şikayet hakkı

Şikayet Hakkı

Şikayet hakkı, ceza muhakemesi hukukunda önem arz eden bir meseledir. Ceza hukukuna dair hakların kullanılmasında şikayet hakkının kullanılması şekli kurallara bağlıdır. Bu yazımızda şikayet hakkına dair hususlar ele alacağız.

Şikâyet Hakkı Nedir?

Şikâyet hakkı, bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması için mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili mercilere yönelttiği haktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, yalnızca hakkın sahibi tarafından kullanılabilir. Müşteki gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikâyet hakkını yetkili mercileri aracılığıyla kullanır.

Şikâyet Hakkı Nasıl Kullanılır?

Mağdur veya suçtan zarar gören, şikâyet hakkını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca aşağıdaki makamlara başvurarak kullanabilir:

  • Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamları
  • Valilik, kaymakamlık ya da mahkeme
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsoloslukları
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresi

Şikâyet hakkı yazılı veya tutanak tutulmak suretiyle sözlü olarak kullanılabilir.

Şikâyete dair hazırlanacak dilekçesi, şikâyet edenin kimliğini, adresini ve iletişim bilgilerini içermelidir. Şikâyet konusu olay açıkça anlatılmalıdır.

CMK m.158/6: “İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir.”

Şikâyet Hakkı Süresi

TCK m.73’e göre şikâyet süresi mağdurun veya suçtan zarar görenin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Müştekinin şikâyet hakkını kullanabilmesi için hem faili hem de fiili öğrenmesi gerekir. Şikâyet süresi her ikisinin de öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Suçtan zarar gören veya mağdur olan birden fazla kişi mevcutsa, bu kişilerden biri şikâyet süresini geçirse de diğer mağdurların şikâyet hakkı düşmez.

Her halükârda şikâyetin dava zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir. Suçun türüne göre zamanaşımı süresi değişir.

Şikâyetten Vazgeçme ve Sonuçları

Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkını kullanan mağdur veya zarar gören kişinin suçun soruşturulması ve kovuşturulmasından vazgeçerek şikâyetini geri almasıdır.

Şikâyetin soruşturma evresinde geri alınması halinde soruşturma konusuz kalır ve sona erer, dava açılmadan dosya kapanmış olur. Ceza davasının açıldığı hallerde ise dava hakkında düşme kararı verilir.

Şikâyet konusu fiil birden fazla kişi tarafından işlendiyse, faillerden biri hakkında şikâyetten vazgeçilmesi diğer failleri de etkiler.

Bu durum yalnızca şikâyete bağlı suçlar bakımından geçerlidir. Takibi şikâyete bağlı olmayan suçlarda şikâyetten vazgeçilse dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

Şikâyetten vazgeçme de kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkası tarafından kullanılamaz. Ek olarak şikâyetten vazgeçmenin süresi yoktur, kararın kesinleşmesine kadar her aşamada yapılabilir. Kararın kesinleşmesinden sonra şikâyetten vazgeçilmesi bir etki doğurmaz, kişi hakkında verilen cezanın infazına devam olunur.

Şikâyetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, hâkim, kolluk görevlileri, noter vb. huzurunda yapılabilir.

Sanık şikâyetten vazgeçme kararını kabul etmek zorunda değildir. Sanık, ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyebilir. Bu durumda mağdur şikâyetten vazgeçse bile yargılamaya devam olunur ve şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir, ancak mahkûmiyet kararı verilecekse şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilir.

Şikâyetten Vazgeçmekten Dönülebilir Mi?

Şikâyetten vazgeçmekten dönülmesi mümkün değildir. Vazgeçme beyanında bulunulmasının akabinde kişinin aynı fiille ilgili tekrar şikâyetçi olması veya kamu davasına katılması mümkün değildir.

