Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Manevi tazminat talebi sonradan yükseltilemez.

Manevi tazminat talebi sonradan yükseltilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/10974 K. 2013/25237 T. 6.11.2013

“Davacı kadın; dava dilekçesinde 1.000 TL. maddi, 1.000 TL. manevi tazminat istemiş, 27.08.2012 tarihli dilekçe ile maddi tazminatı ve manevi tazminatı 50.000 TL’ye çıkarmıştır. Bu durum manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı olduğu gibi, maddi tazminata ilişkin başlangıçta kısmi talepte bulunulduğu açıklanmadığına göre maddi ve manevi tazminat hususunda ilk talep aşılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çek ile yapılan ödemelerde kur farkı istenemez.

Çek ile yapılan ödemelerde kur farkı istenemez.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2017/3234 K. 2019/1778 T. 19.3.2019

“Davacı vekili, taraflar arasında iplik alım satımına ilişkin ticari ilişki bulunduğunu, ticari ilişkiden kaynaklanan ödemelerin de ödeme tarihindeki dolar kuru üzerinden yapılacağının kararlaştırıldığını ve uygulamanın teamül haline geldiğini, davalı aleyhine kur farkı ve cari hesap alacağına ilişkin icra takibine geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında ham iplik alım satımına ilişkin ticari ilişki bulunduğu, taraflar arasındaki alım-satımda bedel olarak USD üzerinden faturalar düzenlendiği ve ödemelerin de bu şekilde yapıldığı, davacının 35.046,72-TL alacaklı olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından kur farkı faturası ve icra inkar tazminatı yönünden temyiz edilmiştir.

Dava, cari hesap ve kur farkı alacağından kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya içerisindeki bilirkişi raporu incelendiğinde kur farkına esas olan faturalara yönelik ödemelerin bir kısmının çek ile yapıldığı görülmektedir. Çek ile yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği Dairemizce istikrar kazanmış uygulamalardandır. Bu durumda mahkemece bilirkişiden ek rapor alınarak çek ile yapılan ödemeler düşüldükten sonra bakiye ödemeler yönünden kur farkı hesaplanarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

apartmanda açılabilecek iş yerleri

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı tüm kat malikleri tarafından imzalanıp herkesi bağlar. Apartman veya sitelerin yönetim ve işleyişi yönetim planıyla belirlenir.

Yönetim Planı Nedir?

Yönetim planı, apartman veya site gibi yerlerde toplu olarak yaşayan insanların ortak kurallarını belirlemek ve bu toplu yaşamın belirli bir düzen içerisinde devam etmesine sağlayabilmek amacıyla yapılan bir sözleşmedir.

Kat Mülkiyeti Kanunu 28. maddesinde, yönetim planının tanımı yapılmıştır. Buna göre, yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.

Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmündedir. Diğer bir ifadeyle yönetim planı bir apartmanın veya sitenin anayasası denilebilir.

Yönetim Planı Ne İşe Yarar?

Toplu yaşamın bulunduğu apartman ve sitelerde yaşanabilecek problemler ve bu problemlere karşı izlenecek yollar önceden düzenlenmiş olmalıdır. Böylece kat malikleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar önceden belirlenmiş adil olarak düzenlenmiş ve kat maliklerinin menfaatine uygun yönetim planı hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılır.

Yönetim planında genel olarak, sitenin veya apartmanın işleyişi, kullanım tarzı, yönetici ve denetçilerin hakları, kat maliklerin hak ve borçları ve apartmanın yahut sitenin işleyişine ilişkin diğer kurallar yer alır.

Yönetim Planı Zorunlu Mu?

Kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulurken yönetim planının tapuya sunulması gerekir. Bu nedenle toplu yaşamın kurallarını düzenleyen yönetim planının hazırlanması zorunludur.

Aksi takdirde kat malikleri veya arsa sahibinin kar irtifakı veya kat mülkiyeti kurabilmesi mümkün değildir. Tapu dairesi, yönetim planı olmayan yapılan başvuru hakkında ret kararı verecektir.

