Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/33116 K. 2022/20539 T. 24.10.2022

“Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09/06/2020 tarih, 2018/116 esas 2020/279 sayılı kararı uyarınca, yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giren, ikamet ya da çalışma izni olmayan, başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli olarak kalmak istediği anlaşılan Afganistan uyruklu göçmeni, kaçak olduklarını bildiği hâlde istihdam etmek ve bu şahsın ülke içerisinde bir yerden başka bir yere gitmelerine aracı olmak suretiyle göçmenlerin yasal olmayan yollardan ülkede kalmalarına imkân sağlaması, kayıt dışı olarak çalıştırdığı göçmen yönüyle sigorta ve vergi masrafları yükümlülüğünün bulunmaması, haksız bir şekilde işlerine son vermesi hâlinde kaçak işçilerin sınır dışı edilme korkusuyla haklarını arayamayacak olmaları ve bu sayede tazminat ödeme gibi yükümlülüklerden kurtulması gibi avantajlar sayesinde doğrudan ve dolaylı olarak menfaat elde ettiğinden, TCK’nın 79. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki göçmen kaçakçılığı suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu, sanığın bu eylemi aynı zamanda çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştırma kabahatine de uymakta ise de Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca yalnızca TCK’nın 79/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Zimmet Suçu ve Cezası alfa avukatlık

Zimmet Suçu ve Cezası

Kamu görevlileri, kendisine verilen veya gözetin altında bulundurduğu malı gözetmekle yükümlüdür. Zimmet suçu, kamu görevlisinin kendisine verilen maldan menfaat elde etmesi olarak tanımlanabilir. Kamu görevlisinin görevine aykırı şekilde bir maldan menfaat elde etmesi halinde zimmet suçunun koşulları oluşabilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine verilen veya gözetimi altında bulunan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi, başka bir değişle mal üzerinde görevine aykırı bir biçimde tasarrufta bulunması halinde oluşur. Bu makalede bu suçun detaylarını inceleyeceğiz.

Zimmet suçu Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Zimmet Suçunun Cezası Nedir?

Kamu görevlisi tarafından zimmet suçunun işlenmesi halinde faile üç farklı ceza verilebilir. Suçun temel şekliyle işlenmesi halinde 5 ile 12 yıl arasında hapis cezası verilir. Suçun hileli davranışlarla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Kullanma zimmeti suçunda ise, mesela kamu görevlisi malı iki gün boyunca kullanıp sonra iade etmişse, ceza yarı oranında indirilir.

Zimmet Suçunun Faili Kimler Olabilir?

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlileri olabilir. Kamu görevlileri yalnızca devlet memurları değildir. TCK’nın 6/c maddesine göre kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici katılan kişi” demektir.

Zimmet Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda cezayı artıran nitelikli haller, suçun hileli davranışlarla işlenmesidir. Örneğin mudiinin kandırılarak boş bir kâğıda imza atması sağlanıp, sonrasında talimatı olmaksızın hesabından para çekilmesi gibi. Ayrıca belge içeriğinin değiştirilmesi, gerçek dışı belgelerin düzenlenmesi, belgelerin ve bilgisayar ortamındaki verilerin ortadan kaldırılması suretiyle de bu suçun nitelikli hali vuku bulabilir.

Zimmet Suçunda İndirim Yapılacak Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda indirim yapılacak hallerden biri, suça konu malın bir süre kullanılıp sonrasında iade edilmesi halinde gerçekleşir. Burada önemli olan husus, failin malı iade etme niyetinin bulunmasıdır. Başka bir indirim sebebi ise malın değerinin azlığıdır. Bu durumda verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise, eğer etkin pişmanlık soruşturma başlamadan gösterilmişse cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde yarısı, hükmün verilmesinden önce gösterilmesinde ise üçte biri oranında indirim yapılır.

Kullanma Zimmeti Suçu ve Cezası

Kullanma zimmeti suçu, suça konu malın kullanılması sonrasında iade edilmesi şeklinde gerçekleşir. Suçun konusu malın kendisi değil, malın kullanımından elde edilen yarardır. Bu yarar bilirkişi tarafından hesaplanır.

Suça konu eylemin kullanma zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı, failin niyetine göre belirlenir. Başka bir değişle, kamu görevlisinin malı bir süre kullandıktan sonra iade etme niyeti olmalıdır.

