Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Avukatın vekalet ücreti sıra cetvelinde rüçhanlı alacak niteliğindedir.

Avukatın vekalet ücreti sıra cetvelinde rüçhanlı alacak niteliğindedir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/860 K. 2017/1031 T. 5.4.2017

“Avukatlık Kanunu’nun 166/2. maddesine göre avukat sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haizdir. … hakkı vekaletnamenin düzenlenme tarihine göre, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alır. Dairemizin istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir (Dairemiz’in 11.07.2013 tarih ve 2013/3893 – 4893 sayılı ilamı).

Somut olayda, şikayetçi, ilama dayanan dava dosyasında vekil olarak davayı takip etmiş ve lehine yasal sınırlar içinde ücreti vekalet takdir edilmiştir. Şikayetçinin müvekkili ile yaptığı ücreti vekalet sözleşmesi 11.02.2011 tarihli ve vekaletnamesi ise, 15.02.2011 tarihli olup şikayetçinin takibinin ise 06.05.2015 tarihli olduğu, … 25. İcra Müdürlüğü’nün 2012/18311 E. sayılı dosyasında 21.05.2012 tarihinde başlatılan ilamlı takipte ise şikayetçinin alacaklı vekili olarak borçlu iş sahibini temsil ettiği gözetildiğinde, şikayetçinin iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvuru tarihi, şikayet olunanların haczinden önce olduğundan şikayet olunan alacaklılara 1. sırada yer verilmesi doğru değildir.

Avukatlık Kanun’un 164/2. maddesi kapsamındaki sınırlar kapsamında kalmak kaydıyla, şikayetçinin alacağının rüçhanlı olduğu gözetilerek, sıra cetvelinin düzenlenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Muhdesatın taşınmaz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

Muhdesatın taşınmaz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/8458 K. 2017/2734 T. 28.2.2017

“Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).

22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.

Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

Çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.

Somut olayda; dosyanın içeriğine, toplanan delillere ve tanık beyanlarına göre, dava konusu 326 ada 28 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 2 katlı taşınmazın 2. katının davacı tarafından meydana getirildiği sabit olmuştur. Mahkemece anılan muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, muhdesatın davacıya aidiyetine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Eğitim tazminatı davasına karşı davalı pilot takas ileri sürebilir.

Eğitim tazminatı davasına karşı davalı pilot takas ileri sürebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/874 K. 2014/16639 T. 28.5.2014

“Davacı, davalı pilot ile aralarında imzaladıkları hizmet sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedilmesi nedeniyle 10.000 USD eğitim tazminatı ile 500 Euro cezai şartın tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı, hizmet akdini haklı sebeplerle feshettiğini, davacıya borcu olmadığı gibi eğer dava kabul edilecekse davacı şirkette 1150 EURO kullandırılmayan izin ücreti ile 780 sektör uçuş parası olmak üzere toplam 1930 Euro alacağının mevcut olduğunu ,bu alacağa karşılık takas mahsup talebinde bulunduğunu savunmuştur.

Mahkemece davalının savunması üzerinde durulmadan alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalının savunduğu hususlar takas-mahsup defi niteliğinde olup mahkemece davalının savunması üzerinde durularak bu hususta taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Davacı tarafından talep edilmedikçe işlemiş faize hükmedilemez.

Davacı tarafından talep edilmedikçe işlemiş faize hükmedilemez.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/14742 K. 2015/33148 T. 16.11.2015

Davacı, davalı ile 15/03/2011 tarihinde 12.000 kg peynir alımı için sözleşme imzaladığını, davalının sözleşme gereği teslim etmesi gereken peynirleri teslim etmediğinden sözleşmenin fesh edildiğini, İzmir D.. İ.. Destek Komutanlığının ihtiyacı olan 10000 kg peynirin C.. C.. Gıda San. Dış. Tic. Ltd. Şti. nden kg mı 7,10 TL den satın alındığını, ihalede en iyi ikinci fiyatın kg başına 6,72 TL olduğunu, bu durumda kg başına 0,38 TL olmak üzere 10000 kg üzerinden 3.800,00 TL hazine zararının oluştuğunu ileri sürerek bu miktarın reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 3.800,00 tl asıl alacak ile dava tarihine kadar işlemiş faiz 687.31 TL olmak üzere toplam 4.487,31 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, asıl alacağa dava tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine, karar verilmiş, Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26/1.maddesine göre; “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”

