Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki alfa avukatlık

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki

Çek, ticari hayatta sık kullanılan bir ödeme aracıdır. Çekin bankaya ibraz edilmesine rağmen karşılıksız çıkması halinde, çek alacaklısı icra takibine başvurarak çek bedelini tahsil etmektedir. Uygulamada çek nedeniyle başlatılan takiplerde yetkili icra dairesinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu yazımızda, çeke dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi Yargıtay uygulaması ışığında açıklanacaktır.

Çek Nedir?

Çek, banka tarafından çek hesabı sahibine teslim edilen ve ödenmesi için bankaya ibraz edilmesi gereken bir kıymetli evraktır. Alacaklı, çek bedelini tahsil etmek için önce bankaya müracaat etmelidir.

Ticari hayatta oldukça sık kullanılan çek, niteliği gereği bir ödeme aracıdır. Ancak uygulamada çek ileri tarihli düzenlendiğinden kredi aracı olarak da kullanılmaktadır.

Çek Nasıl İbraz Edilir?

Çeki elinde bulunduran son hamil alacaklı, vadesi geldiğinde çeki bankaya ibraz ederek ödenmesini ister. İbraz, çekin ödenmek için bankaya sunulması anlamına gelir. Alacaklı, çek hesabının bulunduğu bankaya müracaat edebileceği gibi herhangi bir bankaya da başvurabilir.

Bankaya ibraz edilen çekin karşılıksız çıkması halinde, banka görevlileri çek üzerinde karşılıksız işlemi yapmak zorundadır. Süresi içerisinde çek bankaya ibraz edilmezse, çek kambiyo vasfını yitirir. Bu durumda alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuramaz.

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkili icra dairesi

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki, genel haciz yoluyla icra takibindeki kurallara göre belirlenir. Buna göre genel yetkili icra dairesi, borçlunun takip tarihindeki yerleşim yeridir.

Kambiyo senetlerine dayalı alacaklar, aranacak borç niteliğindedir. Bu nedenle alacaklının yerleşim yerinde takip başlatılacağına ilişkin Türk Borçlar Kanunu m. 89/1 hükmü uygulanmaz.

Çeke dayalı kambiyo takiplerinde yetkili icra daireleri şunlardır:

  • Borçlunun yerleşim yeri,
  • Muhatap bankanın bulunduğu yer,
  • Çekin keşide yeri.

Çekin ibraz edildiği yerde icra takibi başlatılabilir mi?

Yetkili icra dairesi, yukarıdaki icra daireleri olarak gösterilmiştir. Bunun dışında, çekin ibraz edildiği yerdeki icra dairesinde icra takibi başlatılabilmesi mümkün değildir.

Aksi durumun kabulü halinde, alacaklının dilediği yerdeki bankaya çeki ibraz ederek yetkili icra dairesini belirleyebilmesi sonucu doğar.

Yargıtay Kararlarında Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuruda Yargıtay’ın farklı görüşleri bulunmaktadır. Uygulamada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşü uygulanmaktadır.

12. HD., E. 2019/9167 K. 2019/13006 T. 19.9.2019

“Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu tarafından ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresinde icra mahkemesine yapılan başvuruda; sair itirazları yanında yetkili icra dairesinin … İcra Dairesi olduğunu ileri sürerek… İcra Dairesinin yetkisine itirazda bulunduğu, mahkemece yetki itirazının kabulüne karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nun 447/2. maddesi atfıyla HMK’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.

Buna göre, çeke dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6.md.), muhatap bankanın bulunduğu yer, ödeme yeri sayıldığından buradaki icra dairesinde (HMK. 10.md.) ve ayrıca İİK’nun 50/1. maddesi uyarınca çekin keşide edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.”

Alacaklının yerleşim yerinde icra takibi başlatılabileceği yönündeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararını buradan inceleyebilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkiye İtiraz

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkiye nasıl itiraz edileceği konusundaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

Çeke dayalı icra takibinde yetkiyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8892 K. 2016/7362 T. 20.9.2016

“İİK’nın 258. maddesinde ihtiyati hacze 50. maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verileceği belirtilmiş, aynı yasanın 50. maddesiyle “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.” şeklindeki düzenleme uyarınca ihtiyati hacizde yetkili mahkemenin belirlenmesi hususunda HMK’nın yetkiye ilişkin hükümlerine atıfta bulunulmuştur.

Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacak niteliğinde olduğundan bu alacaklar için 6098 sayılı TBK’nın 89/1. (818 Sayılı BK’nın 73/1) hükmü uygulanamaz. Çekten kaynaklanan borcun alacaklısı borçlunun yerleşim yerinde, birden fazla borçlu bulunması halinde borçlulardan birinin yerleşim yerinde, çekin keşide yerinde, ödeme yerinde (6102 sayılı TTK’nın 781/2 fıkrası uyarınca çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödeme yeri sayılır.) ihtiyati haciz talebinde bulunabilir.

Ayrıca, muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çeke dayalı borç, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliği kazanır ve HMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak BK.’nın 89. madde hükmü nedeniyle, alacaklının ikametgah yeri mahkemesi de ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkeme haline gelir.

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/296 K. 2019/7125 T. 12.11.2019

“Dava, davalı banka tarafından kredi kullandırımı ve kredinin erken kapatılması sırasında alınan ücretlerin davalı bankadan istirdadı istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.- TL’nin tahsil edildiği günden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Bilahare 15/11/2017 tarihli dilekçesi ile 10.000.- TL üzerinden açtıkları davayı 29.391,49 Euro olarak ıslah etmiş 10.000.- TL üzerinden yatırılan harç, yargılama sırasında tamamlanmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (BK 83. md) uyarınca konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacak ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

İş kazası nedeniyle tazminat davasında zamanaşımı on yıldır.

İş kazası nedeniyle tazminat davasında zamanaşımı on yıldır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/5616 K. 2020/1181 T. 27.2.2020

“İşverenin iş kazasında kaynaklanan sorumluluğunun sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğunu belirttikten sonra zamanaşımı kavramı ve başlangıcı üzerinde durulmalıdır.

İş kazası sonucu işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125-140.) maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. İlgili maddeler arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır.

Kanun koyucu hem mülga Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi hem de Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup, ancak aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımının süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş kazası, ülkemizde sıkça yaşanan bir olaydır. Yetersiz tedbirler, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmaması veya işçinin ihmali iş kazasına sebebiyet verebilir. İş kazasının neticesinde işçi sakat kalabilir veya ölebilir. Bu yazımızda iş kazası nedeniyle tazminat davası hakkında işçilerin haklarına değineceğiz.

İş Kazası Nedir?

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 3’te, iş kazasının tanımı yapılmıştır. Buna göre iş kazası, işyerinde veya işle ilgili olarak işçinin ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olaydır.

Hangi Haller İş Kazası Sayılır?

İşçinin ölümüne veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın iş kazası sayılmasının birtakım hukuki sonuçları vardır. İşçinin, iş kazasından kaynaklı alacak haklarını ileri sürebilmesi için öncelikle yaşanan olayın iş kazası olduğunun tespiti zorunludur.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13’te hangi hallerin iş kazası sayıldığı açıklanmıştır. Buna göre;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.

Yukarıda sayılan hallerde işçinin iş kazasına uğradığı kabul edilir.

İşyeri Dışında Yapılan Kaza İş Kazası Sayılır Mı?

İşçinin ölümüne sebebiyet veren veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın işyeri dışında gerçekleşmiş olması halinde, yaşanan olay iş kazası sayılır. Diğer bir ifadeyle, iş kazasının işyerinde yaşanması zorunlu değildir.

Örneğin işçinin servisle işe giderken kaza yapması veya işverenin işçiyi işyeri dışında bir yere gönderdiği esnada kaza yapması durumlarında, yaşanan olay iş kazası kabul edilir.

İşçinin Dikkatsizliği Sonucu İş Kazasının Tazminata Etkisi

İşveren, iş sağlığı ve güvenliği konusunda gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. İşçinin bu tedbirlere rağmen özensiz veya dikkatsiz davranması nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işçinin tazminat hakkı azalabilir veya ortadan kalkabilir.

İşçinin ağır kusuru nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işveren tazminat sorumluluğundan kurtulabilir.

İş Kazasında Kusurun Önemi

İş kazalarında kusur, işçi lehine hükmedilecek tazminat miktarlarının tespitinde önem arz eder. İşverenin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, buna karşın işçinin de gereken özeni gösterip göstermediği kusur tespitinde incelenir.

