Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çek istirdatı davası arabuluculuğa tabi değildir.

Çek istirdatı davası arabuluculuğa tabi değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3048 K. 2020/1093 T. 10.2.2020

“Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı ve dava konusu çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece dava türü itibarıyla arabulucaya müracaat edilmesinin dava şartı olduğu gerekçesiyle HMK’nin 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davanın 7155 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile TTK’nın 5. maddesine eklenen 5/A maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Bahse konu maddeye göre TTK’nin 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

Eldeki davada uyuşmazlık, TTK’nin 792. maddesine göre açılan çek istirdadı davasında ve  menfi tespit davasında arabulucuya başvurmanın dava şartı olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. TTK’nin 792. maddesi  “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790’ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür” şeklindedir. Anılan madde hükmüne göre açılan davada davacının talebi, bir miktar paranın ödenmesi, alacak veya tazminat değil kıymetli evrak olarak çeki haksız olarak elinde bulundurduğu iddia edilen hamilden çekin iadesidir. Bu itibarla TTK’nin 792. maddesi kapsamında açılan çek istirdadı davasında arabulucuya başvurmak dava şartı değildir. Bu itibarla ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin çek istirdadı davasında arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu yönündeki değerlendirmeleri yerinde değildir.

Davada diğer talep olan davacının çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti talebinin yani menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususuna gelince, menfi tespit davasında davacı, davalıya borçlu olmadığının tespitini istemekte, buna karşın davalı taraf davacının borçlu olduğunu savunmaktadır. Netice itibarıyla mahkeme menfi tespit davasında davacının borçlu olup olmadığının tespiti ile birlikte davalının da alacaklı olup olmadığının tespitini yapacaktır.

Şu halde menfi tespit davasında dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olduğu açık olup 7155 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile TTK’nin 5. maddesine eklenen 5/A maddesi kapsamında menfi tespit davasında arabulucuya başvurmak dava şartı ise de arabuluculuk dava şartına tâbi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açıldığından eldeki davada menfi tespit talebi de arabulucuk dava şartına tâbi olmayacaktır.

Bu durumda mahkemece işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Kefalet sözleşmesi el yazısıyla yapılmalıdır.

Kefalet sözleşmesi el yazısıyla yapılmalıdır.

3. Hukuk Dairesi, E. 2017/5234 K. 2019/938 T. 11.2.2019

“Somut uyuşmazlık, davalının itirazın iptaline konu icra takibine konu alacaktan sorumlu olup olmadığına ilişkindir. Davacının kiraya veren, davalının ise kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşme 26/02/2014 tarihli olup, sözleşme tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüktedir. Kanunun 581 ve devamındaki maddelerinde kefalet sözleşmesi düzenlenmektedir. TBK’nın kefalet sözleşmesinin şeklini düzenleyen 583. maddesinin ilk fıkrasında “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmü getirilmiş ve kefalet sözleşmesinin geçerliliği bakımından şekli koşullar öngörülmüştür.

Taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinde davalının bilgisayar yazısıyla yazılmış “müteselsil kefil” ibaresinin altında imzası bulunmakta ise de kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi ve müteselsil kefil olduğu el yazısı ile belirtilmediğinden taraflar arasında geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığından söz edilemeyecektir. Bu doğrultuda kefalet sözleşmesi geçerli olmamasına rağmen mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış ise de sonuç itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle gerekçesi düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası arazi üzerindeki yapı veya bitkilerin mülkiyet hakkının hukuki durumuna dair açılan bir davadır. İzaleyi şuyu yani ortaklığı giderilmesi davalarında muhdesatın aidiyeti davası sıklıkla açılmaktadır. Bu yazımızda “muhdesatın aidiyetinin tespiti davası nedir” sorusuna yanıt arayacağız.

Muhdesat Ne Demektir?