Somut olayda davacı; dava dilekçesinde 3.800,00 TL’nin reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Mahkemece, yalnızca asıl alacak ile birlikte asıl alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken davacının talebi aşılarak 687,31 TL işlemiş faizin de davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu

Tasarrufun İptali Davası

Uygulamada borçluların malvarlığı kaçırması nedeniyle tasarrufun iptali davası sıkça açılmaktadır. İcra hukuku konusu olan “Tasarrufun İptali Davası” bu yazımızda ele alınacaktır.

Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Haciz yoluyla takiplerde hacizden, iflas yoluyla takiplerde iflasın açılmasından önce borçlu mal ve hakları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilmektedir. Bu nedenle bazen borçlular mallarına haciz konulmasını veya iflas kararı verilmesini engellemek için alacaklılardan mal kaçırmak gibi şüpheli tasarruflarda bulunabilirler.

Tasarrufun iptali davası, borçlunun mal kaçırmak amacıyla hacizden veya iflastan önce yapmış olduğu işlemlerin sonuç doğurmayacak biçimde iptalini sağlar. İcra ve İflas Kanunu buna dair hükümler barındırmaktadır.

İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali davası açma hakkı, davaya konu tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl geçmesiyle düşer.

Tasarrufun İptali Davası Şartları

  • Alacaklı ile borçlu arasındaki borç, gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmalıdır.
  • Borç tasarruftan önce doğmuş olmalıdır.
  • Borçlu hakkında kesinleşen bir icra takibi bulunmalıdır.
  • Borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesi bulunmalıdır. (Davanın açılması aşamasında ihtiyaç yoktur. Sonradan ikame edilebilir. Geçici aciz vesikası sunulursa, sonradan kesin aciz vesikası ibraz edilmelidir.)
  • İptal edilen tasarruf, İİK uyarınca iptale tabi bir tasarruf olmalıdır.

Tasarrufun İptali Davası Bakımından İptale Tabi Tasarruflar Nelerdir?

Borçlunun tasarrufun iptali davasına konu tasarrufları İcra İflas Kanunu’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde üç grup olarak düzenlenmiştir. Ancak bu tasarruflar sınırlı sayıda değildir, kanun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hâkime bırakmıştır.

1. İvazsız Tasarruflar

İvazsız tasarruflar, herhangi bir karşılık alınmadan yapılan hukuki işlemlerdir. Lehine tasarruf yapılan kişi karşılıksız olarak zenginleşir. Bu husus İİK m.278’de düzenlenmiştir.

İİK m.278: “Mutat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez.”

Bu düzenlemeye göre ivazsız tasarruflar arasında mutat (alışılmış) hediyeler iptale konu edinilemez.  Mutat hediyeden kasıt giyinmekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır.

Bazı hukuki işlemler ivazlı olsa dahi ivazsız olarak kabul edilmiştir. Bunlar:

  1. Yakın hısımlar arasındaki tasarruflar (karı-koca, üçüncü derece dahil hısımlar, evlat edinen-evlatlık)
  2. Borçlunun karşılık olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarruflar
  3. Borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi menfaatine, ömür boyu gelir veya intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.

2. Aciz Halinde (Borca Batık Durumda) İken Yapılan Tasarruflar (İİK m.279)

Her ne kadar madde metninde acizden bahsedilse de öğretide borca batıklığın kastedildiği kabul edilmektedir. İİK m.279 ile maddede belirtilen tasarrufların borcunu ödemeyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebi ile acizden önceki bir sene içinde yapılmış olması halinde iptaline karar verileceği düzenlenmiştir. Bu tasarruflar:

  1. Borçlunun teminat göstermeyi daha önce taahhüt etmediği halde, borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler,
  2. Para ve alışılmış ödeme araçları dışında farklı yollarla yapılan ödemeler
  3. Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler
  4. Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler

Yukarıda sayılan durumların hacizden veya acizden, ya da iflasın açılmasından bir sene önce yapılması gerekir. Daha eski tasarruflar bu maddenin konusu olamaz.