Tarafların kusur tespiti neticesinde işçinin kusurlu bulunması halinde, iş kazasından kaynaklanan tazminat hakkı kısmen veya tamamen son bulabilir.

İş kazalarından sonra kusur tespitine ilişkin delillerin yok olması nedeniyle, işçinin iş kazasından kaynaklanan tazminat haklarının zedelenmesi mümkündür. Bu nedenle iş kazası yaşanmasından hemen sonra iş kazasıyla ilgili tazminat haklarında konusunda uzman avukata danışmak gerekir. Aksi halde işçinin lehine olabilecek delillerin işveren tarafından ortadan kaldırılması ve varsa iş sağlığı ve güvenliğine aykırı uygulamaların giderilmesi mümkün olabilir.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Yaralanması Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde yaralanması halinde, işçi, uğradığı bedensel zararlara karşılık işverenden maddi tazminat talep edebilir.

İş kazası nedeniyle talep edilebilecek zararlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 54’e göre belirlenir. Buna göre,

1) Tedavi giderleri.

2) Kazanç kaybı.

3) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4) Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Ölmesi Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde ölmesi halinde işçinin mirasçıları veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler, kusurlu işverenden maddi tazminat isteyebilir.

İşçinin ölümü halinde işverenden istenebilecek zararlar, TBK m. 53’e göre şunlardır:

  1. Cenaze giderleri.
  2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat

İşçinin iş kazası yüzünden yaralanması veya ölmesi durumunda, işçi veya işçinin yakınları işverenden manevi tazminat talep edebilir. İş kazası nedeniyle yaşanan keder ve üzüntünün karşılığı, manevi tazminat ile giderilmiş olur.

İş kazası nedeniyle manevi tazminat davası, TBK m. 56 uyarınca açılabilir. TBK m. 56/1’e göre, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” denilmiştir.

İşçinin ağır yaralanması veya ölmesi halinde yakınlarının da manevi tazminat hakkı vardır. TBK m. 56/2’ye göre, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir” denilerek işçinin yakınlarına da bu hak tanınmıştır.

İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası yüzünden hayatını kaybeden işçinin hayatındayken destek verdiği kişiler tarafından işverenden talep edilebilecek bir tazminattır.

İşçinin ölümü üzerine, işçi hayattayken onun desteğiyle hayatlarına devam eden kimseler, bu destekten yoksun kalırlar. Bu kimseler, işçi hayattayken aldığı ücret, destekten faydalanan kişiye harcanan giderler ve sosyal durumlar çerçevesinde uygun bir destekten yoksun kalma tazminatı almaya hak kazanır.

Destekten yoksun kalma tazminatı istenebilmesi için, işçinin vefatının iş kazası neticesinde gerçekleşmiş olması, talep edecek kişilerin işçinin desteğini aldığını ispat edebilmesi ve muhtaç durumda olduğunu da kanıtlayabilmesi gerekir.

İş Kazasıyla İlgili Davalarda Zamanaşımı

TBK m. 146’ya göre, iş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında zamanaşımı, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

21. HD., E. 2019/5616 K. 2020/1181 T. 27.2.2020

“İş kazasına dayalı tazminat davalarında zamanaşımına tabi olan hak işçinin kaza nedeniyle uğradığı zararları karşılamak için tazminat davası açabilme hakkıdır. Bu hak ise iş kazasıyla birlikte doğmaktadır (Akın, L.: İş Kazasından Doğan Maddi Tazminat, Ankara 2001, s. 283). Bu durumda iş kazası hâlinde TBK’nın 149. (BK 125.) maddesinde belirtilen “on yıllık” zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi kural olarak iş kazasının meydana geldiği tarihtir.”

İş Kazasından Kaynaklı Tazminat Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İşçi veya yakınları tarafından açılan iş kazası nedeniyle tazminat davaları, işverenin adresinin bağlı bulunduğu veya kazanın gerçekleştiği yer mahkemelerinde açılır.

İş kazasından kaynaklı tazminat davalarında görevli mahkeme ise İş Mahkemesi’dir.

 

İş kazası nedeniyle tazminat davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Kapıcının işçilik alacaklarından kat malikleri eşit sorumludur.