Şikâyet Hakkı ve Şikâyetten Vazgeçilmesi Hakkında Emsal Karar

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2021/37824, K: 2021/11953

“Sanığın, araç kiralama işi yapan müştekiden kiraladığı aracı süresinde iade etmediği, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul edilen somut olayda; sanığın eylemine uyan TCK’nin 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, müştekinin 17/04/2014 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nin 73/6. maddesi uyarınca sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sanığın vazgeçmeyi kabul etmesi halinde şikayetten vazgeçme nedeniyle hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 73/4. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E: 2021/32332, K: 2021/28090

“5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirmek suretiyle kamu davasına katılabileceğinin belirtilmesine göre, şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi kendisine ait olan mağdur …’n kovuşturma aşamasında sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, şikayetten vazgeçme sebebiyle katılan sıfatı sona eren mağdurun hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, mağdur sanık müdafisinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince REDDİNE,”

Şikayet hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12324 K. 2017/154 T. 12.1.2017

Gerek dava dosyası kapsamından gerekse ceza dosyası kapsamından, davalının ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yangına sebebiyet vererek ölüme neden olma suçundan erteli adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Borçlar Kanununun 53. maddesine göre (….m.74) hukuk hakimi kusurun olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar.

Şu halde, iş yerinde meydana gelen ölüm olayında ceza mahkemesinde belirlenen maddi olgulardan anlaşılacağı üzere, davalının da kusurlu olduğu sabittir. Ceza mahkemesince belirlenen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Hal böyle olunca, meydana gelen olayda davalının kusur oranı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/19520 K. 2018/4773 T. 3.10.2018

“Davacı vekili, davacının satın aldığı mallara karşılık davalıya 6 adet çek verdiğini, çeklerden biri davalı tarafından icra takibine konu edildikten sonra borç yenileme anlaşması yapılarak icraya konulan çek dahil olmak üzere davalı uhdesinde bulunan 6 adet çeke karşılık davacının ileri tarihli 5 adet bonoyu davalıya verdiğini, buna rağmen davalının uhdesinde bulunan bedelsiz kalan çeklerden üçü için icra takibi başlattığını ileri sürerek, icra takibine konu edilen ve davalının uhdesinde bulunan çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takipleri nedeniyle bu dosyalardaki menfi tespite konu takip miktarının %20’si oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının davalıdan aldığı malların karşılığı olan borcunu ödemediğini, tarafların yenileme anlaşması yapmadığını, TBK’nun 133. maddesine göre borcun yenilenmesi için tarafların bu yönde açık iradelerinin olması gerektiğini, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, aleyhe delil teşkil eden davalı ticari defterlerinde çek ve senet kayıtlarına rastlanmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin içeriğine göre davalı şirket yetkilisinin evrak dökümünde sayılan davaya konu edilen çekleri davacı şirket yetkilisine iade edeceğini ve bu evraklara karşılık da davacı şirketten borcuna istinaden bonoları aldığını beyan ederek altını imzaladığı, sözleşme metninde yenileme özelliği bulunmasa da tarafların borcu yenileme iradeleri olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle 6 adet çekin davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu edilen çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takiplerine konu olan çeklerin %20’si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/296 K. 2019/7125 T. 12.11.2019

“Dava, davalı banka tarafından kredi kullandırımı ve kredinin erken kapatılması sırasında alınan ücretlerin davalı bankadan istirdadı istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.- TL’nin tahsil edildiği günden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Bilahare 15/11/2017 tarihli dilekçesi ile 10.000.- TL üzerinden açtıkları davayı 29.391,49 Euro olarak ıslah etmiş 10.000.- TL üzerinden yatırılan harç, yargılama sırasında tamamlanmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (BK 83. md) uyarınca konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacak ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

apartmanda açılabilecek iş yerleri

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı tüm kat malikleri tarafından imzalanıp herkesi bağlar. Apartman veya sitelerin yönetim ve işleyişi yönetim planıyla belirlenir.

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı, apartman veya site gibi yerlerde toplu olarak yaşayan insanların ortak kurallarını belirlemek ve bu toplu yaşamın belirli bir düzen içerisinde devam etmesine sağlayabilmek amacıyla yapılan bir sözleşmedir.

Kat Mülkiyeti Kanunu 28. maddesinde, yönetim planının tanımı yapılmıştır. Buna göre, yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.

Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmündedir. Diğer bir ifadeyle yönetim planı bir apartmanın veya sitenin anayasası denilebilir.