Muhdesat kavramı, taşınmaz üzerinde bulunan yapı veya bitkilerdir. Ancak gayrimenkul üzerindeki bir bitkinin yahut yapının muhdesat kavramında değerlendirilebilmesi için, bunun kalıcı olması gerekir. Taşınabilir veya kolayca sökülüp götürülebilir tarzdaki yapılar, muhdesat kavramına dahil edilmez.

Örnek olarak taşınmaz üzerine sürekli olarak kalmak amacıyla yapılan bina, inşaat, eklentileri veya dikilen bitkileri ve ağaçları muhdesat kavramı arasında saymak mümkündür.

Hukuki niteliği bakımından muhdesat taşınmazın bütünleyici parçasıdır (Türk Medeni Kanunu m. 718/2).

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Uygulamada muhdesatın tespiti davası, muhdesatın aidiyeti davası veya muhdesatın aidiyetinin tespiti davası olarak da bilinen bu davada, taşınmaz üzerinde yer alan muhdesatın mülkiyete dair hukuk durumu için açılan bir davadır.

Hukuki niteliği itibariyle muhdesatın aidiyetinin tespiti davası bir tespit davasıdır. Bu davada mülkiyetin tespiti talep edilememektedir.

8. HD., E. 2013/23813 K. 2014/18473 T. 16.10.2014

“Dava konusu muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmayıp davalı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe geren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm yerinin birinci fıkrasından “…mülkiyetinin davacı …’a ait olduğunun…” sözlerinin çıkarılmasına, yerine “… Davacı … tarafından meydana getirildiğinin…” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA,”

Bu davanın açılabilmesi için, davacının güncel korunmaya değer hukuki yararının bulunması ve dava sonuna kadar da hukuki yararın bulunması gerekir. Örneğin ortaklığın giderilmesi (izaleyi şuyu) davası, taşınmazda kentsel dönüşümün söz konusu olması, kamulaştırma yapılması durumlarında, davacının güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası ve İzaleyi Şuyu Davası İlişkisi

İzaleyi şuyu yani ortaklığın giderilmesi davaları, oldukça uzun süren davalardır. Bilhassa muhdesat hakkında uyuşmazlık bulunması, bu davaların sürecini uzatmaktadır. Bu iki dava arasında birbiriyle önemli ilişki bulunmaktadır.

Ortaklığın giderilmesi davaları, taşınmazdaki hissedarlar tarafından taşınmazın satılması ve buradan gelecek paranın bölüşülmesi şeklinde basitçe açıklanabilir. Ancak söz konusu taşınmazın satış bedeline taşınmaz üzerindeki başka bir yapı veya bitkinin bulunması katkı sağlıyorsa buna dair muhtesatın tespiti istenmelidir.

Taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası açılmışsa, muhdesat iddiası ileri süren davacının hukuki yararının bulunduğu kabul edilir. Ancak ortaklığın giderilmesi davasında henüz satış yapılmadan önce muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılabilir. İzaleyi şuyu davası karara çıkıp kesinleştikten sonra artık muhdesatın tespiti davası açılamaz.

Öte yandan, muhdesatın ortaklığın giderilmesi davasındaki değere esas alınabilmesi için, bunun taşınmazda değer artışına neden olması gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Ortaklığın giderilmesi davası aşamasında davalılardan birinin muhdesat iddiası ileri sürmesi halinde mahkemece tarafa muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açması için süre verilmesi gerekir.

Bu sürede muhdesatın aidiyetini tespit davası açılırsa, ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkeme muhdesat kararının neticesini beklemelidir.

14. HD., E. 2019/408 K. 2019/7318 T. 6.11.2019

“Somut olaya gelince; davalı … vekili, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan elma ağaçlarıyla ilgili olarak Elmalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/394 Esas sayılı dosyasıyla muhdesatın aidiyetinin tespiti istemiyle dava açtığını beyan etmiştir.