Kapıcının işçilik alacaklarından kat malikleri eşit sorumludur.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/13459 K. 2015/22846 T. 1.7.2015

“Davacı vekili, davacının davalıların kat maliki oldukları … Apartmanında 15.09.2004 – 31.10.2010 tarihleri arasında apartman görevlisi olarak çalıştığını, davacının kiracı olarak gösterilip 15.09.2004 tarihinde çalışmaya başlamasına rağmen sigortasının 25.07.2007 tarihinde başlatıldığını, davacıya 10 ay için ücretlerinin ödendiğini, diğer ayların ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

(…)

Mahkemece davacının alacaklarından davalı kat maliklerinin müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmiştir. 

Kat Mülkiyeti Kanununun 20. maddesinin Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça: a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak; b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; katılmakla yükümlüdür. c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.” şeklinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu düzenleme dikkate alındığında davacının hüküm altına alınan alacaklarından davalı kat maliklerinin eşit olarak sorumlu olması gerektiği sabittir. Hal böyle olunca mahkemece bu gerekçe ile davacının alacaklarından davalı kat maliklerinin eşit olarak sorumluluğuna karar verilmesi gerekli iken müştereken ve müteselsilen sorumluluğa dair kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Faturaların ticari deftere kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine teşkil eder.

Faturaların ticari deftere kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine teşkil eder.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/6697 K. 2017/2272 T. 21.3.2017

“Dava, emlak komisyon alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalının alacak iddiasının dayanağı olan 18 adet faturanın davalının ticari defterlerine kayıtlı olduğu söz konusu faturaların kapalı olarak düzenlendiği belirtilmiştir. Davalı tarafından davacıya kesilen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması faturalardaki hizmetin davacı tarafından verildiğine karine teşkil eder. Faturaların kapalı olarak düzenlenmesi ise fatura bedellerinin ödendiğine karine oluşturur. Mahkemece fatura asıllarının ibrazı sağlanarak faturalardaki imzaların davacı veya çalışanına ait olup olmadığı, açık faturanın bulunup bulunmadığı hususlarında araştırma yapılarak alınacak uygun sonuç doğrultusunda karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Manevi tazminat talebi sonradan yükseltilemez.

Manevi tazminat talebi sonradan yükseltilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/10974 K. 2013/25237 T. 6.11.2013

“Davacı kadın; dava dilekçesinde 1.000 TL. maddi, 1.000 TL. manevi tazminat istemiş, 27.08.2012 tarihli dilekçe ile maddi tazminatı ve manevi tazminatı 50.000 TL’ye çıkarmıştır. Bu durum manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı olduğu gibi, maddi tazminata ilişkin başlangıçta kısmi talepte bulunulduğu açıklanmadığına göre maddi ve manevi tazminat hususunda ilk talep aşılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

apartmanda açılabilecek iş yerleri

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı tüm kat malikleri tarafından imzalanıp herkesi bağlar. Apartman veya sitelerin yönetim ve işleyişi yönetim planıyla belirlenir.

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı, apartman veya site gibi yerlerde toplu olarak yaşayan insanların ortak kurallarını belirlemek ve bu toplu yaşamın belirli bir düzen içerisinde devam etmesine sağlayabilmek amacıyla yapılan bir sözleşmedir.

Kat Mülkiyeti Kanunu 28. maddesinde, yönetim planının tanımı yapılmıştır. Buna göre, yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.

Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmündedir. Diğer bir ifadeyle yönetim planı bir apartmanın veya sitenin anayasası denilebilir.

Yönetim Planı Ne İşe Yarar?

Toplu yaşamın bulunduğu apartman ve sitelerde yaşanabilecek problemler ve bu problemlere karşı izlenecek yollar önceden düzenlenmiş olmalıdır. Böylece kat malikleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar önceden belirlenmiş adil olarak düzenlenmiş ve kat maliklerinin menfaatine uygun yönetim planı hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılır.

Yönetim planında genel olarak, sitenin veya apartmanın işleyişi, kullanım tarzı, yönetici ve denetçilerin hakları, kat maliklerin hak ve borçları ve apartmanın yahut sitenin işleyişine ilişkin diğer kurallar yer alır.

Yönetim Planı Zorunlu Mu?

Kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulurken yönetim planının tapuya sunulması gerekir. Bu nedenle toplu yaşamın kurallarını düzenleyen yönetim planının hazırlanması zorunludur.

Aksi takdirde kat malikleri veya arsa sahibinin kar irtifakı veya kat mülkiyeti kurabilmesi mümkün değildir. Tapu dairesi, yönetim planı olmayan yapılan başvuru hakkında ret kararı verecektir.

Ev Satın Alırken Yönetim Planı

Yeni bir ev alırken genellikle yönetim planı incelenmektedir. Halbuki yeni malik, ev satın aldığı site veya apartmandaki toplu yaşam kurallarına ilişkin yönetim planıyla bağlıdır. Yönetim planı kat malikine haklar tanıdığı gibi birtakım borçlar da tanımaktadır. Ayrıca birtakım yükümlülükler de yüklemektedir.

Genel itibariyle taşınmazda yapılacak tadilatlar, ödenecek aidatlar, yönetim ve apartman işleyişi, toplu yaşamaya ilişkin saat kuralları, otopark, bahçe ve benzeri hususların kullanımında yönetim planı düzenleme yapmıştır. Kat malikleri bu düzenlemelere uymak zorundadır.

Bu nedenle yeni bir ev alırken, kat malikinin hangi kurallara bağlı olacağını bilmesi önemlidir. Zira birtakım kurallar kat malikinin o evi almaktan beklediği faydayı sağlamayabilir.

Hukuki açıdan değerlendirme yapabilmek ve kat malikinin hak ve yükümlülüklerini doğru şekilde tespit edebilmek için ev satın almadan önce konusunda uzman bir avukattan görüş almak faydalı olacaktır.

Yönetim Planı Nasıl Hazırlanır?

Toplu yaşamın sürdürülebilmesi için hazırlanan yönetim planı, kat maliklerinin menfaatine düzenlenmelidir. Zira yönetim planının asıl amacı, sitede veya apartmanda yaşayan kişilerin hayatını kolaylaştırmaktır.

Yönetim planı düzenlenirken, hükümlerinin açık ve anlaşılabilir olması oldukça önemlidir. Farklı anlamlara gelebilecek, muğlak olan veya karıştırılması mümkün olan hükümlerin yönetim planında yer almamasına dikkat edilmelidir.

Şüphesiz ki yönetim planı, Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı nitelikte hükümler teşkil etmemelidir.

Site veya apartmanın kendine özgü koşulları, yönetim planında buna uygun düzenlemeler yapılmasını gerektirebilir. Bu nedenle şablon yönetim planı kullanılması, ileride uyuşmazlık çıkmasına sebep olabilir. Her site veya apartmanın koşullarına uygun şekilde yönetim planı düzenlemesi şarttır.

Yönetim Planında Hüküm Yoksa Ne Yapılır?

Yönetim planı hazırlanırken eksik veya hatalı düzenlemeler yapılması halinde bazı uyuşmazlıklar yönetim planı çerçevesinde çözülmeyebilir. Yahut mevcut uyuşmazlık önceden beklenmeyecek bir uyuşmazlık olabilir. Bu tür durumlarda, yönetim planında hüküm yoksa ne yapılacağı sıkça sorulmaktadır.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 28’de, yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, ana gayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıkların Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve genel hükümlere göre karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

Yönetim Planı Nasıl Değiştirilir?

Bazı durumlarda yönetim planının değiştirilmesi gerekebilir. Yönetim plânının değiştirilebilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kanun’daki 4/5 çoğunluk emredici nitelikte olup değiştirilemez.

Örneğin 100 kat malikinin bulunduğu bir apartmanda yönetim plânının değiştirilebilmesi için en az 80 malikin yönetim planının değiştirilmesi yönünde oy kullanması gerekir.

Belirtelim ki yönetim planının değiştirilmesi için aranan çoğunluk toplantıya katılan maliklerin değil tüm maliklerin beşte dördüdür. Buradan çıkan sonuç, tüm kat malikleri tarafından imzalanan yönetim planını, daha sonra kat maliklerinin beşte dördü çoğunlukla değiştirilebilmektedir.

Yönetim Planı Nasıl İptal Edilir?