Ev Satın Alırken Yönetim Planı

Yeni bir ev alırken genellikle yönetim planı incelenmektedir. Halbuki yeni malik, ev satın aldığı site veya apartmandaki toplu yaşam kurallarına ilişkin yönetim planıyla bağlıdır. Yönetim planı kat malikine haklar tanıdığı gibi birtakım borçlar da tanımaktadır. Ayrıca birtakım yükümlülükler de yüklemektedir.

Genel itibariyle taşınmazda yapılacak tadilatlar, ödenecek aidatlar, yönetim ve apartman işleyişi, toplu yaşamaya ilişkin saat kuralları, otopark, bahçe ve benzeri hususların kullanımında yönetim planı düzenleme yapmıştır. Kat malikleri bu düzenlemelere uymak zorundadır.

Bu nedenle yeni bir ev alırken, kat malikinin hangi kurallara bağlı olacağını bilmesi önemlidir. Zira birtakım kurallar kat malikinin o evi almaktan beklediği faydayı sağlamayabilir.

Hukuki açıdan değerlendirme yapabilmek ve kat malikinin hak ve yükümlülüklerini doğru şekilde tespit edebilmek için ev satın almadan önce konusunda uzman bir avukattan görüş almak faydalı olacaktır.

Yönetim Planı Nasıl Hazırlanır?

Toplu yaşamın sürdürülebilmesi için hazırlanan yönetim planı, kat maliklerinin menfaatine düzenlenmelidir. Zira yönetim planının asıl amacı, sitede veya apartmanda yaşayan kişilerin hayatını kolaylaştırmaktır.

Yönetim planı düzenlenirken, hükümlerinin açık ve anlaşılabilir olması oldukça önemlidir. Farklı anlamlara gelebilecek, muğlak olan veya karıştırılması mümkün olan hükümlerin yönetim planında yer almamasına dikkat edilmelidir.

Şüphesiz ki yönetim planı, Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı nitelikte hükümler teşkil etmemelidir.

Site veya apartmanın kendine özgü koşulları, yönetim planında buna uygun düzenlemeler yapılmasını gerektirebilir. Bu nedenle şablon yönetim planı kullanılması, ileride uyuşmazlık çıkmasına sebep olabilir. Her site veya apartmanın koşullarına uygun şekilde yönetim planı düzenlemesi şarttır.

Yönetim Planında Hüküm Yoksa Ne Yapılır?

Yönetim planı hazırlanırken eksik veya hatalı düzenlemeler yapılması halinde bazı uyuşmazlıklar yönetim planı çerçevesinde çözülmeyebilir. Yahut mevcut uyuşmazlık önceden beklenmeyecek bir uyuşmazlık olabilir. Bu tür durumlarda, yönetim planında hüküm yoksa ne yapılacağı sıkça sorulmaktadır.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 28’de, yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, ana gayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıkların Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve genel hükümlere göre karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

Yönetim Planı Nasıl Değiştirilir?

Bazı durumlarda yönetim planının değiştirilmesi gerekebilir. Yönetim plânının değiştirilebilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kanun’daki 4/5 çoğunluk emredici nitelikte olup değiştirilemez.

Örneğin 100 kat malikinin bulunduğu bir apartmanda yönetim plânının değiştirilebilmesi için en az 80 malikin yönetim planının değiştirilmesi yönünde oy kullanması gerekir.

Belirtelim ki yönetim planının değiştirilmesi için aranan çoğunluk toplantıya katılan maliklerin değil tüm maliklerin beşte dördüdür. Buradan çıkan sonuç, tüm kat malikleri tarafından imzalanan yönetim planını, daha sonra kat maliklerinin beşte dördü çoğunlukla değiştirilebilmektedir.

Yönetim Planı Nasıl İptal Edilir?

Yasaya ve emredici kurallara aykırı bir hüküm yönetim planında yer almışsa yönetim planının İptal edilmesi mümkündür. Bu tür durumlarda kat maliki, diğer kat malikleri ile aykırı bir yönetim planı hükmünün iptali konusunda anlaşamazsa bu hükme karşı hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 33’te, hâkimin müdahalesi düzenlenmiştir. Hâkimin müdahalesi istemiyle açılan davada, yönetim planı incelenerek bu hükmün aykırılığının tespit edilmesi halinde İptal edilebilmesi mümkündür.