Kullanma zimmeti suçunun cezası, suçun temel şekline verilecek cezada yarı oranında indirim yapılarak belirlenir.

Denetim Görevini İhmal Suretiyle Zimmet Suçu ve Cezası

TCK’nın 251. maddesi uyarınca, “zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek, zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Örneğin banka müdürü, çalışanın zimmetine para geçirdiğini görmesine rağmen bir müdahalede bulunmuyorsa, kendisi de zimmet suçunu işlemiş olur. Ancak kamu görevlisinin kastı olmayıp ihmali varsa, fail üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?

Zimmet suçunda etkin pişmanlık uygulanması mümkündür. Etkin pişmanlık hali cezanın indirime gidilmesini gerektiren hallerdendir. Zimmete geçirilen mal soruşturma başlamadan önce aynen iade edilir veya uğranılan zarar tamamen tazmin edilirse, cezanın üçte ikisi oranında indirime gidilir. Benzeri şekilde kovuşturma başlamadan önce iade edilirse üçte iki oranında, hüküm verilmeden önce iade edilirse üçte biri oranında indirilecektir.

Zimmet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Zimmet suçu şikâyete tabi değildir. Bu nedenle savcılık suçun işlendiğini öğrendiği anda şikâyet aramaksızın soruşturmayı gerçekleştirir.

Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zimmet suçunda görevli mahkeme, suçta öngörülen yaptırımın üst sınırı on yıldan daha fazla hapis cezası olduğundan ağır ceza mahkemesidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, yani malın zimmete geçirildiği yer mahkemesi ise yetkili mahkemedir.

Zimmet Suçu ile Rüşvet Arasındaki Farklar

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliğine verilmiş olan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi halinde oluşur. Rüşvet suçu ise, kamu görevlisinin görevine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

Dolayısıyla, rüşvet suçunda kamu görevlisine görevi nedeniyle devredilmiş bir mal bulunması zorunlu unsur değildir.

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, Türk Ceza Hukukunda yer alan zimmet, kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen özgü suç niteliğindedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. TCK 247. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru, genel kasttır. Zimmet suçu özgü suç olup, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki ile işlenmesi de mümkündür.

Zimmet suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki alfa avukatlık

Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetki

Çek, ticari hayatta sık kullanılan bir ödeme aracıdır. Çekin bankaya ibraz edilmesine rağmen karşılıksız çıkması halinde, çek alacaklısı icra takibine başvurarak çek bedelini tahsil etmektedir. Uygulamada çek nedeniyle başlatılan takiplerde yetkili icra dairesinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu yazımızda, çeke dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi Yargıtay uygulaması ışığında açıklanacaktır.

Çek Nedir?

Çek, banka tarafından çek hesabı sahibine teslim edilen ve ödenmesi için bankaya ibraz edilmesi gereken bir kıymetli evraktır. Alacaklı, çek bedelini tahsil etmek için önce bankaya müracaat etmelidir.

Ticari hayatta oldukça sık kullanılan çek, niteliği gereği bir ödeme aracıdır. Ancak uygulamada çek ileri tarihli düzenlendiğinden kredi aracı olarak da kullanılmaktadır.

Çek Nasıl İbraz Edilir?

Çeki elinde bulunduran son hamil alacaklı, vadesi geldiğinde çeki bankaya ibraz ederek ödenmesini ister. İbraz, çekin ödenmek için bankaya sunulması anlamına gelir. Alacaklı, çek hesabının bulunduğu bankaya müracaat edebileceği gibi herhangi bir bankaya da başvurabilir.

Bankaya ibraz edilen çekin karşılıksız çıkması halinde, banka görevlileri çek üzerinde karşılıksız işlemi yapmak zorundadır. Süresi içerisinde çek bankaya ibraz edilmezse, çek kambiyo vasfını yitirir. Bu durumda alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuramaz.

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkili icra dairesi

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki, genel haciz yoluyla icra takibindeki kurallara göre belirlenir. Buna göre genel yetkili icra dairesi, borçlunun takip tarihindeki yerleşim yeridir.

Kambiyo senetlerine dayalı alacaklar, aranacak borç niteliğindedir. Bu nedenle alacaklının yerleşim yerinde takip başlatılacağına ilişkin Türk Borçlar Kanunu m. 89/1 hükmü uygulanmaz.

Çeke dayalı kambiyo takiplerinde yetkili icra daireleri şunlardır:

  • Borçlunun yerleşim yeri,
  • Muhatap bankanın bulunduğu yer,
  • Çekin keşide yeri.

