şikayet hakkı

Şikayet Hakkı

Şikayet hakkı, ceza muhakemesi hukukunda önem arz eden bir meseledir. Ceza hukukuna dair hakların kullanılmasında şikayet hakkının kullanılması şekli kurallara bağlıdır. Bu yazımızda şikayet hakkına dair hususlar ele alacağız.

Şikâyet Hakkı Nedir?

Şikâyet hakkı, bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması için mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili mercilere yönelttiği haktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, yalnızca hakkın sahibi tarafından kullanılabilir. Müşteki gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikâyet hakkını yetkili mercileri aracılığıyla kullanır.

Şikâyet Hakkı Nasıl Kullanılır?

Mağdur veya suçtan zarar gören, şikâyet hakkını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca aşağıdaki makamlara başvurarak kullanabilir:

  • Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamları
  • Valilik, kaymakamlık ya da mahkeme
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsoloslukları
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresi

Şikâyet hakkı yazılı veya tutanak tutulmak suretiyle sözlü olarak kullanılabilir.

Şikâyete dair hazırlanacak dilekçesi, şikâyet edenin kimliğini, adresini ve iletişim bilgilerini içermelidir. Şikâyet konusu olay açıkça anlatılmalıdır.

CMK m.158/6: “İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir.”

Şikâyet Hakkı Süresi

TCK m.73’e göre şikâyet süresi mağdurun veya suçtan zarar görenin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Müştekinin şikâyet hakkını kullanabilmesi için hem faili hem de fiili öğrenmesi gerekir. Şikâyet süresi her ikisinin de öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Suçtan zarar gören veya mağdur olan birden fazla kişi mevcutsa, bu kişilerden biri şikâyet süresini geçirse de diğer mağdurların şikâyet hakkı düşmez.

Her halükârda şikâyetin dava zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir. Suçun türüne göre zamanaşımı süresi değişir.

Şikâyetten Vazgeçme ve Sonuçları

Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkını kullanan mağdur veya zarar gören kişinin suçun soruşturulması ve kovuşturulmasından vazgeçerek şikâyetini geri almasıdır.

Şikâyetin soruşturma evresinde geri alınması halinde soruşturma konusuz kalır ve sona erer, dava açılmadan dosya kapanmış olur. Ceza davasının açıldığı hallerde ise dava hakkında düşme kararı verilir.

Şikâyet konusu fiil birden fazla kişi tarafından işlendiyse, faillerden biri hakkında şikâyetten vazgeçilmesi diğer failleri de etkiler.

Bu durum yalnızca şikâyete bağlı suçlar bakımından geçerlidir. Takibi şikâyete bağlı olmayan suçlarda şikâyetten vazgeçilse dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

Şikâyetten vazgeçme de kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkası tarafından kullanılamaz. Ek olarak şikâyetten vazgeçmenin süresi yoktur, kararın kesinleşmesine kadar her aşamada yapılabilir. Kararın kesinleşmesinden sonra şikâyetten vazgeçilmesi bir etki doğurmaz, kişi hakkında verilen cezanın infazına devam olunur.

Şikâyetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, hâkim, kolluk görevlileri, noter vb. huzurunda yapılabilir.

Sanık şikâyetten vazgeçme kararını kabul etmek zorunda değildir. Sanık, ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyebilir. Bu durumda mağdur şikâyetten vazgeçse bile yargılamaya devam olunur ve şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir, ancak mahkûmiyet kararı verilecekse şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilir.

Şikâyetten Vazgeçmekten Dönülebilir Mi?

Şikâyetten vazgeçmekten dönülmesi mümkün değildir. Vazgeçme beyanında bulunulmasının akabinde kişinin aynı fiille ilgili tekrar şikâyetçi olması veya kamu davasına katılması mümkün değildir.

Şikâyet Hakkı ve Şikâyetten Vazgeçilmesi Hakkında Emsal Karar

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2021/37824, K: 2021/11953

“Sanığın, araç kiralama işi yapan müştekiden kiraladığı aracı süresinde iade etmediği, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul edilen somut olayda; sanığın eylemine uyan TCK’nin 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, müştekinin 17/04/2014 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nin 73/6. maddesi uyarınca sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sanığın vazgeçmeyi kabul etmesi halinde şikayetten vazgeçme nedeniyle hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 73/4. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E: 2021/32332, K: 2021/28090

“5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirmek suretiyle kamu davasına katılabileceğinin belirtilmesine göre, şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi kendisine ait olan mağdur …’n kovuşturma aşamasında sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, şikayetten vazgeçme sebebiyle katılan sıfatı sona eren mağdurun hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, mağdur sanık müdafisinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince REDDİNE,”

Şikayet hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunda tahliye davaları arasında en çok rastlanan davalardan olarak olarak gösterilebilir. Uygun şartların oluşması halinde, ev sahibi konut ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmektedir. Bu yazımızda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkındaki bilgilere yer vereceğiz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralayan (ev sahibi) veya kiralayanın yakınları tarafından kiralanan taşınmaza ihtiyaç duyulması halinde açılan ve kiracının tahliyesini sağlayan davadır.

Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davası iki şekilde açılabilir. Bu haller TBK’nın 350. ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

TBK m. 351: “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Şartları Nelerdir?

1. Konut İhtiyacının Varlığı

Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu (çocuk ve torunları), üstsoyu (anne babası ve onların anne babaları), kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Yukarıda sayılan kişilerin dışındakiler için ihtiyaca dayanılarak tahliye davası açılamaz.

2. İhtiyacın Gerçek, Zorunlu ve Samimi Olması

İleri sürülen ihtiyacın samimi, zorunlu ve gerçek olması gerekir. Süreklilik unsuru, ev sahibinin konuta çok kısa süreliğine ihtiyaç duyması değil, belirli bir zaman dilimi için ihtiyacı olmasıdır. Samimi ve zorunlu olması ise davanın yalnızca kiracıyı tahliye edebilmek amacıyla açılması değil, gerçekten ortada ciddi ve zorunlu bir ihtiyacın bulunmasıdır.

Örneğin kiraya verenin kirada oturması, sağlık durumunun kiralanan eve geçmesini gerektirmesi, ev sahibinin çocuklarının evlenmesi hallerinde bu unsurlar karşılanmaktadır.

İhtiyacın ileri sürüldüğü anda mevcut olması gerekir. Çok uzun zaman sonra söz konusu olacak bir ihtiyaç için tahliye istenemez.

3. Davanın Süresinde Açılması

Konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında dava açabilme süresi, kira sözleşmesinin belirli süreli ya da belirsiz süreli olması haline göre ikili bir ayrımla hüküm altına alınmıştır.

Kira sözleşmesi belirli süreli ise, kira sözleşmesinin sonu dava açma süresidir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kira sözleşmesinin feshindeki dönemlere ve bildirim sürelerine göre tespit edilecek olan tarihten başlayarak 1 ay içinde dava açılır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde bir ay içinde dava ikame edilebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirim süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerden itibaren 1 ay içinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmalıdır.

Bu sürelere uyulmadan açılan davalarda, diğer bütün koşullar gerçekleşse dahi dava reddolunur.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası İçin İhtar Zorunlu Mu?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde hiçbir ihtar ve bildirime gerek kalmaksızın bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 347. maddesi doğrultusunda kiracının sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmaması halinde sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış olacaktır. Bu durumda da hiçbir ihtar ve bildirime gerek olmadan yenilenin sürenin sonundan itibaren bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 329. maddesi uyarınca; belirsiz süreli kira sözleşmelerinde her altı aylık dönem bir fesih dönemi olup kiraya verenin altı aylık fesih döneminden en az 3 ay önce kiracıya bildirimde bulunmak ve altı aylık fesih dönemi dolduktan sonra bir ay içinde davayı açmak zorundadır.

Yeni Malikin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Hakkı

Taşınmazı sonradan edinen yeni malikin ihtiyacı nedeniyle kira sözleşmesinin feshi ile kiracının tahliyesi için dava açılması için, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı olarak bildirilmesi ve davanın altı ay sonra veya sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması gerekir.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesidir.

Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi gerçekleştikten sonra kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde ev sahibi, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olur.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12324 K. 2017/154 T. 12.1.2017

Gerek dava dosyası kapsamından gerekse ceza dosyası kapsamından, davalının ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yangına sebebiyet vererek ölüme neden olma suçundan erteli adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Borçlar Kanununun 53. maddesine göre (….m.74) hukuk hakimi kusurun olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar.

Şu halde, iş yerinde meydana gelen ölüm olayında ceza mahkemesinde belirlenen maddi olgulardan anlaşılacağı üzere, davalının da kusurlu olduğu sabittir. Ceza mahkemesince belirlenen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Hal böyle olunca, meydana gelen olayda davalının kusur oranı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Aldatan eşin sevgilisinden manevi tazminat istenemez.

