şikayet hakkı

Şikayet Hakkı

Şikayet hakkı, ceza muhakemesi hukukunda önem arz eden bir meseledir. Ceza hukukuna dair hakların kullanılmasında şikayet hakkının kullanılması şekli kurallara bağlıdır. Bu yazımızda şikayet hakkına dair hususlar ele alacağız.

Şikâyet Hakkı Nedir?

Şikâyet hakkı, bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması için mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili mercilere yönelttiği haktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, yalnızca hakkın sahibi tarafından kullanılabilir. Müşteki gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikâyet hakkını yetkili mercileri aracılığıyla kullanır.

Şikâyet Hakkı Nasıl Kullanılır?

Mağdur veya suçtan zarar gören, şikâyet hakkını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca aşağıdaki makamlara başvurarak kullanabilir:

  • Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamları
  • Valilik, kaymakamlık ya da mahkeme
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsoloslukları
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresi

Şikâyet hakkı yazılı veya tutanak tutulmak suretiyle sözlü olarak kullanılabilir.

Şikâyete dair hazırlanacak dilekçesi, şikâyet edenin kimliğini, adresini ve iletişim bilgilerini içermelidir. Şikâyet konusu olay açıkça anlatılmalıdır.

CMK m.158/6: “İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir.”

Şikâyet Hakkı Süresi

TCK m.73’e göre şikâyet süresi mağdurun veya suçtan zarar görenin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Müştekinin şikâyet hakkını kullanabilmesi için hem faili hem de fiili öğrenmesi gerekir. Şikâyet süresi her ikisinin de öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Suçtan zarar gören veya mağdur olan birden fazla kişi mevcutsa, bu kişilerden biri şikâyet süresini geçirse de diğer mağdurların şikâyet hakkı düşmez.

Her halükârda şikâyetin dava zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir. Suçun türüne göre zamanaşımı süresi değişir.

Şikâyetten Vazgeçme ve Sonuçları

Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkını kullanan mağdur veya zarar gören kişinin suçun soruşturulması ve kovuşturulmasından vazgeçerek şikâyetini geri almasıdır.

Şikâyetin soruşturma evresinde geri alınması halinde soruşturma konusuz kalır ve sona erer, dava açılmadan dosya kapanmış olur. Ceza davasının açıldığı hallerde ise dava hakkında düşme kararı verilir.

Şikâyet konusu fiil birden fazla kişi tarafından işlendiyse, faillerden biri hakkında şikâyetten vazgeçilmesi diğer failleri de etkiler.

Bu durum yalnızca şikâyete bağlı suçlar bakımından geçerlidir. Takibi şikâyete bağlı olmayan suçlarda şikâyetten vazgeçilse dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

Şikâyetten vazgeçme de kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkası tarafından kullanılamaz. Ek olarak şikâyetten vazgeçmenin süresi yoktur, kararın kesinleşmesine kadar her aşamada yapılabilir. Kararın kesinleşmesinden sonra şikâyetten vazgeçilmesi bir etki doğurmaz, kişi hakkında verilen cezanın infazına devam olunur.

Şikâyetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, hâkim, kolluk görevlileri, noter vb. huzurunda yapılabilir.

Sanık şikâyetten vazgeçme kararını kabul etmek zorunda değildir. Sanık, ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyebilir. Bu durumda mağdur şikâyetten vazgeçse bile yargılamaya devam olunur ve şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir, ancak mahkûmiyet kararı verilecekse şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilir.

Şikâyetten Vazgeçmekten Dönülebilir Mi?

Şikâyetten vazgeçmekten dönülmesi mümkün değildir. Vazgeçme beyanında bulunulmasının akabinde kişinin aynı fiille ilgili tekrar şikâyetçi olması veya kamu davasına katılması mümkün değildir.