Yönetim Planı Ne İşe Yarar?

Toplu yaşamın bulunduğu apartman ve sitelerde yaşanabilecek problemler ve bu problemlere karşı izlenecek yollar önceden düzenlenmiş olmalıdır. Böylece kat malikleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar önceden belirlenmiş adil olarak düzenlenmiş ve kat maliklerinin menfaatine uygun yönetim planı hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılır.

Yönetim planında genel olarak, sitenin veya apartmanın işleyişi, kullanım tarzı, yönetici ve denetçilerin hakları, kat maliklerin hak ve borçları ve apartmanın yahut sitenin işleyişine ilişkin diğer kurallar yer alır.

Yönetim Planı Zorunlu Mu?

Kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulurken yönetim planının tapuya sunulması gerekir. Bu nedenle toplu yaşamın kurallarını düzenleyen yönetim planının hazırlanması zorunludur.

Aksi takdirde kat malikleri veya arsa sahibinin kar irtifakı veya kat mülkiyeti kurabilmesi mümkün değildir. Tapu dairesi, yönetim planı olmayan yapılan başvuru hakkında ret kararı verecektir.

Ev Satın Alırken Yönetim Planı

Yeni bir ev alırken genellikle yönetim planı incelenmektedir. Halbuki yeni malik, ev satın aldığı site veya apartmandaki toplu yaşam kurallarına ilişkin yönetim planıyla bağlıdır. Yönetim planı kat malikine haklar tanıdığı gibi birtakım borçlar da tanımaktadır. Ayrıca birtakım yükümlülükler de yüklemektedir.

Genel itibariyle taşınmazda yapılacak tadilatlar, ödenecek aidatlar, yönetim ve apartman işleyişi, toplu yaşamaya ilişkin saat kuralları, otopark, bahçe ve benzeri hususların kullanımında yönetim planı düzenleme yapmıştır. Kat malikleri bu düzenlemelere uymak zorundadır.

Bu nedenle yeni bir ev alırken, kat malikinin hangi kurallara bağlı olacağını bilmesi önemlidir. Zira birtakım kurallar kat malikinin o evi almaktan beklediği faydayı sağlamayabilir.

Hukuki açıdan değerlendirme yapabilmek ve kat malikinin hak ve yükümlülüklerini doğru şekilde tespit edebilmek için ev satın almadan önce konusunda uzman bir avukattan görüş almak faydalı olacaktır.

Yönetim Planı Nasıl Hazırlanır?

Toplu yaşamın sürdürülebilmesi için hazırlanan yönetim planı, kat maliklerinin menfaatine düzenlenmelidir. Zira yönetim planının asıl amacı, sitede veya apartmanda yaşayan kişilerin hayatını kolaylaştırmaktır.

Yönetim planı düzenlenirken, hükümlerinin açık ve anlaşılabilir olması oldukça önemlidir. Farklı anlamlara gelebilecek, muğlak olan veya karıştırılması mümkün olan hükümlerin yönetim planında yer almamasına dikkat edilmelidir.

Şüphesiz ki yönetim planı, Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı nitelikte hükümler teşkil etmemelidir.

Site veya apartmanın kendine özgü koşulları, yönetim planında buna uygun düzenlemeler yapılmasını gerektirebilir. Bu nedenle şablon yönetim planı kullanılması, ileride uyuşmazlık çıkmasına sebep olabilir. Her site veya apartmanın koşullarına uygun şekilde yönetim planı düzenlemesi şarttır.

Yönetim Planında Hüküm Yoksa Ne Yapılır?

Yönetim planı hazırlanırken eksik veya hatalı düzenlemeler yapılması halinde bazı uyuşmazlıklar yönetim planı çerçevesinde çözülmeyebilir. Yahut mevcut uyuşmazlık önceden beklenmeyecek bir uyuşmazlık olabilir. Bu tür durumlarda, yönetim planında hüküm yoksa ne yapılacağı sıkça sorulmaktadır.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 28’de, yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, ana gayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıkların Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve genel hükümlere göre karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

Yönetim Planı Nasıl Değiştirilir?

