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

İzinsiz ses kaydı alınması sebebiyle 1 yıldan az süreyle hükmedilen hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir. Bu suçlar hakkında diğer koşulların da sağlanması halinde HAGB kararı verilebilir.

İzinsiz Ses Kayıtları Mahkemelerde Delil Olarak Gösterilebilir mi?

Kural olarak kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Dolayısıyla hukuka aykırı delil yok hükmündedir ve hükme esas alınamaz.

Bu durumda izinsiz ses kayıtları mahkemelerde delil olarak gösterilebilir mi? Gizlice alınan ses kayıtları delil olarak kullanılamaz, ancak bunun istisnaları vardır. Aşağıda detaylıca değineceğiz.

Ses Kaydı Almak Nasıl Yasal Olur? Ses Kaydı Almak Hangi Durumlarda Suç Teşkil Etmez?

Ses kaydı alan kişinin eyleminin hukuka uygun olması için, bir suçun meydana geldiği sırada başka bir şekilde delil elde etme imkanının bulunmaması ve kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engellemek amacıyla hareket edilmesi gerekir.

Zorunluluk hali bulunan bu durumlarda eylem hukuka uygun hale geleceğinden, suç teşkil etmez ve kişi cezalandırılmaz. Dolayısıyla elde edilen ses kayıtları mahkemelerde delil olarak kullanılabilecektir.

Bu konuda en çok merak edilen hususlardan biri, eşlerin aldığı ses kayıtlarının boşanma davalarında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağıdır.

Yargıtay kararlarına göre, eşlerden biri ses kaydını yalnızca diğer eşin evliliğe uygun olmayan davranışlarını kanıtlamak ve mahkemeye delil olarak sunmak amacıyla almışsa, bu ses kayıtları kanıt olarak kabul edilir. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

“Ses kaydı almanın suç olup olmadığı ve cezası” hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine “ses kaydı almanın cezaları” hakkında Mevzuat sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Ancak alanında uzman bir ceza avukatından destek almanız tavsiye edilir.