3. Hileli Tasarruflar (zarar verme kastından dolayı iptal) (İİK m.280)

Hileli tasarruflar, malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerdir. Borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer taraflarca bilinmesi veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunması gerekir.

Borçlunun eşinin, üçüncü derece dahil hısımlarının veya evlatlığının borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini bildiği farz olunur. Ancak elbette bu karinenin aksi ispatlanabilir.

Kanun koyucu tarafından kabul edilen bir başka karine ise, bir ticari işletmenin veya iş yerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya önemli bir kısmını iktisap ettikten sonra o işyerini fiilen de devralarak işletmeye başlayan kişinin, borçlunun zarar verme kastını bildiği kabul edilir. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir.

Tasarrufun İptali Halinde Ne Olur? Tasarrufun İptali Davasının Sonuçları

Davacı alacaklı iptal davasını kazanınca lehine tasarruf yapılmış olan 3. Kişi malın maliki olarak kalmaya devam eder fakat alacaklı, tasarruf konusu mal sanki borçlunun mülkiyetindeymiş gibi o malın haczini ve satışını isteyebilir.

Davacı alacaklı lehine haczedilip satılan malın bedeli, ilk önce davacının alacağının ödenmesine tahsis edilir. Geriye para artarsa bu para davalı 3. kişiye geri verilir.

İflastaki iptal davasının kabulü üzerine dava konusu mal, müflise aitmiş gibi iflas masasına alınır, iflas dairesi tarafından satılır. Satış bedeli ise bütün iflas alacaklarının ödemesine tahsis olunur.

Tasarrufun İptali Davasında Süreler

Dava açma süreleri; İİK madde 278’de yer alan ivazsız tasarrufların iptali için 2 yıl, İİK madde 279’da yer alan acizden dolayı tasarrufun iptali için 1 yıl, İİK madde 280’de yer alan zarar verme kastından dolayı olan tasarrufun iptali davaları için beş yıldır. Bu süre hak düşürücü süredir.

Tasarrufun İptali Davasında Arabuluculuk Şartı Var Mı?

Tasarrufun iptali davası, zorunlu arabuluculuk kapsamında olan bir dava değildir. Bu nedenle arabuluculuk şartı yoktur.

Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Kişisel hakka dayanan davalar olduğundan genel yetki hükümleri geçerlidir. Dava, davalının veya tasarrufu devralan 3. Kişinin bulunduğu yerdeki mahkemede açılabilir.

Tasarrufun iptali hakkında daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Devre Tatil ve Devre Mülk Sözleşmesi

Taksitle Satış Sözleşmesi

Taksitle satış sözleşmesi, satış bedelinin kısım kısım ödenmesinin söz konusu olduğu bir satış çeşididir. Taksitle satış sözleşmeleri, alıcı bakımından pek çok sakıncayı bünyesinde barındırmakta olsa da günümüzde oldukça sık kullanılmaktadır.

Taksitle Satış Sözleşmesi Nedir?

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 17. maddesine göre, “taksitle satış sözleşmesi, satıcı veya sağlayıcının malın teslimi veya hizmetin ifasını üstlendiği, tüketicinin de bedeli kısım kısım ödediği sözleşmelerdir”.

Sözleşmenin gerçekleşebilmesi için taksit tutarlarının ve taksit ödeme sürelerinin eşit olması gerekmez. Burada önemli olan, ödemenin kısım kısım yani taksit taksit gerçekleşmesidir.

Taksitle satış sözleşmesi yazılı olarak kurulmadıkça geçerli olmaz. Yazılı olmayan satış sözleşmesi kapsamında, satıcı malı veya hizmeti sağlamak zorunda değildir. Aynı şekilde tüketici de bedeli ödemek mecburiyetinde olmayacaktır. Ancak satıcı bedeli aldıktan sonra sözleşmenin yazılı olarak yapılmadığı gerekçesiyle malı veya hizmeti sağlamaktan kaçınamaz.