Yasaya ve emredici kurallara aykırı bir hüküm yönetim planında yer almışsa yönetim planının İptal edilmesi mümkündür. Bu tür durumlarda kat maliki, diğer kat malikleri ile aykırı bir yönetim planı hükmünün iptali konusunda anlaşamazsa bu hükme karşı hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 33’te, hâkimin müdahalesi düzenlenmiştir. Hâkimin müdahalesi istemiyle açılan davada, yönetim planı incelenerek bu hükmün aykırılığının tespit edilmesi halinde İptal edilebilmesi mümkündür.

Öte yandan yasaya açıkça aykırı olan bir hükmün batıl olması da mümkündür. Bu durumda mahkeme tarafından yönetim planındaki hükmün batıl olduğu tespit edilir.

Kanuna veya emredici kuralları açıkça aykırı olmayan yönetim planı hükmünün ise mahkeme tarafından iptali mümkün olmadığından, bu hükmün kat malikleri tarafından beşte dört çoğunluk ile değiştirilmesi gerekir.

Yönetim Planı Bağlayıcı Mıdır?

Toplu yaşamın kuralları önceden yönetim planıyla belirlenmektedir. Kat malikleri, kat mülkiyeti kurulurken imzalamış oldukları yönetim planıyla bağlıdır.

Site ve apartman yönetim planı ve bu yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler, bütün kat maliklerini ve onların külli ve cüzi haleflerini bağlar. Genellikle, “mirasçılar yönetim planıyla bağlı mıdır”, “yeni malik yönetim planıyla bağlı mıdır”, “kiracı yönetim planıyla bağlı mıdır” veya “taşınmazı yeni satın alan yönetim planıyla bağlı mıdır” şeklinde sorular sorulmaktadır.

Bu konuda kanun koyucu, toplu yaşam kurallarının bağlayıcılığı sebebiyle kat maliki sıfatının değişmesi halinde yönetim planının bağlayıcı olduğunu düzenlemiştir. Örneğin, kat malikinin vefat etmesi halinde bunun mirasçıları yahut taşınmazı satın alan yeni malik yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetici ve denetçiler yönetim planında yer alan hükümlerle bağlıdır. Aynı zamanda apartman ve sitenin işleyişiyle ilgili olduğundan, kiracı yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetim Planı Ne Zaman Düzenlenir?

Apartman veya sitelerde kat mülkiyeti kurulurken talep edilen belgelerden birisi de yönetim planıdır. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 12. maddesinde, “Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı” kat mülkiyeti için gerekli belgeler arasında sayılmıştır.

Kat Mülkiyeti Kanunu madde 14’e göre, kat irtifakının kurulması sırasında arsa sahibinin veya tüm maliklerin imzalamış olduğu yönetim planının tapu dairesine verilmesi gerekir. Öte yandan kat irtifakının kurulduğu sırada yönetim planı tapu dairesine verilmiş ise kat mülkiyetine geçildiği sırada yeniden yönetim planının sunulması aranmaz.

Uygulamada yaşanan tereddüt nedeniyle, kat malikleri “ne zamana kadar yönetim planının hazırlanması gerekir” sorusunun cevabını merak etmektedir. Yukarıdaki hükümlere göre kat irtifakı kurulmadan önce yönetim planı konusunda kat maliklerince mutabık kalınması gerekir. Tapuya yönetim planının sunulması kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulması sırasında aranan belgelerden olduğundan, ihtilaf yaşanmaması için kat maliklerinin bu konuda önceden anlaşmış olması gerekir.

Yönetim Planıyla İlgili Davalar Hangi Mahkemede Açılır?

Yönetim planı taşınmazın aynıyla ilgili davalardan olduğundan yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesindedir.

Görevli mahkeme ise sulh hukuk mahkemesidir.

Yönetim planı nereden temin edilir?

Kat irtifakı yahut kat mülkiyetinin kurulduğu sırada yönetim planının tapuya verilmesi gerekir. Tapu kayıtları, ilgilisine her zaman açıktır. Bu nedenle kat malikleri tapu sicillerini inceleyebilecektir.

Yönetim planını temin etmek isteyen kat maliki ilgili sıfatına sahip olduğundan, taşınmazın bağlı bulunduğu tapuya başvurarak yönetim planının kendisine gösterilmesini isteyebilir.