O halde mahkemece, bu davanın davalı yararına sonuçlanması halinde bütünleyici parçanın aidiyeti belirlenmiş olacağından satış bedelinin yukarıdaki ilkeler doğrultusunda dağıtılması gerekecektir. Mahkemece muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin bu davanın bekletici mesele yapılması ve satış bedelinin bu davanın sonucuna göre dağıtılması gerekirken anılan davanın sonuçlanması beklenilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Tarafları

Bu davada davacı taraf, taşınmaz üzerindeki muhdesatın kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini iddia eden kişidir. Davacı bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir.

Davalı taraf, bu iddiayı ileri süren davacı dışındaki tapu maliklerinin tamamıdır. Diğer tapu maliklerinin davada taraf olarak gösterilmesi zorunludur. Kamu düzenine ilişkin bu husus mahkemece resen gözetilmelidir.

7. HD., E. 2010/6101 K. 2010/5721 T. 12.10.2010

“Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekir. Taraf koşulu sağlanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.

O halde, muhdesatların davacı tarafa ait olduğunu kabul etmeyen tüm paydaşların davada taraf olmalarının zorunlu olduğu düşünülerek davada taraf olarak yer almaları sağlanmalı, yargılamaya geldiklerinde davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında İspat Yükü

Muhdesatın aidiyeti davasında ispat külfeti davacıya aittir. Davacı, muhdesatın varlığını ve bunun kendisine ait olduğunu usulünce ispatlamalıdır. Davacı, taşınmaz üzerindeki yapının yahut bitkinin kalıcı olarak kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini tanık dahil her türlü delille birlikte ispatlayabilir.

Buna göre taşınmazın yapılmasına ilişkin faturalar, inşaat projeleri, uydu fotoğrafları, tanık anlatımları önem arz eder. Muhdesat iddiası nasıl ispatlanır konusunda davacının geniş bir delil sunma imkanı vardır. Bunlarla birlikte muhdesatın tapu sicilinde gösterilmiş olması da bu davanın ispatı noktasında önemli bir karinedir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Ne Zaman Açılır?

Söz konusu davanın açılabilmesi için herhangi bir hak düşürücü süre yoktur. Ancak şüphesiz ki davanın açılabilmesi için öncelikle muhdesatın tespitinde hukuki yararın bulunması gerekir.

Ayrıca, kadastro öncesinde yapılan muhdesatlar bakımından, kadastro tutanakları kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra artış kadastro öncesindeki haklara dair itiraz edilemeyeceğini ve dava açılamayacağını belirtmek gerekir. Dolayısıyla kadastronun bulunduğu bir uyuşmazlıkta muhdesatın inşa edildiği yahut dikildiği tarih önem arz edecektir. Kadastro Kanunu m. 12’deki bu hükme göre, on yıl geçtikten sonra dava açılamayacak, muhdesata dair haklar ileri sürülemeyecektir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muhdesatın tespiti davasında görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir (HMK m. 2). Bu davayla bağlantılı olan ortaklığın giderilmesi davasında ise sulh hukuk mahkemesi görevlidir (HMK m. 4/1). Buna göre birbiriyle bağlantılı olsa da bu iki dava farklı mahkemelerde görülecektir.

Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olarak davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Söz konusu davanın taşınmazdan kaynaklandığı düşünülse de taşınmazın aynıyla ilgili bir dava olmadığından, taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkeme yetkili değildir. Buna göre, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında yetkili mahkeme davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Bununla birlikte bu davada kesin yetki söz konusu olmadığından davalı tarafından yetki itirazının ileri sürülmesi gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Sonunda Verilecek Karar

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde muhdesatın tespiti davasının kabul edilmesi durumunda, bu karar, muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitiyle sınırlı hüküm doğurur. Dolayısıyla, muhdesatın davacıya ait olduğuna dair mülkiyet hakkının tesisine karar verilemez. Diğer bir ifadeyle, muhdesatın tespiti davası mülkiyetin tescili imkanı vermez.