Bazı durumlarda yönetim planının değiştirilmesi gerekebilir. Yönetim plânının değiştirilebilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kanun’daki 4/5 çoğunluk emredici nitelikte olup değiştirilemez.

Örneğin 100 kat malikinin bulunduğu bir apartmanda yönetim plânının değiştirilebilmesi için en az 80 malikin yönetim planının değiştirilmesi yönünde oy kullanması gerekir.

Belirtelim ki yönetim planının değiştirilmesi için aranan çoğunluk toplantıya katılan maliklerin değil tüm maliklerin beşte dördüdür. Buradan çıkan sonuç, tüm kat malikleri tarafından imzalanan yönetim planını, daha sonra kat maliklerinin beşte dördü çoğunlukla değiştirilebilmektedir.

Yönetim Planı Nasıl İptal Edilir?

Yasaya ve emredici kurallara aykırı bir hüküm yönetim planında yer almışsa yönetim planının İptal edilmesi mümkündür. Bu tür durumlarda kat maliki, diğer kat malikleri ile aykırı bir yönetim planı hükmünün iptali konusunda anlaşamazsa bu hükme karşı hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 33’te, hâkimin müdahalesi düzenlenmiştir. Hâkimin müdahalesi istemiyle açılan davada, yönetim planı incelenerek bu hükmün aykırılığının tespit edilmesi halinde İptal edilebilmesi mümkündür.

Öte yandan yasaya açıkça aykırı olan bir hükmün batıl olması da mümkündür. Bu durumda mahkeme tarafından yönetim planındaki hükmün batıl olduğu tespit edilir.

Kanuna veya emredici kuralları açıkça aykırı olmayan yönetim planı hükmünün ise mahkeme tarafından iptali mümkün olmadığından, bu hükmün kat malikleri tarafından beşte dört çoğunluk ile değiştirilmesi gerekir.

Yönetim Planı Bağlayıcı Mıdır?

Toplu yaşamın kuralları önceden yönetim planıyla belirlenmektedir. Kat malikleri, kat mülkiyeti kurulurken imzalamış oldukları yönetim planıyla bağlıdır.

Site ve apartman yönetim planı ve bu yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler, bütün kat maliklerini ve onların külli ve cüzi haleflerini bağlar. Genellikle, “mirasçılar yönetim planıyla bağlı mıdır”, “yeni malik yönetim planıyla bağlı mıdır”, “kiracı yönetim planıyla bağlı mıdır” veya “taşınmazı yeni satın alan yönetim planıyla bağlı mıdır” şeklinde sorular sorulmaktadır.

Bu konuda kanun koyucu, toplu yaşam kurallarının bağlayıcılığı sebebiyle kat maliki sıfatının değişmesi halinde yönetim planının bağlayıcı olduğunu düzenlemiştir. Örneğin, kat malikinin vefat etmesi halinde bunun mirasçıları yahut taşınmazı satın alan yeni malik yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetici ve denetçiler yönetim planında yer alan hükümlerle bağlıdır. Aynı zamanda apartman ve sitenin işleyişiyle ilgili olduğundan, kiracı yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetim Planı Ne Zaman Düzenlenir?

Apartman veya sitelerde kat mülkiyeti kurulurken talep edilen belgelerden birisi de yönetim planıdır. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 12. maddesinde, “Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı” kat mülkiyeti için gerekli belgeler arasında sayılmıştır.

Kat Mülkiyeti Kanunu madde 14’e göre, kat irtifakının kurulması sırasında arsa sahibinin veya tüm maliklerin imzalamış olduğu yönetim planının tapu dairesine verilmesi gerekir. Öte yandan kat irtifakının kurulduğu sırada yönetim planı tapu dairesine verilmiş ise kat mülkiyetine geçildiği sırada yeniden yönetim planının sunulması aranmaz.

Uygulamada yaşanan tereddüt nedeniyle, kat malikleri “ne zamana kadar yönetim planının hazırlanması gerekir” sorusunun cevabını merak etmektedir. Yukarıdaki hükümlere göre kat irtifakı kurulmadan önce yönetim planı konusunda kat maliklerince mutabık kalınması gerekir. Tapuya yönetim planının sunulması kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulması sırasında aranan belgelerden olduğundan, ihtilaf yaşanmaması için kat maliklerinin bu konuda önceden anlaşmış olması gerekir.