Taksitle Satış Sözleşmesi Bakımından Cayma Hakkı                             

Hukukumuz taksitli satış sözleşmelerinde alıcıyı, satıcı ve sağlayıcıya karşı korumak için alıcıya cayma hakkı tanımıştır. Buna göre, alıcı 7 gün içerisinde hiçbir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin satıcıya malı almaktan vazgeçtiğini bildirerek cayma hakkını kullanabilir.

7 günlük süre hizmet ifasına ilişkin sözleşmelerde sözleşmenin kurulduğu gün, mal teslimine ilişkin sözleşmelerde ise malın teslim alındığı günden itibaren başlar.

Tüketicinin cayma hakkını kullanması, cayma iradesini belirten bildirimin süresi içinde satıcıya gönderilmesiyle gerçekleşir.

Alıcının cayma hakkını kullanmasıyla birlikte satıcı aldığı bedeli ve sözleşme belgelerini alıcıdan herhangi bir ücret talep etmeden 7 gün içerisinde alıcıya teslim etmek zorundadır.

Satıcı ile alıcı arasında iadenin gerçekleştirilmeyeceğine yönelik bir sözleşme bulunsa dahi, bu sözleşme geçerli olmayacak ve alıcının cayma hakkı devam edecektir.

Taksitle Satış Sözleşmesinde Cayma Hakkının Kullanılamayacağı Haller

İstisnai olarak cayma hakkının kullanılamayacağı bazı haller vardır. Bu haller:

  • Cayma hakkı süresi sona ermeden önce, tüketicinin onayı ile hizmetin ifasına başlanan hizmet sözleşmelerinde,
  • Tüketicinin satıcıyı bulduğu finansal kiralama sözleşmelerinde,
  • Satıcı cayma süresi içinde malı tüketiciye teslim etmişse tüketici malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabilir. Olağan gözden geçirme malın ilk incelemesini kapsar. Tüketici malı mutat olarak kullanmışsa,

Sayılan bu hallerde tüketici cayma hakkını kullanamaz.

Taksitli satış sözleşmeleriyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunda tahliye davaları arasında en çok rastlanan davalardan olarak olarak gösterilebilir. Uygun şartların oluşması halinde, ev sahibi konut ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmektedir. Bu yazımızda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkındaki bilgilere yer vereceğiz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralayan (ev sahibi) veya kiralayanın yakınları tarafından kiralanan taşınmaza ihtiyaç duyulması halinde açılan ve kiracının tahliyesini sağlayan davadır.

Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davası iki şekilde açılabilir. Bu haller TBK’nın 350. ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

TBK m. 351: “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Şartları Nelerdir?

1. Konut İhtiyacının Varlığı

Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu (çocuk ve torunları), üstsoyu (anne babası ve onların anne babaları), kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Yukarıda sayılan kişilerin dışındakiler için ihtiyaca dayanılarak tahliye davası açılamaz.

2. İhtiyacın Gerçek, Zorunlu ve Samimi Olması

İleri sürülen ihtiyacın samimi, zorunlu ve gerçek olması gerekir. Süreklilik unsuru, ev sahibinin konuta çok kısa süreliğine ihtiyaç duyması değil, belirli bir zaman dilimi için ihtiyacı olmasıdır. Samimi ve zorunlu olması ise davanın yalnızca kiracıyı tahliye edebilmek amacıyla açılması değil, gerçekten ortada ciddi ve zorunlu bir ihtiyacın bulunmasıdır.

Örneğin kiraya verenin kirada oturması, sağlık durumunun kiralanan eve geçmesini gerektirmesi, ev sahibinin çocuklarının evlenmesi hallerinde bu unsurlar karşılanmaktadır.

İhtiyacın ileri sürüldüğü anda mevcut olması gerekir. Çok uzun zaman sonra söz konusu olacak bir ihtiyaç için tahliye istenemez.

3. Davanın Süresinde Açılması

Konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında dava açabilme süresi, kira sözleşmesinin belirli süreli ya da belirsiz süreli olması haline göre ikili bir ayrımla hüküm altına alınmıştır.