Muhdesatın aidiyeti davası bir tespit davasıdır. Bu nedenle verilen karar tespit hükmünden ibarettir. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında yapılan paylaştırmada, muhdesatın aidiyetinini tespitine dair karar dikkate alınır. Dolayısıyla izaleyi şuyu davasında paraların paylaştırılmasında muhdesatın tespiti kararı oldukça önemlidir.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Şikayetten vazgeçme iştirak eden sanığa da sirayet eder.

Şikayetten vazgeçme iştirak eden sanığa da sirayet eder.

3. Ceza Dairesi, E. 2018/5246 K. 2018/13100 T. 18.9.2018

“Sanık … ve … hakkında müşteki …’nu kasten yaralama suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Mağdur …’nun kovuşturma aşamasında 25/09/2012 tarihli duruşmadaki ifadesinde; sanık … hakkında şikayetçi olup, davaya katılmak istediğini ve sanıklardan Necati dışındakilerden şikayetçi olduğunu beyan ettiğinin görüldüğü, mağdurun sanık … hakkındaki şikayetinden vazgeçmesinin, 5237 sayılı

TCK’nin 73/5. maddesi uyarınca iştirak halinde suç işlediği anlaşılan diğer sanık …’ye de sirayet edeceği, bu haliyle sanıklardan şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmedikleri hususu da sorularak sonucuna göre, mağdur …’e yönelik soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan TCK’nin 86/2. maddesi uyarınca kasten basit yaralama suçlarından TCK’nin 73/4-5 ve CMK’nin 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekip gerekmediği değerlendirilmeden, yazılı şekilde sanıkların mahkumiyetlerine dair karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerle, 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı BOZULMASINA, 18.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Yasal faiz istenirken ticari faiz bakiyesi saklı tutulamaz.

Yasal faiz istenirken ticari faiz bakiyesi saklı tutulamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1704 K. 2020/534 T. 7.7.2020

“29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tacir olan davacının ticari işine ilişkin davaya konu alacağını davalı üniversiteden tahsil amacıyla icra takibine koyduğu sırada alacağına yasal faiz işletilmesini istemekle birlikte ticari faiz isteme hakkını saklı tuttuğunu belirttiği açık ise de; faiz hakkının seçimlik ve yenilik doğuran bir hak olması nedeniyle seçim hakkının kullanılmakla tükendiği, bir hakkın saklı tutulabilmesi için talep edilenle saklı tutulanın aynı haktan doğması gerekmesine rağmen ticari ve yasal faizin aynı haktan doğmadıkları, bu nedenle ticari faiz hakkının saklı tutulmasına herhangi bir hukuki sonuç bağlanamayacağı göz önünde bulundurulduğunda davacının artık bakiye ticari faizi isteyebileceğinden bahsedilemeyecektir.

30. Hâl böyle olunca, takip yapılır iken tercih hakkının yasal faiz yönünde kullanıldığı, bu sebeple takip sırasında talep edilebilecek faiz oranı net belli olduğundan daha sonra faiz oranının değiştirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar veren direnme kararı yerindedir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çocuğun babanın yanında yaşaması halinde, babanın nafaka ödemesi gerekmez.

Çocuğun babanın yanında yaşaması halinde, babanın nafaka ödemesi gerekmez.

12. Hukuk Dairesi, E. 2018/4960 K. 2019/591 T. 21.1.2019

“Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) 2012/32 Esas-2012/13 Karar sayılı boşanma ilamında lehine hükmedilen yoksulluk nafakası ve müşterek çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakasının tahsili amacıyla başlatılan ilamlı takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra alacaklı ile boşandıktan sonra müşterek çocuğun kendisinin yanında kaldığını, tüm ihtiyaçlarının kendisi tarafından karşılandığını, bu nedenle nafaka ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını belirterek icra emrinin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece davanın reddine karar verildiği görülmektedir.