Şikâyet Hakkı ve Şikâyetten Vazgeçilmesi Hakkında Emsal Karar

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2021/37824, K: 2021/11953

“Sanığın, araç kiralama işi yapan müştekiden kiraladığı aracı süresinde iade etmediği, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul edilen somut olayda; sanığın eylemine uyan TCK’nin 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, müştekinin 17/04/2014 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nin 73/6. maddesi uyarınca sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sanığın vazgeçmeyi kabul etmesi halinde şikayetten vazgeçme nedeniyle hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 73/4. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E: 2021/32332, K: 2021/28090

“5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirmek suretiyle kamu davasına katılabileceğinin belirtilmesine göre, şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi kendisine ait olan mağdur …’n kovuşturma aşamasında sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, şikayetten vazgeçme sebebiyle katılan sıfatı sona eren mağdurun hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, mağdur sanık müdafisinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince REDDİNE,”

Şikayet hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunda tahliye davaları arasında en çok rastlanan davalardan olarak olarak gösterilebilir. Uygun şartların oluşması halinde, ev sahibi konut ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmektedir. Bu yazımızda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkındaki bilgilere yer vereceğiz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralayan (ev sahibi) veya kiralayanın yakınları tarafından kiralanan taşınmaza ihtiyaç duyulması halinde açılan ve kiracının tahliyesini sağlayan davadır.

Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davası iki şekilde açılabilir. Bu haller TBK’nın 350. ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

TBK m. 351: “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Şartları Nelerdir?

1. Konut İhtiyacının Varlığı

Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu (çocuk ve torunları), üstsoyu (anne babası ve onların anne babaları), kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Yukarıda sayılan kişilerin dışındakiler için ihtiyaca dayanılarak tahliye davası açılamaz.

2. İhtiyacın Gerçek, Zorunlu ve Samimi Olması

İleri sürülen ihtiyacın samimi, zorunlu ve gerçek olması gerekir. Süreklilik unsuru, ev sahibinin konuta çok kısa süreliğine ihtiyaç duyması değil, belirli bir zaman dilimi için ihtiyacı olmasıdır. Samimi ve zorunlu olması ise davanın yalnızca kiracıyı tahliye edebilmek amacıyla açılması değil, gerçekten ortada ciddi ve zorunlu bir ihtiyacın bulunmasıdır.

Örneğin kiraya verenin kirada oturması, sağlık durumunun kiralanan eve geçmesini gerektirmesi, ev sahibinin çocuklarının evlenmesi hallerinde bu unsurlar karşılanmaktadır.

İhtiyacın ileri sürüldüğü anda mevcut olması gerekir. Çok uzun zaman sonra söz konusu olacak bir ihtiyaç için tahliye istenemez.

3. Davanın Süresinde Açılması

Konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında dava açabilme süresi, kira sözleşmesinin belirli süreli ya da belirsiz süreli olması haline göre ikili bir ayrımla hüküm altına alınmıştır.

Kira sözleşmesi belirli süreli ise, kira sözleşmesinin sonu dava açma süresidir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kira sözleşmesinin feshindeki dönemlere ve bildirim sürelerine göre tespit edilecek olan tarihten başlayarak 1 ay içinde dava açılır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde bir ay içinde dava ikame edilebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirim süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerden itibaren 1 ay içinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmalıdır.

Bu sürelere uyulmadan açılan davalarda, diğer bütün koşullar gerçekleşse dahi dava reddolunur.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası İçin İhtar Zorunlu Mu?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde hiçbir ihtar ve bildirime gerek kalmaksızın bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 347. maddesi doğrultusunda kiracının sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmaması halinde sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış olacaktır. Bu durumda da hiçbir ihtar ve bildirime gerek olmadan yenilenin sürenin sonundan itibaren bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 329. maddesi uyarınca; belirsiz süreli kira sözleşmelerinde her altı aylık dönem bir fesih dönemi olup kiraya verenin altı aylık fesih döneminden en az 3 ay önce kiracıya bildirimde bulunmak ve altı aylık fesih dönemi dolduktan sonra bir ay içinde davayı açmak zorundadır.

Yeni Malikin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Hakkı

Taşınmazı sonradan edinen yeni malikin ihtiyacı nedeniyle kira sözleşmesinin feshi ile kiracının tahliyesi için dava açılması için, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı olarak bildirilmesi ve davanın altı ay sonra veya sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması gerekir.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesidir.

Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi gerçekleştikten sonra kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde ev sahibi, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olur.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12324 K. 2017/154 T. 12.1.2017

Gerek dava dosyası kapsamından gerekse ceza dosyası kapsamından, davalının ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yangına sebebiyet vererek ölüme neden olma suçundan erteli adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Borçlar Kanununun 53. maddesine göre (….m.74) hukuk hakimi kusurun olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar.