Yönetim Planıyla İlgili Davalar Hangi Mahkemede Açılır?

Yönetim planı taşınmazın aynıyla ilgili davalardan olduğundan yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesindedir.

Görevli mahkeme ise sulh hukuk mahkemesidir.

Yönetim planı nereden temin edilir?

Kat irtifakı yahut kat mülkiyetinin kurulduğu sırada yönetim planının tapuya verilmesi gerekir. Tapu kayıtları, ilgilisine her zaman açıktır. Bu nedenle kat malikleri tapu sicillerini inceleyebilecektir.

Yönetim planını temin etmek isteyen kat maliki ilgili sıfatına sahip olduğundan, taşınmazın bağlı bulunduğu tapuya başvurarak yönetim planının kendisine gösterilmesini isteyebilir.

Apartman veya sitenin en önemli metni olan yönetim planı, uzmanlık gerektiren ve taşınmazla ilgili oldukça önemli sorumluluklar yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle yönetim planının hazırlanması ve değiştirilmesinin avukat tarafından hazırlanması faydalı olur.

Yönetim planı hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Alfa Avukatlık 01

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası

Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine aykırı şekilde düzenlenen arsa payları, bu arsa payı üzerinde mülkiyet sahibi olan kişilerin menfaatlerini zedeleyebilmektedir. Zira arsa payı, mülkiyet hakkı sahibine birtakım haklar tanımaktadır. Bu nedenle hatalı olarak düzenlenen arsa payının düzeltilmesi için arsa payının düzeltilmesi davası açılmaktadır.

Arsa Payı Ne Demektir?

Arsa payının 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nda tanımı yapılmıştır. Buna göre arsa payı, arsanın Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yazılı esasa göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarına denir.

Kat mülkiyetine yahut kat irtifakına konu edilen bir yapıdaki bağımsız bölümlerden her biri için özgülenen mülkiyet payı arsa payı olarak adlandırılabilir. Ancak gerçekte paylara ayrılan şey arsanın kendisi değil bağımsız bölümler üzerindeki mülkiyettedir.

Arsa Payı Nasıl Belirlenir?

Arsa payının belirlenmesinde, bağımsız bölümün konumu, bulunduğu kat, kullanım alanı, konut veya iş yeri gibi kullanma amacı, cephesi, manzarası, güneş veya rüzgâr gibi çevresel etkenler, ısınma ve aydınlatma sistemleri, mimari ve fiziksel özellikleri ve eklentiler gibi unsurlar dikkate alınır.

Örneğin aynı katta, aynı ölçüde, aynı mimari yapıda ve aynı kalitede olan 2 bağımsız bölümden birisinin deniz manzarasına sahip olması onun arsa payının daha yüksek olmasına sebep olabilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nda 2007 tarihinde yapılan değişiklikten sonra arsa paylarının belirlenmesi, inşaat projesini hazırlayan mimar, mühendis ve konusunda uzman kişilerce yapılmaktadır. Böylece arsa payının tespiti teknik verilere göre belirlenmektedir.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası

Arsa payının düzeltilmesi davasının açılabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir. Bu nedenle dava açmadan önce dava şartlarının oluşup oluşmadığının tespit edilmesi önemlidir. Arsa payının düzeltilmesi davası niteliği gereği bir tespit davasıdır.

Arsa payının düzeltilmesi davasıyla birlikte, bağımsız bölüm için tespit edilen arsa payı yapılacak yargılama neticesinde yeniden hesaplanmakta yahut doğruluğu kontrol edilmektedir. Eğer ki arsa payının değerinin bağımsız bölümün özellikleriyle örtüşmediği ve arsa payının daha yüksek olması gerektiği tespit edilirse, mahkemece arsa payının düzeltilmesine karar verilmektedir.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası İçin Aranan Şartlar

Bağımsız bölüm üzerinde mülkiyet sahibi olan kişi tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılabilmesi için öncelikle davacının korunmaya değer güncel hukuki yararının bulunması gerekir. Ayrıca davacı dava açmakta iyi niyetli olmalıdır.