Çekin ibraz edildiği yerde icra takibi başlatılabilir mi?

Yetkili icra dairesi, yukarıdaki icra daireleri olarak gösterilmiştir. Bunun dışında, çekin ibraz edildiği yerdeki icra dairesinde icra takibi başlatılabilmesi mümkün değildir.

Aksi durumun kabulü halinde, alacaklının dilediği yerdeki bankaya çeki ibraz ederek yetkili icra dairesini belirleyebilmesi sonucu doğar.

Yargıtay Kararlarında Çeke Dayalı İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Çeke dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibine başvuruda Yargıtay’ın farklı görüşleri bulunmaktadır. Uygulamada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşü uygulanmaktadır.

12. HD., E. 2019/9167 K. 2019/13006 T. 19.9.2019

“Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu tarafından ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresinde icra mahkemesine yapılan başvuruda; sair itirazları yanında yetkili icra dairesinin … İcra Dairesi olduğunu ileri sürerek… İcra Dairesinin yetkisine itirazda bulunduğu, mahkemece yetki itirazının kabulüne karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nun 447/2. maddesi atfıyla HMK’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.

Buna göre, çeke dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6.md.), muhatap bankanın bulunduğu yer, ödeme yeri sayıldığından buradaki icra dairesinde (HMK. 10.md.) ve ayrıca İİK’nun 50/1. maddesi uyarınca çekin keşide edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.”

Alacaklının yerleşim yerinde icra takibi başlatılabileceği yönündeki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararını buradan inceleyebilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkiye İtiraz

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetkiye nasıl itiraz edileceği konusundaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

Çeke dayalı icra takibinde yetkiyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Çekin karşılıksız kalması halinde alacaklının yerleşim yeri de yetkilidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8892 K. 2016/7362 T. 20.9.2016

“İİK’nın 258. maddesinde ihtiyati hacze 50. maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verileceği belirtilmiş, aynı yasanın 50. maddesiyle “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.” şeklindeki düzenleme uyarınca ihtiyati hacizde yetkili mahkemenin belirlenmesi hususunda HMK’nın yetkiye ilişkin hükümlerine atıfta bulunulmuştur.

Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacak niteliğinde olduğundan bu alacaklar için 6098 sayılı TBK’nın 89/1. (818 Sayılı BK’nın 73/1) hükmü uygulanamaz. Çekten kaynaklanan borcun alacaklısı borçlunun yerleşim yerinde, birden fazla borçlu bulunması halinde borçlulardan birinin yerleşim yerinde, çekin keşide yerinde, ödeme yerinde (6102 sayılı TTK’nın 781/2 fıkrası uyarınca çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödeme yeri sayılır.) ihtiyati haciz talebinde bulunabilir.

Ayrıca, muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çeke dayalı borç, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliği kazanır ve HMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak BK.’nın 89. madde hükmü nedeniyle, alacaklının ikametgah yeri mahkemesi de ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkeme haline gelir.

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yabancı para alacağı için Türk Lirası cinsinden ödenmesi istemiyle açılan davanın ıslah edilerek dövizle ödenmesi istenemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/296 K. 2019/7125 T. 12.11.2019

“Dava, davalı banka tarafından kredi kullandırımı ve kredinin erken kapatılması sırasında alınan ücretlerin davalı bankadan istirdadı istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000.- TL’nin tahsil edildiği günden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Bilahare 15/11/2017 tarihli dilekçesi ile 10.000.- TL üzerinden açtıkları davayı 29.391,49 Euro olarak ıslah etmiş 10.000.- TL üzerinden yatırılan harç, yargılama sırasında tamamlanmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (BK 83. md) uyarınca konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacak ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

İş kazası nedeniyle tazminat davasında zamanaşımı on yıldır.

İş kazası nedeniyle tazminat davasında zamanaşımı on yıldır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/5616 K. 2020/1181 T. 27.2.2020

“İşverenin iş kazasında kaynaklanan sorumluluğunun sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğunu belirttikten sonra zamanaşımı kavramı ve başlangıcı üzerinde durulmalıdır.

İş kazası sonucu işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125-140.) maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. İlgili maddeler arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır.