Şu halde, iş yerinde meydana gelen ölüm olayında ceza mahkemesinde belirlenen maddi olgulardan anlaşılacağı üzere, davalının da kusurlu olduğu sabittir. Ceza mahkemesince belirlenen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Hal böyle olunca, meydana gelen olayda davalının kusur oranı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/19520 K. 2018/4773 T. 3.10.2018

“Davacı vekili, davacının satın aldığı mallara karşılık davalıya 6 adet çek verdiğini, çeklerden biri davalı tarafından icra takibine konu edildikten sonra borç yenileme anlaşması yapılarak icraya konulan çek dahil olmak üzere davalı uhdesinde bulunan 6 adet çeke karşılık davacının ileri tarihli 5 adet bonoyu davalıya verdiğini, buna rağmen davalının uhdesinde bulunan bedelsiz kalan çeklerden üçü için icra takibi başlattığını ileri sürerek, icra takibine konu edilen ve davalının uhdesinde bulunan çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takipleri nedeniyle bu dosyalardaki menfi tespite konu takip miktarının %20’si oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının davalıdan aldığı malların karşılığı olan borcunu ödemediğini, tarafların yenileme anlaşması yapmadığını, TBK’nun 133. maddesine göre borcun yenilenmesi için tarafların bu yönde açık iradelerinin olması gerektiğini, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, aleyhe delil teşkil eden davalı ticari defterlerinde çek ve senet kayıtlarına rastlanmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin içeriğine göre davalı şirket yetkilisinin evrak dökümünde sayılan davaya konu edilen çekleri davacı şirket yetkilisine iade edeceğini ve bu evraklara karşılık da davacı şirketten borcuna istinaden bonoları aldığını beyan ederek altını imzaladığı, sözleşme metninde yenileme özelliği bulunmasa da tarafların borcu yenileme iradeleri olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle 6 adet çekin davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu edilen çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takiplerine konu olan çeklerin %20’si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Islah dilekçesinin davalıya tebliği zorunludur.

Islah dilekçesinin davalıya tebliği zorunludur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/6385 K. 2016/6880 T. 23.3.2016

“İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı HMK’nun hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi ile usül hukukumuza yansıtılmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkın sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkını da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usül hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.

Somut olayda mahkemece davalıya bilirkişi raporu ve davacının vermiş olduğu ıslah dilekçesi tebliğ edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkı ihlal edilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemez.

Eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/12185 K. 2013/13238 T. 10.5.2013

“Davacı kadının açtığı boşanma davasında mahkemece kusurun tamamen davacı kadında olduğu kabul edilerek boşanmaya ve davalı koca yararına 10000 TL manevi tazminata karar verilmiştir. Yapılan tahkikat ve toplanan delillerden davacı kadının güven sarsıcı davranış içerisine girmesine karşılık, davalı kocanın da eşini kendi babasıyla yaşamaya zorladığı ve tartışma sırasında eşinin üzerine bıçakla yürüyerek korkuttuğu anlaşılmaktadır.

Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda her iki tarafta kusurlu olup, birinin kusurunun diğerinden baskın olduğu söylenemez. Tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Durum böyleyken mahkemece kusurun tamamen davacıda olduğunun kabul edilmesi doğru olmadığı gibi, eşit kusurlu eş yararına manevi tazminata hükmedilemeyeceği halde (TMK.md.174/2) davalının bu konudaki talebinin reddi yerine, davalı koca yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/296 K. 2019/7125 T. 12.11.2019

“Dava, davalı banka tarafından kredi kullandırımı ve kredinin erken kapatılması sırasında alınan ücretlerin davalı bankadan istirdadı istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.- TL’nin tahsil edildiği günden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Bilahare 15/11/2017 tarihli dilekçesi ile 10.000.- TL üzerinden açtıkları davayı 29.391,49 Euro olarak ıslah etmiş 10.000.- TL üzerinden yatırılan harç, yargılama sırasında tamamlanmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (BK 83. md) uyarınca konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacak ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

Tahliye Taahhüdü Var Kiracı Çıkmıyor

Günümüzde kiracıları koruyucu yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Ev sahipleri ise kira sözleşmesi imzalanırken kiracının imzalandığı tahliye taahhüdü sayesinde kiracıyı tahliye etmeye çalışmaktadır. Ancak tahliye taahhüdü nedeniyle kiracıyı tahliye edebilmek hukuki süreç gerektirmektedir. Ev sahibi, “tahliye taahhüdü var kiracı çıkmıyor” diyerek kiracıyı tahliyenin yollarını aramaktadır.