Dava açılabilmesi için bağımsız bölüm için öngörülen arsa payı oranının hatalı olarak düzenlenmiş yahut hiç düzenlenmemiş olması gerekir. Aksi halde davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilir.

Kanun koyucu, ana taşınmazda boş arsa payı bırakılmayacağını düzenlemiştir. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 5’te, “Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz” denilerek buna işaret edilmiştir. Dolayısıyla boşta arsa payının bırakılmış olması halinde arsa payının düzeltilmesi davası açılabilir.

Keza taşınmazdaki ortak yerler için veya eklentiler için arsa payı öngörülmüş ise arsa payının düzeltilmesi davası açılabilecektir. Zira arsa payı ancak bağımsız bölümler için özgülenebilir. Dolayısıyla arsa payları düzenlenirken yanlışlıkla ortak yerlere veya eklentilere arsa payı verilmiş ise hukuki yararı bulunan her bir mülkiyet sahibi arsa payının düzeltilmesini isteyebilecektir.

Açıkladığımız üzere arsa payı kat mülkiyeti yahut kat irtifakı kurulmuş yapılar hakkında düzenlenmektedir. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davası açılabilmesi için, taşınmazın kat mülkiyeti veya kat irtifakı niteliğini devam ettiriyor olması gerekir. Örneğin ana taşınmazın yıkılmış olması halinde, kat mülkiyeti yahut kat irtifakı sona erecektir. Dolayısıyla yıkılan bir taşınmaz hakkında arsa payının düzeltilmesi davası açılamaz.

Kat mülkiyeti kanununa göre, arsa payının tespitinde ana taşınmazın maliki yahut tüm paydaşları tarafından imzalanan ve içeriği mimar veya mühendisler tarafından düzenlenip belediye tarafından onaylanan proje esas alınır. Diğer bir ifadeyle bağımsız bölümlerin nitelikleri belediyece onaylı proje üzerinden tespit edilir ve buna göre arsa payının tespiti yapılır. Bu nedenle paydaşların tümü tarafından imzalanarak kabul edilen ve belediyece onaylanan projenin bulunması halinde, bağımsız bölüm malikinin arsa payının düzeltilmesi davasını açabilmesi mümkün değildir. Zira bağımsız bölüm maliki, daha önce hazırlanmış olan projeyi kendi rızasıyla onaylamış ve imzalamıştır.

Bağımsız Bölümde Sonradan Yapılan Değişiklikler

Bağımsız bölümlerde, ortak alanlarda veya ana taşınmazın yapısında sonradan yapılan değişiklikler arsa payının düzeltilmesi davasında dikkate alınmaz. Diğer bir ifadeyle ana taşınmazda arsa payları düzenlendikten sonra bağımsız bölümlerde tadilat yapılmış olması yahut mimari değişiklik yapılmış olması, bağımsız bölümün değerini arttırmış olsa bile buna dayanarak arsa payının düzeltilmesi istenemez.

Nitekim bu konuda Kat Mülkiyeti Kanunu m. 3/2’de, “Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez” denilmektedir.

Sonuç olarak, bağımsız bölümlerde tadilat yapılması nedeniyle bağımsız bölümün değeri artsa bile sonrada yapılan bu değişiklikleri için arsa payı oranının arttırılması için dava açılamaz.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 3/2’de, “Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir” denilmektedir.

Bu hükme göre arsa payının düzeltilmesi davası kat maliki veya kat irtifakı sahibi tarafından açılabilir. Bu kişilerin vefat etmesi halinde ise mirasçılarının dava açma hakkı bulunmaktadır.

Bağımsız bölümü sonradan satın alan kişiler de dava hakkı vardır. Yani yeni malik arsa payının düzeltilmesi davası açabilir.

Kanunda sayılan bu kişiler dışındaki kişilerin, örneğin kiracının arsa payının düzeltilmesi davası açma hakkı yoktur.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

Arsa payının düzeltilmesi davasında, davanın kabulüne karar verilmesi durumunda arsa payları yeniden hesaplanır. Bu durumda diğer arsa payı sahiplerinin arsa paylarının değişmesi muhtemeldir.