Kanun koyucu hem mülga Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi hem de Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup, ancak aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımının süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş Kazası Nedeniyle Tazminat Davası

İş kazası, ülkemizde sıkça yaşanan bir olaydır. Yetersiz tedbirler, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmaması veya işçinin ihmali iş kazasına sebebiyet verebilir. İş kazasının neticesinde işçi sakat kalabilir veya ölebilir. Bu yazımızda iş kazası nedeniyle tazminat davası hakkında işçilerin haklarına değineceğiz.

İş Kazası Nedir?

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 3’te, iş kazasının tanımı yapılmıştır. Buna göre iş kazası, işyerinde veya işle ilgili olarak işçinin ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olaydır.

Hangi Haller İş Kazası Sayılır?

İşçinin ölümüne veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın iş kazası sayılmasının birtakım hukuki sonuçları vardır. İşçinin, iş kazasından kaynaklı alacak haklarını ileri sürebilmesi için öncelikle yaşanan olayın iş kazası olduğunun tespiti zorunludur.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13’te hangi hallerin iş kazası sayıldığı açıklanmıştır. Buna göre;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.

Yukarıda sayılan hallerde işçinin iş kazasına uğradığı kabul edilir.

İşyeri Dışında Yapılan Kaza İş Kazası Sayılır Mı?

İşçinin ölümüne sebebiyet veren veya vücut bütünlüğüne zarar veren olayın işyeri dışında gerçekleşmiş olması halinde, yaşanan olay iş kazası sayılır. Diğer bir ifadeyle, iş kazasının işyerinde yaşanması zorunlu değildir.

Örneğin işçinin servisle işe giderken kaza yapması veya işverenin işçiyi işyeri dışında bir yere gönderdiği esnada kaza yapması durumlarında, yaşanan olay iş kazası kabul edilir.

İşçinin Dikkatsizliği Sonucu İş Kazasının Tazminata Etkisi

İşveren, iş sağlığı ve güvenliği konusunda gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. İşçinin bu tedbirlere rağmen özensiz veya dikkatsiz davranması nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işçinin tazminat hakkı azalabilir veya ortadan kalkabilir.

İşçinin ağır kusuru nedeniyle iş kazasının yaşanması halinde, işveren tazminat sorumluluğundan kurtulabilir.

İş Kazasında Kusurun Önemi

İş kazalarında kusur, işçi lehine hükmedilecek tazminat miktarlarının tespitinde önem arz eder. İşverenin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, buna karşın işçinin de gereken özeni gösterip göstermediği kusur tespitinde incelenir.

Tarafların kusur tespiti neticesinde işçinin kusurlu bulunması halinde, iş kazasından kaynaklanan tazminat hakkı kısmen veya tamamen son bulabilir.

İş kazalarından sonra kusur tespitine ilişkin delillerin yok olması nedeniyle, işçinin iş kazasından kaynaklanan tazminat haklarının zedelenmesi mümkündür. Bu nedenle iş kazası yaşanmasından hemen sonra iş kazasıyla ilgili tazminat haklarında konusunda uzman avukata danışmak gerekir. Aksi halde işçinin lehine olabilecek delillerin işveren tarafından ortadan kaldırılması ve varsa iş sağlığı ve güvenliğine aykırı uygulamaların giderilmesi mümkün olabilir.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Yaralanması Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde yaralanması halinde, işçi, uğradığı bedensel zararlara karşılık işverenden maddi tazminat talep edebilir.

İş kazası nedeniyle talep edilebilecek zararlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 54’e göre belirlenir. Buna göre,

1) Tedavi giderleri.

2) Kazanç kaybı.

3) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4) Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle İşçinin Ölmesi Durumunda Maddi Tazminat

İşçinin iş kazası neticesinde ölmesi halinde işçinin mirasçıları veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler, kusurlu işverenden maddi tazminat isteyebilir.

İşçinin ölümü halinde işverenden istenebilecek zararlar, TBK m. 53’e göre şunlardır:

  1. Cenaze giderleri.
  2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat

İşçinin iş kazası yüzünden yaralanması veya ölmesi durumunda, işçi veya işçinin yakınları işverenden manevi tazminat talep edebilir. İş kazası nedeniyle yaşanan keder ve üzüntünün karşılığı, manevi tazminat ile giderilmiş olur.

İş kazası nedeniyle manevi tazminat davası, TBK m. 56 uyarınca açılabilir. TBK m. 56/1’e göre, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” denilmiştir.