Lehine nafakaya hükmedilen çocuk yönünden borçlunun nafaka ödemekle sorumlu tutulabilmesi için çocuğun alacaklı yanında bulunması gerekir. Borçlu bunun aksini ileri sürerek, velayeti alacaklıya bırakılan müşterek çocuğun boşandıktan sonra kendi yanında kaldığını iddia etmekte olup, bu iddiası her türlü delille ispatlanabilir. Buna göre, mahkemece, müşterek çocuğun boşandıktan sonra borçlu baba yanında kaldığına ilişkin iddianın borçlunun bildirdiği her türlü delil incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve dar yetkili icra mahkemesince tanık dinlenemeyeceği gerekçesi ile bu yöndeki itirazın da reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Uyuşturucu Ticareti – Uyuşturucu Madde Kullanma Arasındaki Fark

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

“Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

Belge ve Resmi Belge Kavramı

Olayları nakleden, içerdiği irade beyanları hukuken değer taşıyan ve belirli bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazıya belge denir.

Bir şeyin belge olabilmesi için; yazılı olması, hukuki bir değere sahip olması ve belirli bir kişi tarafından düzenlenmesi gerekir. Örneğin noter tarafından düzenlenen belgeler, duruşma tutanakları, polisin düzenlediği kaza tespit raporu, arama tutanağı gibi. Kanunun geçerlilik şartı olarak düzenlediği koşullar hariç olmak üzere, belgenin imzalanmış olması şart değildir.

Belgeler, resmi ve özel belgeler olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu görevlisinin görevi gereğince düzenlemiş olduğu belgelere resmi belgeler denir. Örnek olarak pasaport, sürücü belgesi, diploma verilebilir. Resmi belgenin ispat gücü özel belgelere göre daha yüksektir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları

TCK m. 204/1’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlisi olmayanlar iken, TCK m. 204/2’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlileridir. Suçun mağduru herkes olabilir.

Bu suçun oluşması üç farklı şekilde gerçekleşebilir; resmi belgeyi sahte olarak düzenleyerek, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirerek ve sahte resmi belgenin kullanarak.

  • Gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi: bir resmi belgenin gerçekmiş gibi üretilip, taklit imza atılarak sahte oluşturulmasıdır. Ayrıca sahteciliğin aldatma kabiliyetinin bulunması gerekmektedir. Başka bir söylemle, sahte belgenin ilk bakışta dikkat çekmeyecek ve birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması gerekir.
  • Resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi: Resmi belge niteliği bulunan belgenin, ekleme yapmak veya belgedeki bir yazının, tarihin, imzanın silinmesi şeklinde gerçekleştirilebilir. Suçun oluşması için belgenin değiştirilmesi yeterlidir, ayrıca kullanılması gerekmez.
  • Sahte resmi belgenin kullanılması: Bir kimse sahte resmi belgeyi, belgenin sahte olduğunu bilerek kullanıyorsa bu suç gerçekleşecektir. Örneğin A kişisi B kişisinden sahte pasaport almış olsun. A, pasaportun sahte olduğunu bilerek kullanırsa belgenin kullanılması suretiyle suç işlenmiş olacaktır.

Resmi belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması durumunda, işlenen suç ile resmi belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı cezalara hükmolunacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ancak suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri

Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge üzerinde gerçekleşmesi halinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Kanun hükmü gereğince sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgeler üzerinde sahtecilik yapılması halinde faile verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu belgelere örnek olarak noterde düzenlenen vekaletname, imza beyannamesi, mahkeme ilamları, noterde düzenlenen satış sözleşmesi verilebilir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda İndirim Halleri

TCK m. 211’de resmi belgede sahtecilik suçunun ”bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmesi” durumunda suçun cezasının yarı oranında indirileceği düzenlenmiştir.