Öte yandan yasaya açıkça aykırı olan bir hükmün batıl olması da mümkündür. Bu durumda mahkeme tarafından yönetim planındaki hükmün batıl olduğu tespit edilir.

Kanuna veya emredici kuralları açıkça aykırı olmayan yönetim planı hükmünün ise mahkeme tarafından iptali mümkün olmadığından, bu hükmün kat malikleri tarafından beşte dört çoğunluk ile değiştirilmesi gerekir.

Yönetim Planı Bağlayıcı Mıdır?

Toplu yaşamın kuralları önceden yönetim planıyla belirlenmektedir. Kat malikleri, kat mülkiyeti kurulurken imzalamış oldukları yönetim planıyla bağlıdır.

Site ve apartman yönetim planı ve bu yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler, bütün kat maliklerini ve onların külli ve cüzi haleflerini bağlar. Genellikle, “mirasçılar yönetim planıyla bağlı mıdır”, “yeni malik yönetim planıyla bağlı mıdır”, “kiracı yönetim planıyla bağlı mıdır” veya “taşınmazı yeni satın alan yönetim planıyla bağlı mıdır” şeklinde sorular sorulmaktadır.

Bu konuda kanun koyucu, toplu yaşam kurallarının bağlayıcılığı sebebiyle kat maliki sıfatının değişmesi halinde yönetim planının bağlayıcı olduğunu düzenlemiştir. Örneğin, kat malikinin vefat etmesi halinde bunun mirasçıları yahut taşınmazı satın alan yeni malik yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetici ve denetçiler yönetim planında yer alan hükümlerle bağlıdır. Aynı zamanda apartman ve sitenin işleyişiyle ilgili olduğundan, kiracı yönetim planıyla bağlıdır.

Yönetim Planı Ne Zaman Düzenlenir?

Apartman veya sitelerde kat mülkiyeti kurulurken talep edilen belgelerden birisi de yönetim planıdır. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 12. maddesinde, “Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı” kat mülkiyeti için gerekli belgeler arasında sayılmıştır.

Kat Mülkiyeti Kanunu madde 14’e göre, kat irtifakının kurulması sırasında arsa sahibinin veya tüm maliklerin imzalamış olduğu yönetim planının tapu dairesine verilmesi gerekir. Öte yandan kat irtifakının kurulduğu sırada yönetim planı tapu dairesine verilmiş ise kat mülkiyetine geçildiği sırada yeniden yönetim planının sunulması aranmaz.

Uygulamada yaşanan tereddüt nedeniyle, kat malikleri “ne zamana kadar yönetim planının hazırlanması gerekir” sorusunun cevabını merak etmektedir. Yukarıdaki hükümlere göre kat irtifakı kurulmadan önce yönetim planı konusunda kat maliklerince mutabık kalınması gerekir. Tapuya yönetim planının sunulması kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulması sırasında aranan belgelerden olduğundan, ihtilaf yaşanmaması için kat maliklerinin bu konuda önceden anlaşmış olması gerekir.

Yönetim Planıyla İlgili Davalar Hangi Mahkemede Açılır?

Yönetim planı taşınmazın aynıyla ilgili davalardan olduğundan yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesindedir.

Görevli mahkeme ise sulh hukuk mahkemesidir.

Yönetim planı nereden temin edilir?

Kat irtifakı yahut kat mülkiyetinin kurulduğu sırada yönetim planının tapuya verilmesi gerekir. Tapu kayıtları, ilgilisine her zaman açıktır. Bu nedenle kat malikleri tapu sicillerini inceleyebilecektir.

Yönetim planını temin etmek isteyen kat maliki ilgili sıfatına sahip olduğundan, taşınmazın bağlı bulunduğu tapuya başvurarak yönetim planının kendisine gösterilmesini isteyebilir.

Apartman veya sitenin en önemli metni olan yönetim planı, uzmanlık gerektiren ve taşınmazla ilgili oldukça önemli sorumluluklar yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle yönetim planının hazırlanması ve değiştirilmesinin avukat tarafından hazırlanması faydalı olur.