Tahliye Taahhüdü Nedir?

Genellikle kira sözleşmesinin imzalandığı anda düzenlenen tahliye taahhüdü, kiracıya boş olarak imzalatılan ve kiracının taşınmazı belirli bir tarihte boşaltılmayı taahhüt edildiği bir metindir.

Tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için birtakım şartları taşıması gerekir. Aksi halde geçersiz bir tahliye taahhüdü ev sahibine tahliye imkânı vermez. Geçerli olmayan bir tahliye taahhüdüne dayanarak dava açılması halinde, kiracının tahliyesi mümkün olmayacağı gibi ev sahibi dava masraflarını cebinden ödemek zorunda kalabilir.

Ev sahibi, kiracının evden çıkmaması halinde tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlatabilir veya dava açabilir. Bu sayede tahliye taahhüdüne dayanarak kiracı evden çıkartılabilir.

Tahliye Taahhüdü Var Ancak Kiracı Evden Çıkmıyor

Kiraya veren ev sahipleri, “tahliye taahhüdü var kiracı evden çıkmıyor” diyerek kiracıyı tahliye etmenin yollarını aramaktadır.

Tahliye taahhüdü, kiracıyı evden çıkartabilmek için en kolay yol olarak ifade edilebilir. Çünkü kiraya veren ev sahibi sadece tahliye taahhüdü sayesinde başka bir sebep göstermeksizin evin boşaltılmasını isteyebilir. Bunun için icra takibi başlatması veya dava açması gerekir.

Tahliye Taahhüdü Varsa Kiracı Hemen Evden Çıkartılır Mı?

Tahliye taahhüdü imzalanmış olması, kiracının hemen evden çıkartılması için yeterli değildir. Çünkü tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatılması veya tahliye taahhüdüne istinaden dava açılması halinde izlenmesi gereken hukuki prosedürler vardır.

Tahliye Taahhüdüne Dayalı İcra Takibi Başlatılması

İcra ve İflas Kanunu m. 272’de, süre bitimi nedeniyle tahliyeye ilişkin icra takip yolu düzenlenmiştir. İİK m. 272/1’e göre, “Mukavelename ile kiralanan bir taşınmazın müddeti bittikten bir ay içinde mukavelenin icra dairesine ibrazı ile tahliyesi istenebilir” denilmektedir.

Kiraya veren ev sahibi, tahliye taahhüdünde yazan tahliye tarihinden itibaren bir ay içerisinde icra takibi başlatarak taşınmazın tahliyesini istemelidir. Uygulamada 14 örnek takip yolu olarak bilinen bu takip yolunda, tahliye taahhüdü icra dairesine verilerek kiracının tahliyesi sağlanır.

Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi, oldukça teknik ve karmaşık bir takip yoludur. Profesyonel bir avukattan destek almadan kiracıya icra takibi başlatmak tahliye sürecinin uzamasına neden olabileceği gibi hatalı başvuru yapılması tahliye taahhüdünü geçersiz hale getirebilir.

Ev Sahibi Tahliye Taahhüdünü İcraya Koydu, Şimdi Ne Yapacağım?

Kiracıların en çok sordukları sorulardan biri, “ev sahibi tahliye taahhüdünü icraya koydu, evi boşaltmak zorunda mıyım?” olmaktadır. Bu soruya iki farklı ihtimale göre cevap vermek gerekir.

Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatılması üzerine kiracıya tahliye emri gönderilir. Tahliye emrinde kiracının 7 günlük süre içerisinde tahliye emrine itiraz edebileceği ve 15 günlük süre içerisinde taşınmazı boşaltması gerektiği ihtar edilir.

Kiracı 7 günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmezse, 15 günlük süre dolduktan sonra taşınmazı boşaltmak zorundadır. Aksi halde icra memurları aracılığıyla kiracı evden zorla çıkartılır. Kiracının tahliye emrine itiraz ederken avukattan destek alması faydalıdır. Çünkü usulüne uygun şekilde itiraz yapılmaması halinde itiraz geçersiz sayılacağından ev sahibi derhal evi boşaltılmasını isteyebilir.