Failin bu indirimden yararlanılabilmesi için, eylemi gerçek bir olay veya durumun kanıtlanması, ya da hukuksal ilişkiden kaynaklanan alacağının ispatı amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir.

Örneğin noterlik tarafından düzenlenen bir belgeyi kaybeden kimsenin, belgeyi sanki noter düzenlemiş gibi tekrar meydana getirirse, verilecek ceza yarıya indirilecektir.

Resmi Belgeyi Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek Suçu

Bu suç TCK’nın 205. Maddesinde ayrı olarak düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre: “Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun işlenmesi için öncelikle gerçek bir resmi belgenin var olması gerekir. Sahte olan bir belgenin bozulması bu suçu oluşturmayacaktır.

Bu suç da resmi belgede sahtecilik suçu gibi üç seçimlik hareketle işlenebilir: resmi belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi suretiyle.

Suçun failinin kamu görevlisi olması halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bozulan, yok edilen veya gizlenen belgenin de kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması aranmaz.

Sağlık Görevlilerinin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi

TCK m. 210/2: “Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”

Burada dikkat edilmesi gereken husus, suçun oluşması için sağlık çalışanının kamu görevlisi olmaması gerekmektedir. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması durumunda ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde resmi belgede sahtecilik hükümlerine dayanılacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/33116 K. 2022/20539 T. 24.10.2022

“Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09/06/2020 tarih, 2018/116 esas 2020/279 sayılı kararı uyarınca, yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giren, ikamet ya da çalışma izni olmayan, başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli olarak kalmak istediği anlaşılan Afganistan uyruklu göçmeni, kaçak olduklarını bildiği hâlde istihdam etmek ve bu şahsın ülke içerisinde bir yerden başka bir yere gitmelerine aracı olmak suretiyle göçmenlerin yasal olmayan yollardan ülkede kalmalarına imkân sağlaması, kayıt dışı olarak çalıştırdığı göçmen yönüyle sigorta ve vergi masrafları yükümlülüğünün bulunmaması, haksız bir şekilde işlerine son vermesi hâlinde kaçak işçilerin sınır dışı edilme korkusuyla haklarını arayamayacak olmaları ve bu sayede tazminat ödeme gibi yükümlülüklerden kurtulması gibi avantajlar sayesinde doğrudan ve dolaylı olarak menfaat elde ettiğinden, TCK’nın 79. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki göçmen kaçakçılığı suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu, sanığın bu eylemi aynı zamanda çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştırma kabahatine de uymakta ise de Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca yalnızca TCK’nın 79/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Zimmet Suçu ve Cezası alfa avukatlık

Zimmet Suçu ve Cezası

Kamu görevlileri, kendisine verilen veya gözetin altında bulundurduğu malı gözetmekle yükümlüdür. Zimmet suçu, kamu görevlisinin kendisine verilen maldan menfaat elde etmesi olarak tanımlanabilir. Kamu görevlisinin görevine aykırı şekilde bir maldan menfaat elde etmesi halinde zimmet suçunun koşulları oluşabilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine verilen veya gözetimi altında bulunan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi, başka bir değişle mal üzerinde görevine aykırı bir biçimde tasarrufta bulunması halinde oluşur. Bu makalede bu suçun detaylarını inceleyeceğiz.

Zimmet suçu Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Zimmet Suçunun Cezası Nedir?

Kamu görevlisi tarafından zimmet suçunun işlenmesi halinde faile üç farklı ceza verilebilir. Suçun temel şekliyle işlenmesi halinde 5 ile 12 yıl arasında hapis cezası verilir. Suçun hileli davranışlarla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Kullanma zimmeti suçunda ise, mesela kamu görevlisi malı iki gün boyunca kullanıp sonra iade etmişse, ceza yarı oranında indirilir.

Zimmet Suçunun Faili Kimler Olabilir?

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlileri olabilir. Kamu görevlileri yalnızca devlet memurları değildir. TCK’nın 6/c maddesine göre kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici katılan kişi” demektir.