Aldatan eşin sevgilisinden manevi tazminat istenemez.

4. HD., E. 2016/9551 K. 2017/1358 T. 6.3.2017

“Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, davalının eylemlerinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanunu’nun 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/19520 K. 2018/4773 T. 3.10.2018

“Davacı vekili, davacının satın aldığı mallara karşılık davalıya 6 adet çek verdiğini, çeklerden biri davalı tarafından icra takibine konu edildikten sonra borç yenileme anlaşması yapılarak icraya konulan çek dahil olmak üzere davalı uhdesinde bulunan 6 adet çeke karşılık davacının ileri tarihli 5 adet bonoyu davalıya verdiğini, buna rağmen davalının uhdesinde bulunan bedelsiz kalan çeklerden üçü için icra takibi başlattığını ileri sürerek, icra takibine konu edilen ve davalının uhdesinde bulunan çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takipleri nedeniyle bu dosyalardaki menfi tespite konu takip miktarının %20’si oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının davalıdan aldığı malların karşılığı olan borcunu ödemediğini, tarafların yenileme anlaşması yapmadığını, TBK’nun 133. maddesine göre borcun yenilenmesi için tarafların bu yönde açık iradelerinin olması gerektiğini, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, aleyhe delil teşkil eden davalı ticari defterlerinde çek ve senet kayıtlarına rastlanmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin içeriğine göre davalı şirket yetkilisinin evrak dökümünde sayılan davaya konu edilen çekleri davacı şirket yetkilisine iade edeceğini ve bu evraklara karşılık da davacı şirketten borcuna istinaden bonoları aldığını beyan ederek altını imzaladığı, sözleşme metninde yenileme özelliği bulunmasa da tarafların borcu yenileme iradeleri olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle 6 adet çekin davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu edilen çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takiplerine konu olan çeklerin %20’si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Islah dilekçesinin davalıya tebliği zorunludur.

Islah dilekçesinin davalıya tebliği zorunludur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/6385 K. 2016/6880 T. 23.3.2016

“İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı HMK’nun hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi ile usül hukukumuza yansıtılmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkın sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkını da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usül hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.

Somut olayda mahkemece davalıya bilirkişi raporu ve davacının vermiş olduğu ıslah dilekçesi tebliğ edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkı ihlal edilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemez.

Eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/12185 K. 2013/13238 T. 10.5.2013

“Davacı kadının açtığı boşanma davasında mahkemece kusurun tamamen davacı kadında olduğu kabul edilerek boşanmaya ve davalı koca yararına 10000 TL manevi tazminata karar verilmiştir. Yapılan tahkikat ve toplanan delillerden davacı kadının güven sarsıcı davranış içerisine girmesine karşılık, davalı kocanın da eşini kendi babasıyla yaşamaya zorladığı ve tartışma sırasında eşinin üzerine bıçakla yürüyerek korkuttuğu anlaşılmaktadır.

Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda her iki tarafta kusurlu olup, birinin kusurunun diğerinden baskın olduğu söylenemez. Tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Durum böyleyken mahkemece kusurun tamamen davacıda olduğunun kabul edilmesi doğru olmadığı gibi, eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemeyeceği halde (TMK.md.174/2) davalının bu konudaki talebinin reddi yerine, davalı koca yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası arazi üzerindeki yapı veya bitkilerin mülkiyet hakkının hukuki durumuna dair açılan bir davadır. İzaleyi şuyu yani ortaklığı giderilmesi davalarında muhdesatın aidiyeti davası sıklıkla açılmaktadır. Bu yazımızda “muhdesatın aidiyetinin tespiti davası nedir” sorusuna yanıt arayacağız.

Muhdesat Ne Demektir?

Muhdesat kavramı, taşınmaz üzerinde bulunan yapı veya bitkilerdir. Ancak gayrimenkul üzerindeki bir bitkinin yahut yapının muhdesat kavramında değerlendirilebilmesi için, bunun kalıcı olması gerekir. Taşınabilir veya kolayca sökülüp götürülebilir tarzdaki yapılar, muhdesat kavramına dahil edilmez.

Örnek olarak taşınmaz üzerine sürekli olarak kalmak amacıyla yapılan bina, inşaat, eklentileri veya dikilen bitkileri ve ağaçları muhdesat kavramı arasında saymak mümkündür.

Hukuki niteliği bakımından muhdesat taşınmazın bütünleyici parçasıdır (Türk Medeni Kanunu m. 718/2).