Kiracıya gönderilen tahliye emrine karşı 7 günlük süre içerisinde kiracının tahliye emrine itiraz etmesi halinde kira veren ev sahibi itirazı geçersiz kılmak amacıyla dava açmak zorundadır. Aksi halde itiraz mahkeme aracılığıyla ortadan kaldırılmadıkça kiracının taşınmazdan tahliyesi mümkün değildir. Bu nedenle tahliyeye engel olmak isteyen kiracının icra dairesine itiraz etmesi gerekir.

Kiracının itirazı, tahliye sürecini uzatmak için önemlidir. Kiracının tahliye emrine karşı hangi sebeplerle itiraz edebileceği hakkındaki yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Tahliye Taahhüdü Nedeniyle Tahliye Davası Ne Kadar Sürer?

Ülkemizde yargıya intikal eden uyuşmazlıkların sayısı epey artmıştır. Artan iş yükü nedeniyle davalar epey uzun sürmektedir. Bu nedenle tahliye davasının ne kadar süreceği konusunda kesin bir bilgi verebilmek mümkün değildir.

Ancak tahliye davasının hızlı sonuçlanması için hukuki prosedürlerin doğru şekilde yönetilmesi ve dava dosyasının düzenli takip edilmesi gerekir. Aksi halde tahliye taahhüdüne dayalı açılan dava yıllar sonra sonuçlanabilir.

Tahliye Davasını Hızlandırmak Mümkün Mü?

Ev sahipleri kiracıları bir an önce evden çıkaracak yolları aramaktadır. Kira davalarında, “Tahliye taahhüdü var, kiracı evden çıkmıyor. Peki tahliye davası sürecini hızlandırmak mümkün mü?” denilmekte, ev sahipleri bu konuda “en iyi kira avukatı” şeklinde arayışa girmektedir.

Tahliye davasının hızlı şekilde sonuçlanması için dava dilekçesinin doğru hazırlanması ve dava süresinin doğru yönetilmesi önemlidir. Ülkemizde vatandaşlar kendi başına kira davası açabilir. Ancak kira davalarında profesyonel destek almak süreci hızlandıracaktır. Bu nedenle kira hukuku alanında uzman avukat tarafından davanın yürütülmesi oldukça önemlidir.

Tahliye taahhüdüne dayalı tahliye davalarıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

ev.sahibinin.banka.hesabini.kapatmasi.01

Ev Sahibinin Banka Hesabını Kapatması

Kira davalarının sayısı günümüzde oldukça artmıştır. Özellikle kira miktarı konusunda ev sahibi ve kiracı anlaşamamakta, fahiş kira istenmesi nedeniyle uyuşmazlık çıkmaktadır. Ev sahibi, istediği miktarda kiranın kiracı tarafından kabul edilmemesi halinde farklı yollara başvurmaktadır. Bunlardan birisi de ev sahibinin banka hesabını kapatmasıdır. Kiracılar ise “ev sahibi banka hesabını kapattı, şimdi ne yapacağım” sorusunun yanıtını aramaktadır. Yazımızda bu soruya cevap vereceğiz.

Kira Bedeli Nasıl Belirlenir?

Kira bedeli, kira sözleşmesi yapılırken taşınmazın konumu, özellikleri, yaşı, emsal fiyatları vb. göz önüne anılarak kiracı ve kiraya veren tarafından belirlenir. Ev sahibi, evini kiraya verirken kira miktarını belirlemekte serbesttir. Bu nedenle kira sözleşmesinin imzalandığı anda belirlenen kira miktarına itiraz edilemez.

Ancak yeni kira döneminde ödenecek kira miktarı için birtakım sınırlar vardır. TBK m. 344’e göre, yenilenen kira döneminde ödenecek kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Ayrıca, TBK geçici madde 2’de, konut kiraları bakımından 02.07.2023 – 01.07.2024 tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Ev Sahibi Neden Banka Hesabını Kapatmaktadır?

Günümüz ekonomik koşullar nedeniyle kiralar her geçen gün yükselmektedir. Ev sahipleri, yeni kira döneminde ödenecek kira bedelinin piyasa miktarlarına yakın olmasını istemektedir.

Kiracı kanuni sınırdan daha fazla kira ödemeyi kabul etmezse, bu durumda evin kirası piyasanın altında kalmaktadır. Kiraya verenin istediği kirayı kiracının kabul etmemesi halinde, taraflar arasında anlaşmazlık yaşanmaktadır.