Yönetim planı hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

KULLANILMAYAN YILLIK İZİNLER YANAR MI Alfa Avukatlık 01

Kullanılmayan Yıllık İzin Yanar Mı?

Yıllık izin ücreti, belirli çalışma sürelerini doldurmuş olan işçiye tanınan anayasal bir dinlenme hakkıdır. İşçi yıllık izin kullanma hakkından vazgeçemez. Yıllık iznin hangi tarihlerde kullanılacağı konusunda işverenin takdir yetkisi varsa da bu işçinin yıllık izin kullanma hakkını ortadan kaldırmaz.

Ülkemizde işçilerin yıllık iznini kullanmadan çalıştıkları görülmektedir. Bu tür durumlarda, kullanılmayan yıllık izinlerin akıbeti sorulmaktadır. İşçiler, kullanılmayan yıllık izin yanar mı sorusunun cevabını merak etmektedir.

Yıllık İzin Ücretine Hak Kazanılması

4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde çalışan işçilerden, kıdeminde bir yılı doldurması üzerine yıllık ücretli izin kullanma hakkına sahip olurlar. Bu takdirde işçi, yıllık ücretli izne ayrılmak isteyebilir.

Yıllık ücretli izne hak kazanılması ve kullanılması hakkında, “Yıllık Ücretli İzin Hakkı” isimli yazımızı okuyabilirsiniz.

Kullanılmayan Yıllık İzin Yanar Mı?

İşçinin yıllık izin hakkı bulunsa da işverenlerin bu hakkı işçiye kullandırmadıkları görülmektedir. İşverene karşı zayıf konumda olan işçi, yıllık izin hakkını kullanmayı talep etse dahi işveren buna rıza göstermeyebilir.

Bu tür durumlarda, işçiler yıllık izinlerinin yanacağını düşünerek işten ayrılmadan önce toplu olarak yıllık izinlerini kullanmaktadır. Halbuki kullanılmayan yıllık izinler ücrete dönüşmektedir. Dolayısıyla işçinin yıllık iznini kullanmaması halinde bunun ücretini talep edebilmesi mümkündür. Diğer bir ifadeyle kullanılmayan yıllık izinler yanmaz.

Kullanılmayan Yıllık İzinlerin Ücrete Dönüşmesi

İş akdi çerçevesinde işçinin kanuni hakkı olan yıllık ücretli iznin kullandırılmaması durumunda bu hak iş sözleşmesinin sonunda ücrete dönüşür. Diğer bir ifadeyle, işçi yıllık iznini kullanmazsa işin sonlanmasıyla birlikte bunun karşılığı ücreti alabilir.

İşveren, işçiye yıllık izin ücretlerini ödediğini ispatlamakla yükümlüdür. Bu konuda ispat külfeti işverene bırakıldığına göre, yıllık izin kullanmayan işçilerin yıllık izin ücretlerini dava edebilmesi mümkündür.

İş sözleşmesinin sona ermesi durumunda yıllık izin ücreti, İş Kanunu m. 59’da düzenlenmiştir. Buna göre; “İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.”

Kullanılmayan Yıllık İzin Ücretinin Zamanaşımı

Kullanılmayan yıllık izin ücretleri zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı süresi iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten itibaren beş yıldır. Dolayısıyla kullanılmayan yıllık izinler ücrete dönüşse de işçinin bu alacaklarını zamanaşımı süresi içerisinde talep etmesi gerekir. Aksi halde işveren iş sözleşmesinin feshinden itibaren beş yıl geçtikten sonra işçinin yıllık izin ücretlerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürebilir.

Devlet Memurlarında Kullanılmayan Yıllık İzin

Devlet memurları, 657 sayılı Devler Memurları Kanunu’na tabidir.

657 sayılı Kanun’un 103. maddesinde, yıllık izinlerin kullanışı şu şekilde düzenlenmiştir: “Yıllık izinler, amirin uygun bulacağı zamanlarda, toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Birbirini izliyen iki yılın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir önceki yıl hariç, önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer”.