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Uygulamada muhdesatın tespiti davası, muhdesatın aidiyeti davası veya muhdesatın aidiyetinin tespiti davası olarak da bilinen bu davada, taşınmaz üzerinde yer alan muhdesatın mülkiyete dair hukuk durumu için açılan bir davadır.

Hukuki niteliği itibariyle muhdesatın aidiyetinin tespiti davası bir tespit davasıdır. Bu davada mülkiyetin tespiti talep edilememektedir.

8. HD., E. 2013/23813 K. 2014/18473 T. 16.10.2014

“Dava konusu muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmayıp davalı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe geren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm yerinin birinci fıkrasından “…mülkiyetinin davacı …’a ait olduğunun…” sözlerinin çıkarılmasına, yerine “… Davacı … tarafından meydana getirildiğinin…” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA,”

Bu davanın açılabilmesi için, davacının güncel korunmaya değer hukuki yararının bulunması ve dava sonuna kadar da hukuki yararın bulunması gerekir. Örneğin ortaklığın giderilmesi (izaleyi şuyu) davası, taşınmazda kentsel dönüşümün söz konusu olması, kamulaştırma yapılması durumlarında, davacının güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası ve İzaleyi Şuyu Davası İlişkisi

İzaleyi şuyu yani ortaklığın giderilmesi davaları, oldukça uzun süren davalardır. Bilhassa muhdesat hakkında uyuşmazlık bulunması, bu davaların sürecini uzatmaktadır. Bu iki dava arasında birbiriyle önemli ilişki bulunmaktadır.

Ortaklığın giderilmesi davaları, taşınmazdaki hissedarlar tarafından taşınmazın satılması ve buradan gelecek paranın bölüşülmesi şeklinde basitçe açıklanabilir. Ancak söz konusu taşınmazın satış bedeline taşınmaz üzerindeki başka bir yapı veya bitkinin bulunması katkı sağlıyorsa buna dair muhtesatın tespiti istenmelidir.

Taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası açılmışsa, muhdesat iddiası ileri süren davacının hukuki yararının bulunduğu kabul edilir. Ancak ortaklığın giderilmesi davasında henüz satış yapılmadan önce muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılabilir. İzaleyi şuyu davası karara çıkıp kesinleştikten sonra artık muhdesatın tespiti davası açılamaz.

Öte yandan, muhdesatın ortaklığın giderilmesi davasındaki değere esas alınabilmesi için, bunun taşınmazda değer artışına neden olması gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Ortaklığın giderilmesi davası aşamasında davalılardan birinin muhdesat iddiası ileri sürmesi halinde mahkemece tarafa muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açması için süre verilmesi gerekir.

Bu sürede muhdesatın aidiyetini tespit davası açılırsa, ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkeme muhdesat kararının neticesini beklemelidir.

14. HD., E. 2019/408 K. 2019/7318 T. 6.11.2019

“Somut olaya gelince; davalı … vekili, dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan elma ağaçlarıyla ilgili olarak Elmalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/394 Esas sayılı dosyasıyla muhdesatın aidiyetinin tespiti istemiyle dava açtığını beyan etmiştir.

O halde mahkemece, bu davanın davalı yararına sonuçlanması halinde bütünleyici parçanın aidiyeti belirlenmiş olacağından satış bedelinin yukarıdaki ilkeler doğrultusunda dağıtılması gerekecektir. Mahkemece muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin bu davanın bekletici mesele yapılması ve satış bedelinin bu davanın sonucuna göre dağıtılması gerekirken anılan davanın sonuçlanması beklenilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Tarafları

Bu davada davacı taraf, taşınmaz üzerindeki muhdesatın kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini iddia eden kişidir. Davacı bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir.

Davalı taraf, bu iddiayı ileri süren davacı dışındaki tapu maliklerinin tamamıdır. Diğer tapu maliklerinin davada taraf olarak gösterilmesi zorunludur. Kamu düzenine ilişkin bu husus mahkemece resen gözetilmelidir.

7. HD., E. 2010/6101 K. 2010/5721 T. 12.10.2010

“Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekir. Taraf koşulu sağlanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.

O halde, muhdesatların davacı tarafa ait olduğunu kabul etmeyen tüm paydaşların davada taraf olmalarının zorunlu olduğu düşünülerek davada taraf olarak yer almaları sağlanmalı, yargılamaya geldiklerinde davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.”