Apartman veya sitenin en önemli metni olan yönetim planı, uzmanlık gerektiren ve taşınmazla ilgili oldukça önemli sorumluluklar yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle yönetim planının hazırlanması ve değiştirilmesinin avukat tarafından hazırlanması faydalı olur.

Yönetim planı hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

KULLANILMAYAN YILLIK İZİNLER YANAR MI Alfa Avukatlık 01

Kullanılmayan Yıllık İzin Yanar Mı?

Yıllık izin ücreti, belirli çalışma sürelerini doldurmuş olan işçiye tanınan anayasal bir dinlenme hakkıdır. İşçi yıllık izin kullanma hakkından vazgeçemez. Yıllık iznin hangi tarihlerde kullanılacağı konusunda işverenin takdir yetkisi varsa da bu işçinin yıllık izin kullanma hakkını ortadan kaldırmaz.

Ülkemizde işçilerin yıllık iznini kullanmadan çalıştıkları görülmektedir. Bu tür durumlarda, kullanılmayan yıllık izinlerin akıbeti sorulmaktadır. İşçiler, kullanılmayan yıllık izin yanar mı sorusunun cevabını merak etmektedir.

Yıllık İzin Ücretine Hak Kazanılması

4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde çalışan işçilerden, kıdeminde bir yılı doldurması üzerine yıllık ücretli izin kullanma hakkına sahip olurlar. Bu takdirde işçi, yıllık ücretli izne ayrılmak isteyebilir.

Yıllık ücretli izne hak kazanılması ve kullanılması hakkında, “Yıllık Ücretli İzin Hakkı” isimli yazımızı okuyabilirsiniz.

Kullanılmayan Yıllık İzin Yanar Mı?

İşçinin yıllık izin hakkı bulunsa da işverenlerin bu hakkı işçiye kullandırmadıkları görülmektedir. İşverene karşı zayıf konumda olan işçi, yıllık izin hakkını kullanmayı talep etse dahi işveren buna rıza göstermeyebilir.

Bu tür durumlarda, işçiler yıllık izinlerinin yanacağını düşünerek işten ayrılmadan önce toplu olarak yıllık izinlerini kullanmaktadır. Halbuki kullanılmayan yıllık izinler ücrete dönüşmektedir. Dolayısıyla işçinin yıllık iznini kullanmaması halinde bunun ücretini talep edebilmesi mümkündür. Diğer bir ifadeyle kullanılmayan yıllık izinler yanmaz.

Kullanılmayan Yıllık İzinlerin Ücrete Dönüşmesi

İş akdi çerçevesinde işçinin kanuni hakkı olan yıllık ücretli iznin kullandırılmaması durumunda bu hak iş sözleşmesinin sonunda ücrete dönüşür. Diğer bir ifadeyle, işçi yıllık iznini kullanmazsa işin sonlanmasıyla birlikte bunun karşılığı ücreti alabilir.

İşveren, işçiye yıllık izin ücretlerini ödediğini ispatlamakla yükümlüdür. Bu konuda ispat külfeti işverene bırakıldığına göre, yıllık izin kullanmayan işçilerin yıllık izin ücretlerini dava edebilmesi mümkündür.

İş sözleşmesinin sona ermesi durumunda yıllık izin ücreti, İş Kanunu m. 59’da düzenlenmiştir. Buna göre; “İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.”

Kullanılmayan Yıllık İzin Ücretinin Zamanaşımı

Kullanılmayan yıllık izin ücretleri zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı süresi iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten itibaren beş yıldır. Dolayısıyla kullanılmayan yıllık izinler ücrete dönüşse de işçinin bu alacaklarını zamanaşımı süresi içerisinde talep etmesi gerekir. Aksi halde işveren iş sözleşmesinin feshinden itibaren beş yıl geçtikten sonra işçinin yıllık izin ücretlerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürebilir.

Devlet Memurlarında Kullanılmayan Yıllık İzin

Devlet memurları, 657 sayılı Devler Memurları Kanunu’na tabidir.

657 sayılı Kanun’un 103. maddesinde, yıllık izinlerin kullanışı şu şekilde düzenlenmiştir: “Yıllık izinler, amirin uygun bulacağı zamanlarda, toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Birbirini izliyen iki yılın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir önceki yıl hariç, önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer”.

Kullanılmayan yıllık izin ücretleriyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.