Ev sahibinin banka hesabını kapatmasının amacı kiracıyı temerrüde düşürmektedir. Ev sahibi kirayı almamak için bugüne kadar kiranın ödendiği banka hesabını kapatmakta, kiracı ise artık bu hesaba kirayı gönderememektedir. Kira bedellerinin ödenmemesi halinde, kiraya veren, kiracının temerrüdü nedeniyle tahliye davası açabilmektedir.

Sonuç olarak ev sahibi, tahliye davası açabilmek için banka hesabını kapatarak kiracıyı temerrüde düşürmeye çalışmaktadır.

Ev Sahibi Banka Hesabını Kapatırsa Kira Borcum Sona Erer Mi?

Ev sahibinin banka hesabını kapatması halinde kiracının kira borcunu ortadan kalkmaz. Kiracı, kira sözleşmesine uygun şekilde kira borcunu ödemek zorundadır.

Kiracı, banka hesabının kapatılması nedeniyle kiralarını yatırmazsa, ev sahibi ödenmeyen kiraların tahsili için icra takibi başlatabilir veya dava açabilir.

Ev Sahibi Kiranın Ödendiği Banka Hesabını Kapatırsa Kirayı Nereye Ödeyeceğim?

Ev sahibinin banka hesabını kapatmış olması halinde, alacaklı kiraya veren temerrüde uğramış olur. Bu durumda kiracının başvurabileceği iki yol vardır.

İlk olarak kiracı, kiraların ödendiği banka hesabının kapatılması halinde, kira bedellerini konutta ödemeli olarak PTT kanalıyla ev sahibine ödeyebilir. Bu durumda kiracının kira borcunu ödeme yükümlülüğü sona erer.

Alacaklı kiraya veren, konutta ödemeli olarak PTT yoluyla gönderilen kirayı teslim almaktan kaçınırsa, kiracı sulh hukuk mahkemesine başvurarak kira bedelinin yatırılması için tevdi mahalli tayini (ödeme yerinin belirlenmesi) talebinde bulunabilir. Nitekim TBK m. 107/1’de, “Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir” denilmektedir.

Sonuç olarak, ev sahibi banka hesabını kapatırsa, kiranın öncelikle konutta ödemeli olarak PTT yoluyla ev sahibine gönderilmesi gerekir. Ev sahibinin kirayı teslim almaması halinde ise kiranın sulh hukuk mahkemesine başvurarak tevdi mahalli yoluyla ödenmesi gerekir.

Kiracının temerrüde uğraması halinde taşınmazdan tahliye kararı verilebileceği mümkün olduğundan, ev sahibi banka hesabını kapatırsa veya banka hesabını kiracıyla paylaşmazsa kiracının buradaki hukuki prosedürleri yürütmesi gerekmektedir.

Ev sahibinin banka hesabını kapatması halinde ne yapılacağı hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

izmir gayrimenkul avukatı

Yüksek Aidata Nasıl İtiraz Edilir?

Fahiş olarak artırılan aidata itiraz, günümüzde sıkça açılan davalardandır. Gelişen ekonomik koşullar çerçevesinde apartman veya site giderlerinin artması, aidat miktarının fahiş miktarda artırılmasına sebep olabilir. Bu tür durumlarda işletme giderleri aşacak şekilde yüksek aidat istenmesi için kat malikleri kurulu kararı alınmaktadır. Yüksek miktarda istenen aidata ise dava yoluyla engel olunabilmektedir.

Aidat Nedir?

Aidat, toplu yaşamın bulunduğu site, apartman vb. yerlerden ortak giderlerin karşılanması için her ay düzenli olarak yapılan ödemedir.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesinde, ortak giderleri için ödenecek aidatın hangi giderleri kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri, bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri, su, elektrik, temizlik, kalorifer gibi ortak işletme giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderler, toplanan aidatlardan karşılanır.

Aidatı Kim Öder?

Aidat, kural olarak kat maliki tarafından ödenir. Bu nedenle aidat ödeme yükümlülüğünün asıl sorumlusu ev sahibidir. Ancak kira sözleşmelerinde kiracı ve ev sahibi, aidatın kiracı tarafından ödeneceğini kararlaştırmaktadır. Ev sahibi, kira sözleşmesine rağmen aidat ödemek zorunda kalırsa ödediği miktarı kiracıdan isteyebilir.