Kira sözleşmesi belirli süreli ise, kira sözleşmesinin sonu dava açma süresidir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kira sözleşmesinin feshindeki dönemlere ve bildirim sürelerine göre tespit edilecek olan tarihten başlayarak 1 ay içinde dava açılır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde bir ay içinde dava ikame edilebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirim süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerden itibaren 1 ay içinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmalıdır.

Bu sürelere uyulmadan açılan davalarda, diğer bütün koşullar gerçekleşse dahi dava reddolunur.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası İçin İhtar Zorunlu Mu?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde hiçbir ihtar ve bildirime gerek kalmaksızın bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 347. maddesi doğrultusunda kiracının sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmaması halinde sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış olacaktır. Bu durumda da hiçbir ihtar ve bildirime gerek olmadan yenilenin sürenin sonundan itibaren bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 329. maddesi uyarınca; belirsiz süreli kira sözleşmelerinde her altı aylık dönem bir fesih dönemi olup kiraya verenin altı aylık fesih döneminden en az 3 ay önce kiracıya bildirimde bulunmak ve altı aylık fesih dönemi dolduktan sonra bir ay içinde davayı açmak zorundadır.

Yeni Malikin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Hakkı

Taşınmazı sonradan edinen yeni malikin ihtiyacı nedeniyle kira sözleşmesinin feshi ile kiracının tahliyesi için dava açılması için, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı olarak bildirilmesi ve davanın altı ay sonra veya sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması gerekir.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesidir.

Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi gerçekleştikten sonra kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde ev sahibi, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olur.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin kararı hukuk mahkemesini bağlar.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12324 K. 2017/154 T. 12.1.2017

Gerek dava dosyası kapsamından gerekse ceza dosyası kapsamından, davalının ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yangına sebebiyet vererek ölüme neden olma suçundan erteli adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Borçlar Kanununun 53. maddesine göre (….m.74) hukuk hakimi kusurun olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar.

Şu halde, iş yerinde meydana gelen ölüm olayında ceza mahkemesinde belirlenen maddi olgulardan anlaşılacağı üzere, davalının da kusurlu olduğu sabittir. Ceza mahkemesince belirlenen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Hal böyle olunca, meydana gelen olayda davalının kusur oranı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Aldatan eşin sevgilisinden manevi tazminat istenemez.

Aldatan eşin sevgilisinden manevi tazminat istenemez.

4. HD., E. 2016/9551 K. 2017/1358 T. 6.3.2017

“Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, davalının eylemlerinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanunu’nun 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Mevcut çek yerine senet verilmişse borç yenilenmiş sayılır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/19520 K. 2018/4773 T. 3.10.2018

“Davacı vekili, davacının satın aldığı mallara karşılık davalıya 6 adet çek verdiğini, çeklerden biri davalı tarafından icra takibine konu edildikten sonra borç yenileme anlaşması yapılarak icraya konulan çek dahil olmak üzere davalı uhdesinde bulunan 6 adet çeke karşılık davacının ileri tarihli 5 adet bonoyu davalıya verdiğini, buna rağmen davalının uhdesinde bulunan bedelsiz kalan çeklerden üçü için icra takibi başlattığını ileri sürerek, icra takibine konu edilen ve davalının uhdesinde bulunan çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takipleri nedeniyle bu dosyalardaki menfi tespite konu takip miktarının %20’si oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının davalıdan aldığı malların karşılığı olan borcunu ödemediğini, tarafların yenileme anlaşması yapmadığını, TBK’nun 133. maddesine göre borcun yenilenmesi için tarafların bu yönde açık iradelerinin olması gerektiğini, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, aleyhe delil teşkil eden davalı ticari defterlerinde çek ve senet kayıtlarına rastlanmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin içeriğine göre davalı şirket yetkilisinin evrak dökümünde sayılan davaya konu edilen çekleri davacı şirket yetkilisine iade edeceğini ve bu evraklara karşılık da davacı şirketten borcuna istinaden bonoları aldığını beyan ederek altını imzaladığı, sözleşme metninde yenileme özelliği bulunmasa da tarafların borcu yenileme iradeleri olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle 6 adet çekin davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu edilen çekler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve borç yenilendikten sonra başlatılan icra takiplerine konu olan çeklerin %20’si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.