Bu sebeple arsa payının düzeltilmesi davası, davacı dışındaki diğer tüm bağımsız bölüm sahiplerine karşı açılmalıdır. Zira dava neticesinde verilecek karar diğer bağımsız bölüm sahiplerinin arsa paylarını değiştirebilecek, dolayısıyla bağımsız bölüm sahibinin menfaati bundan etkilenecektir.

Yargıtay da arsa payının düzeltilmesi davalarında diğer tüm bağımsız bölüm maliklerinin davalı olarak gösterilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

20. HD., E. 2017/5442 K. 2019/1190 T. 20.2.2019

“Dava; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 3. maddesi kapsamında, anataşınmazın bağımsız bölümlerine ait arsa paylarının değerlerine göre yeniden belirlenerek tapuya tescil edilmesi istemine ilişkindir.

Davanın niteliği gereği yargılamanın sonunda verilecek karar, dava konusu anataşınmazdaki tüm bağımsız bölümlerin tapuda kayıtlı maliklerinin hukukunu da yakından ilgilendirdiğinden, hükmün infazının sağlanabilmesi açısından usul ekonomisi ilkesi gözetilerek, dava konusu anataşınmazın bağımsız bölümlerinin tamamını gösterir son tapu kayıtları celbedilip, bağımsız bölüm maliklerinin davaya dahil edilmesi ve sonrasında tarafların tamamının iddia ve delilleri doğrultusunda oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, izah edildiği şekilde eksik ve yetersiz inceleme ile yukarıda anılan kanuni gereklilikler de dikkate alınmaksızın hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme, Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre sulh hukuk mahkemesidir. Nitekim Kat Mülkiyeti Kanunu ek madde 1’de, “Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir” denilmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12 gereğince, “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir” denilmiştir. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davasında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesidir.

Arsa payının düzeltilmesi davası her zaman açılabilir mi?

Bağımsız bölüm maliklerinden her biri güncel hukuki menfaatlerinin olduğunu ispatlamak şartıyla arsa payının düzeltilmesini her zaman isteyebilirler. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davasında herhangi bir zaman aşımı yahut hak düşürücü süre yoktur.

Bununla birlikte ana taşınmazın yıkılması yahut yok olması halinde kat mülkiyeti veya kat irtifakı son bulacağından, bu durumda arsa payının düzeltilmesi davası açılamaz.

Kentsel Dönüşümlerde Arsa Payının Önemi

Ülkemizde kentsel dönüşüm süreci oldukça hızlanmıştır. Yaşanan depremler nedeniyle vatandaşlar kentsel dönüşüme girerek binalarını yenilemek istemektedirler. Arsa payı, kentsel dönüşüm süreçlerinde bağımsız bölüm maliklerine birtakım haklar tanımaktadır.

Kentsel dönüşüm 6306 sayılı Kanun’da yer alan hükümlere göre yürütülmektedir. Kentsel dönüşüm kararının verilmesinde arsa payı temel ölçüttür. Zira kanun koyucu, kentsel dönüşüm kararında aranan üçte iki çoğunluk arsa payı esasına göre belirlenmektedir. Bu nedenle bağımsız bölüm sahiplerinin oy hakları bakımından arsa payının doğru tespit edilmesi oldukça önemlidir.

Keza kentsel dönüşüm sürecinde kentsel dönüşüm kararına katılmayan maliklerin bağımsız bölümlerinin satılması gündeme gelebilmektedir. Bu tür durumlarda açık arttırma usulüyle yapılan satışlarda bedelin ödenmesi bakımından arsa payı dikkate alınacaktır.

Diğer yandan kentsel dönüşüm neticesinde bina yıkılacağı için, daha sonrasında arsa payının düzeltilmesine ilişkin dava açılamaz. Dolayısıyla kentsel dönüşüm sürecine girmeden önce, bağımsız bölümlerin esasını etkileyecek derecede hata barındırıyorsa arsa payının düzeltilmesi davasının açılması faydalı olabilir. Kentsel dönüşüm süreci bittikten sonra dava açılamayacağından, haklarının zedelenmemesi adına sürecin avukat tarafından yürütülmesi önemlidir.

Arsa payının düzeltilmesi davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.