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında İspat Yükü

Muhdesatın aidiyeti davasında ispat külfeti davacıya aittir. Davacı, muhdesatın varlığını ve bunun kendisine ait olduğunu usulünce ispatlamalıdır. Davacı, taşınmaz üzerindeki yapının yahut bitkinin kalıcı olarak kendisi tarafından inşa edildiğini yahut dikildiğini tanık dahil her türlü delille birlikte ispatlayabilir.

Buna göre taşınmazın yapılmasına ilişkin faturalar, inşaat projeleri, uydu fotoğrafları, tanık anlatımları önem arz eder. Muhdesat iddiası nasıl ispatlanır konusunda davacının geniş bir delil sunma imkanı vardır. Bunlarla birlikte muhdesatın tapu sicilinde gösterilmiş olması da bu davanın ispatı noktasında önemli bir karinedir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Ne Zaman Açılır?

Söz konusu davanın açılabilmesi için herhangi bir hak düşürücü süre yoktur. Ancak şüphesiz ki davanın açılabilmesi için öncelikle muhdesatın tespitinde hukuki yararın bulunması gerekir.

Ayrıca, kadastro öncesinde yapılan muhdesatlar bakımından, kadastro tutanakları kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra artış kadastro öncesindeki haklara dair itiraz edilemeyeceğini ve dava açılamayacağını belirtmek gerekir. Dolayısıyla kadastronun bulunduğu bir uyuşmazlıkta muhdesatın inşa edildiği yahut dikildiği tarih önem arz edecektir. Kadastro Kanunu m. 12’deki bu hükme göre, on yıl geçtikten sonra dava açılamayacak, muhdesata dair haklar ileri sürülemeyecektir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muhdesatın tespiti davasında görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir (HMK m. 2). Bu davayla bağlantılı olan ortaklığın giderilmesi davasında ise sulh hukuk mahkemesi görevlidir (HMK m. 4/1). Buna göre birbiriyle bağlantılı olsa da bu iki dava farklı mahkemelerde görülecektir.

Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olarak davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Söz konusu davanın taşınmazdan kaynaklandığı düşünülse de taşınmazın aynıyla ilgili bir dava olmadığından, taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkeme yetkili değildir. Buna göre, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında yetkili mahkeme davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Bununla birlikte bu davada kesin yetki söz konusu olmadığından davalı tarafından yetki itirazının ileri sürülmesi gerekir.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Sonunda Verilecek Karar

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde muhdesatın tespiti davasının kabul edilmesi durumunda, bu karar, muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitiyle sınırlı hüküm doğurur. Dolayısıyla, muhdesatın davacıya ait olduğuna dair mülkiyet hakkının tesisine karar verilemez. Diğer bir ifadeyle, muhdesatın tespiti davası mülkiyetin tescili imkanı vermez.

Muhdesatın aidiyeti davası bir tespit davasıdır. Bu nedenle verilen karar tespit hükmünden ibarettir. Bununla birlikte ortaklığın giderilmesi davasında yapılan paylaştırmada, muhdesatın aidiyetinini tespitine dair karar dikkate alınır. Dolayısıyla izaleyi şuyu davasında paraların paylaştırılmasında muhdesatın tespiti kararı oldukça önemlidir.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Şikayetten vazgeçme iştirak eden sanığa da sirayet eder.

Şikayetten vazgeçme iştirak eden sanığa da sirayet eder.

3. Ceza Dairesi, E. 2018/5246 K. 2018/13100 T. 18.9.2018

“Sanık … ve … hakkında müşteki …’nu kasten yaralama suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Mağdur …’nun kovuşturma aşamasında 25/09/2012 tarihli duruşmadaki ifadesinde; sanık … hakkında şikayetçi olup, davaya katılmak istediğini ve sanıklardan Necati dışındakilerden şikayetçi olduğunu beyan ettiğinin görüldüğü, mağdurun sanık … hakkındaki şikayetinden vazgeçmesinin, 5237 sayılı

TCK’nin 73/5. maddesi uyarınca iştirak halinde suç işlediği anlaşılan diğer sanık …’ye de sirayet edeceği, bu haliyle sanıklardan şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmedikleri hususu da sorularak sonucuna göre, mağdur …’e yönelik soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan TCK’nin 86/2. maddesi uyarınca kasten basit yaralama suçlarından TCK’nin 73/4-5 ve CMK’nin 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekip gerekmediği değerlendirilmeden, yazılı şekilde sanıkların mahkumiyetlerine dair karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerle, 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı BOZULMASINA, 18.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.