Zimmet Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda cezayı artıran nitelikli haller, suçun hileli davranışlarla işlenmesidir. Örneğin mudiinin kandırılarak boş bir kâğıda imza atması sağlanıp, sonrasında talimatı olmaksızın hesabından para çekilmesi gibi. Ayrıca belge içeriğinin değiştirilmesi, gerçek dışı belgelerin düzenlenmesi, belgelerin ve bilgisayar ortamındaki verilerin ortadan kaldırılması suretiyle de bu suçun nitelikli hali vuku bulabilir.

Zimmet Suçunda İndirim Yapılacak Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda indirim yapılacak hallerden biri, suça konu malın bir süre kullanılıp sonrasında iade edilmesi halinde gerçekleşir. Burada önemli olan husus, failin malı iade etme niyetinin bulunmasıdır. Başka bir indirim sebebi ise malın değerinin azlığıdır. Bu durumda verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise, eğer etkin pişmanlık soruşturma başlamadan gösterilmişse cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde yarısı, hükmün verilmesinden önce gösterilmesinde ise üçte biri oranında indirim yapılır.

Kullanma Zimmeti Suçu ve Cezası

Kullanma zimmeti suçu, suça konu malın kullanılması sonrasında iade edilmesi şeklinde gerçekleşir. Suçun konusu malın kendisi değil, malın kullanımından elde edilen yarardır. Bu yarar bilirkişi tarafından hesaplanır.

Suça konu eylemin kullanma zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı, failin niyetine göre belirlenir. Başka bir değişle, kamu görevlisinin malı bir süre kullandıktan sonra iade etme niyeti olmalıdır.

Kullanma zimmeti suçunun cezası, suçun temel şekline verilecek cezada yarı oranında indirim yapılarak belirlenir.

Denetim Görevini İhmal Suretiyle Zimmet Suçu ve Cezası

TCK’nın 251. maddesi uyarınca, “zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek, zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Örneğin banka müdürü, çalışanın zimmetine para geçirdiğini görmesine rağmen bir müdahalede bulunmuyorsa, kendisi de zimmet suçunu işlemiş olur. Ancak kamu görevlisinin kastı olmayıp ihmali varsa, fail üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?

Zimmet suçunda etkin pişmanlık uygulanması mümkündür. Etkin pişmanlık hali cezanın indirime gidilmesini gerektiren hallerdendir. Zimmete geçirilen mal soruşturma başlamadan önce aynen iade edilir veya uğranılan zarar tamamen tazmin edilirse, cezanın üçte ikisi oranında indirime gidilir. Benzeri şekilde kovuşturma başlamadan önce iade edilirse üçte iki oranında, hüküm verilmeden önce iade edilirse üçte biri oranında indirilecektir.

Zimmet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Zimmet suçu şikâyete tabi değildir. Bu nedenle savcılık suçun işlendiğini öğrendiği anda şikâyet aramaksızın soruşturmayı gerçekleştirir.

Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zimmet suçunda görevli mahkeme, suçta öngörülen yaptırımın üst sınırı on yıldan daha fazla hapis cezası olduğundan ağır ceza mahkemesidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, yani malın zimmete geçirildiği yer mahkemesi ise yetkili mahkemedir.

Zimmet Suçu ile Rüşvet Arasındaki Farklar

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliğine verilmiş olan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi halinde oluşur. Rüşvet suçu ise, kamu görevlisinin görevine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

Dolayısıyla, rüşvet suçunda kamu görevlisine görevi nedeniyle devredilmiş bir mal bulunması zorunlu unsur değildir.

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, Türk Ceza Hukukunda yer alan zimmet, kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen özgü suç niteliğindedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. TCK 247. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru, genel kasttır. Zimmet suçu özgü suç olup, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki ile işlenmesi de mümkündür.

Zimmet suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.