İşçinin ağır yaralanması veya ölmesi halinde yakınlarının da manevi tazminat hakkı vardır. TBK m. 56/2’ye göre, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir” denilerek işçinin yakınlarına da bu hak tanınmıştır.

İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası yüzünden hayatını kaybeden işçinin hayatındayken destek verdiği kişiler tarafından işverenden talep edilebilecek bir tazminattır.

İşçinin ölümü üzerine, işçi hayattayken onun desteğiyle hayatlarına devam eden kimseler, bu destekten yoksun kalırlar. Bu kimseler, işçi hayattayken aldığı ücret, destekten faydalanan kişiye harcanan giderler ve sosyal durumlar çerçevesinde uygun bir destekten yoksun kalma tazminatı almaya hak kazanır.

Destekten yoksun kalma tazminatı istenebilmesi için, işçinin vefatının iş kazası neticesinde gerçekleşmiş olması, talep edecek kişilerin işçinin desteğini aldığını ispat edebilmesi ve muhtaç durumda olduğunu da kanıtlayabilmesi gerekir.

İş Kazasıyla İlgili Davalarda Zamanaşımı

TBK m. 146’ya göre, iş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında zamanaşımı, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

21. HD., E. 2019/5616 K. 2020/1181 T. 27.2.2020

“İş kazasına dayalı tazminat davalarında zamanaşımına tabi olan hak işçinin kaza nedeniyle uğradığı zararları karşılamak için tazminat davası açabilme hakkıdır. Bu hak ise iş kazasıyla birlikte doğmaktadır (Akın, L.: İş Kazasından Doğan Maddi Tazminat, Ankara 2001, s. 283). Bu durumda iş kazası hâlinde TBK’nın 149. (BK 125.) maddesinde belirtilen “on yıllık” zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi kural olarak iş kazasının meydana geldiği tarihtir.”

İş Kazasından Kaynaklı Tazminat Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İşçi veya yakınları tarafından açılan iş kazası nedeniyle tazminat davaları, işverenin adresinin bağlı bulunduğu veya kazanın gerçekleştiği yer mahkemelerinde açılır.

İş kazasından kaynaklı tazminat davalarında görevli mahkeme ise İş Mahkemesi’dir.

 

İş kazası nedeniyle tazminat davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Kapıcının işçilik alacaklarından kat malikleri eşit sorumludur.

Kapıcının işçilik alacaklarından kat malikleri eşit sorumludur.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/13459 K. 2015/22846 T. 1.7.2015

“Davacı vekili, davacının davalıların kat maliki oldukları … Apartmanında 15.09.2004 – 31.10.2010 tarihleri arasında apartman görevlisi olarak çalıştığını, davacının kiracı olarak gösterilip 15.09.2004 tarihinde çalışmaya başlamasına rağmen sigortasının 25.07.2007 tarihinde başlatıldığını, davacıya 10 ay için ücretlerinin ödendiğini, diğer ayların ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

(…)

Mahkemece davacının alacaklarından davalı kat maliklerinin müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmiştir. 

Kat Mülkiyeti Kanununun 20. maddesinin Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça: a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak; b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; katılmakla yükümlüdür. c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.” şeklinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu düzenleme dikkate alındığında davacının hüküm altına alınan alacaklarından davalı kat maliklerinin eşit olarak sorumlu olması gerektiği sabittir. Hal böyle olunca mahkemece bu gerekçe ile davacının alacaklarından davalı kat maliklerinin eşit olarak sorumluluğuna karar verilmesi gerekli iken müştereken ve müteselsilen sorumluluğa dair kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Faturaların ticari deftere kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine teşkil eder.

Faturaların ticari deftere kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine teşkil eder.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/6697 K. 2017/2272 T. 21.3.2017

“Dava, emlak komisyon alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalının alacak iddiasının dayanağı olan 18 adet faturanın davalının ticari defterlerine kayıtlı olduğu söz konusu faturaların kapalı olarak düzenlendiği belirtilmiştir. Davalı tarafından davacıya kesilen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması faturalardaki hizmetin davacı tarafından verildiğine karine teşkil eder. Faturaların kapalı olarak düzenlenmesi ise fatura bedellerinin ödendiğine karine oluşturur. Mahkemece fatura asıllarının ibrazı sağlanarak faturalardaki imzaların davacı veya çalışanına ait olup olmadığı, açık faturanın bulunup bulunmadığı hususlarında araştırma yapılarak alınacak uygun sonuç doğrultusunda karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.