Öte yandan Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22/1’de, “Kat malikinin, 20 nci madde uyarınca payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur” denilerek kiracının da aidat ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemiştir.

Öyleyse hem kat maliki (ev sahibi) hem de kiracı, aidat borcundan birlikte sorumludur.

Yüksek İstenen Aidata Nasıl İtiraz Edilir?

Aidat miktarı, kat malikleri kurulunda karara bağlanır. Apartman yahut site için hazırlanan gelecek döneme ilişkin harcama tahminine dayalı işletme projesi, aidat miktarının belirlenmesinde önem arz eder. İşletme projesinde ilgili yılda yapılacak masraflar tespit edilerek bunun üzerinden aidat miktarı belirlenir.

Aidat, kat malikleri kurulu kararıyla belirlenir. Bu nedenle fahiş miktarda belirlenen aidat için kat malikleri kurulu kararının iptali istemiyle sulh hukuk mahkemesinde dava açılması gerekir. Aidat miktarına itiraz, apartman veya site için yapılacak harcama kalemlerinin fahiş üzerinde bir aidat istemine dayanır.

Yüksek aidat ödenmesine itiraz halinde, mahkemece yapılacak incelemede işletmedeki giderler ve apartmanın, sitenin vb. somut olaya ilişkin mevcut koşulları göz önüne alınarak aidat miktarının yüksek olup olmadığı tespit edilir.

Kiracının Fahiş Aidata İtiraz Etme Hakkı Var Mı?

Kira sözleşmesi yapılan taşınmazlarda aidat çoğu zaman kiracı tarafından ödenmektedir. Bu nedenle kiracının yüksek aidata itiraz etme hakkının bulunup bulunmadığı sıklıkla sorulmaktadır.

Yukarıda açıkladığımız üzere, aidat miktarı kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmektedir. Kat malikleri kurulu kararına karşı ancak kat malikleri, yani ev sahipleri itiraz edebilir. Bu nedenle fahiş aidat miktarına karşı kiracının kat malikleri kurulu kararının iptali davası açma hakkı yoktur.

Kural bu olmakla birlikte istisnai hallerde, kiracı, fahiş aidat miktarına karşı kat malikleri kurulu kararının iptalini isteyebilir. Ancak kiracının dava açabilmesi için yüksek aidat ödenmesine ilişkin kararın, onun hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici olması gerekir.

Fahiş Aidat Kararına Ne Zamana Kadar İtiraz Edilebilir?

Kat malikleri kurulu kararlarına karşı, kurul toplantısına katılarak aykırı oy kullanan her malik, karar tarihinden itibaren fahiş aidat miktarına karşı bir ay içerisinde dava açabilir.

Kurul toplantısına katılmayan her malik ise kararı öğrendiği tarihten itibaren bir ay ve her halde altı ay içerisinde fahiş aidat miktarına karşı dava açabilir.

Kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaksızın fahiş olarak artırılan aidata itiraz edilebilir.

Yüksek Aidata Kiracının Dava Açabileceğine İlişkin Yargıtay Kararı

“Kiracı aidata itiraz edebilir mi” sorusu sıkça sorulmaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, kiracının kat malikleri kuruluna karşı dava açabilmesi için alınan kararın özel bir çıkar ile ilgili olması, hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte bulunması gerektiğine hükmetmiştir.

Kiracı, yüksek aidat miktarıyla ilgili hak ve yararlarının zedelendiğini ispatlayabildiği ölçüde, fahiş kiranın düşürülmesi için dava açabilecektir.

20. HD., E. 2019/3269 K. 2019/6235 T. 4.11.2019

“634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi “Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32. madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz” hükmü düzenlenmiştir.

Ana kural bu olmakla birlikte anataşınmazda kat maliki olmayıp da bir bağımsız bölümde kira sözleşmesine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir nedene dayanarak sürekli bir biçimde yararlanan kimseler de 33. madde hükmünce mahkemeye başvurarak hakimin müdahalesini isteyebilirler. Ancak bunlar, bu konuda kat maliki gibi geniş haklara sahip değillerdir. Bu kişilerin kat malikleri kuruluna karşı dava açmak için alınan kararın özel bir çıkar ile ilgili olması, hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte bulunması gerekir.”

Fahiş aidat miktarına itiraz hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.