Kullanılmayan yıllık izin ücretleriyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yıllık Ücretli İzin Alfa Avukatlık 01

Yıllık Ücretli İzin Hakkı

Yıllık ücretli izin hakkı, işçi lehine öngörülen bir haktır. Dinlenme hakkı çerçevesinde işverenin işçiye yıllık izin kullandırması gerekir. Ancak yıllık ücreti izin zaman zaman işçi ve işveren arasında  problem yaşanmasına neden olmaktadır. Bu yazımızda işçi ve işverenin yıllık ücretli izin konusundaki haklarını inceleyeceğiz.

Yıllık Ücretli İzin Hakkı Nedir?

Anayasal bir hak olarak dinlenme hakkı çerçevesinde, yıllık ücretli izin kavramı, işçiye tanınan ve emredici nitelikte olan, işçinin çalışma süreleri doğrultusunda belirli süreler ile kullanılan bir haktır. Yıllık izin ücretinde, işçinin ücretinden herhangi bir kesinti yapılmaz.

İşçinin yıllık izin ücreti hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı olan ve başkasına devredilemeyen ve kullanmaktan vazgeçilemeyen bir haktır.

Yıllık ücretli izin kavramı içerisinde iki unsur barındırır. Buna göre işçi bir yandan serbestçe vakit geçirerek dinlenebilmeli diğer yandan bu süreç boyunca işçinin ücreti ödenmeye devam etmelidir. Dolayısıyla yıllık izin süresince işçiye ücreti ödenmek zorundadır.

4857 sayılı İş Kanunu’na göre Yıllık Ücretli İzin Hakkı

Yıllık ücretli izin, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İş Kanunu m. 53/1’e göre, “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir” denilmektedir.

Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, “Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez” denilerek bunun mutlak hak olduğu belirtilmiştir (İş Kanunu m. 53/2).

Yıllık Ücretli İzin Süreleri?

İşçi olarak çalışanlar tarafından “yıllık iznim kaç gün” sorusu sıklıkla sorulmaktadır. İş Kanunu m. 53/4’te yıllık ücretli izin süreleri düzenlenmiştir. Buna göre normal işçileri için,

“İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;

  1. a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden,
  2. b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden,
  3. c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden,

Az olamaz.”

Yıllık izin süreleri iş sözleşmesiyle veya toplu iş sözleşmesiyle uzatılabilir. Ancak işçi aleyhine kısaltılamaz.

Yazımız sonunda yıllık ücretli izin süresine dair tablodan, izin süresini hesaplayabilirsiniz.

Yıllık İzne Ne Zaman Hak Kazanacağım?

Yıllık ücreti izin hakkının doğması için işçinin aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl boyunca çalışmış olması gerekir.

İşverenin birden fazla işyerinin bulunması halinde, işçinin bir yıllık çalışma süresinin hesabında bu sürenin tamamı dikkate alınır. İş Kanunu m. 54/1’te bu husus, “Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır. Şu kadar ki, bir işverenin bu Kanun kapsamına giren işyerinde çalışmakta olan işçilerin aynı işverenin işyerlerinde bu Kanun kapsamına girmeksizin geçirmiş bulundukları süreler de hesaba katılır” şeklinde düzenlenmiştir.

Yıllık Ücretli İzin Bakımından Çalışılmış Gibi Sayılan Haller

En az bir yıl boyunca çalışma süresinin hesabında başlıca şu haller dikkate alınır:

  • İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günler,
  • Kadın işçilerin doğumdan önce ve sonra çalıştırılmadıkları günler,
  • İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler,
  • Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın onbeş günü (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla),
  • İş Kanunu m. 66’da sözü geçen zamanlar,
  • Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri,
  • İşveren tarafından verilen diğer izinler ile İş Kanunu m. 65’teki kısa çalışma süreleri,
  • İş Kanunu’nun uygulanması sonucu olarak işçiye verilmiş bulunan yıllık ücretli izin süresi.

Yıllık ücretli izin hakkının hesabında yukarıda belirtilen süreler işçi çalışmış gibi sayılarak çalışma süresinin belirlenmesinde dikkate alınır (İş Kanunu m. 55).

İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.

Yıllık Ücretli İzin Bölünebilir Mi?

Uygulamada işverenler tarafından işçinin yıllık izin hakkı parça parça kullandırılabilmektedir. Ancak İş Kanunu m. 56/1’e göre, yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Yıllık izin, işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur.

Bu nedenle yıllık iznin bölünerek kullandırılması hatalı bir uygulama olup kanuni düzenlemelere aykırıdır.

Yıllık Ücretli İzin Nasıl Talep Edilir?

İşçinin yıllık izin isteyebilmesi için öncelikle yıllık ücretli izin şartlarının oluşması gerekir. Bu takdirde işçi yıllık izin isteyebilir.

Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 7. maddesine göre, işçi hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene yazılı olarak bildirir.

Yıllık Ücretli İzin Ne Zaman Kullandırılabilir?

İşçinin yıllık iznini kullanması için kullanmak istediği tarihten en az bir ay öncesinde bu isteğini işverene bildirmesi gerekir. İşveren tarafından uygun görülmesi halinde işçinin istediği günlerde işçi yıllık iznini kullanır.

Öte yandan işveren, işçinin hangi tarihlerde yıllık izne çıkacağı konusunda işçinin bildirdiği sürelerle bağlı değildir. Diğer bir ifadeyle yıllık izin, işverenin yönetim hakkı çerçevesinde kullandırılan bir izindir.

9. HD., E. 2016/1371 K. 2019/10340 T. 8.5.2019

“Yıllık ücretli izin alacağının Anayasa dinlenme hakkı olmakla birlikte işverenin yönetim hakkı kapsamında kullandırılan bir izin türüdür. Dairemiz uygulamasında işverenin yönetim hakkı kapsamında olan çok uzun süre sebepsiz kullandırılmaması halinde yıllık ücretli izin kullandırılmaması açısından haklı fesih kabul edilmektedir.

Somut uyuşmazlıkta; davacı işçinin kıdemine göre hak ettiği izin süresi toplam 148 gün olup kullandırılan izin süresi 98 gündür. Davacının işe başladığı 2002 yılından itibaren ve özellikle 2005 yılından itibaren izinlerin tamamına yakını kullandırılmıştır. Bu durum karşısında izin kullanmamada işverenin yönetim hakkının kötüye kullandığının söz edilmeyeceğinden davacının yıllık ücretli izninin bir kısmını kullanmamasının haklı feshi nedeni oluşturmayacağı, işyerinden ayrıldıktan 2 gün sonra zabıt katipliği görevine başlamış olması da dikkate alınarak kıdem tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Dolayısıyla işveren, işin durumu ve işçilerin durumunu gözeterek, yıllık izne çıkacak olan işçinin tarihlerini belirleyebilir. İşverenin bu konuda yönetim hakkı çerçevesinde takdir yetkisi vardır. İşçi yıllık izne çıkacağı tarihi kendisi belirleyemez.

İşçinin kullanmadığı yıllık izinlerin ne olacağı da oldukça gündemde bir sorudur. Bu konuyla ilgili “Kullanılmayan Yıllık İzinler Yanar Mı?” isimli yazımızı inceleyebilirsiniz.

Yıllık İzne Çıkmadan Önce İşçiye Ücret Ödenir Mi?

İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.

İşveren, İş Kanunu m. 57’ye göre bu ücreti peşin olarak vermelidir. Zira yıllık izin ücretinin amacı, işçinin dinlenme sürecinde çalışmayarak tatil yapabilmesi, gerekli motivasyonu sağlayabilmesidir. İşçinin ücret alamadığı için yıllık izin süresince çalışmak zorunda kalması, yıllık iznin düzenlenmesiyle bağdaşmamaktadır.

Yıllık Ücretli İzin Nasıl Hesaplanır?

Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti, kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır.

Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır.

Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir.

Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir.

Yıllık İznin Kullandırılmaması Halinde İşçi İş Sözleşmesini Feshedebilir Mi?

Belirttiğimiz üzere, işverenin yıllık izin kullandırma da bir takdir yetkisi vardır. Ancak işveren yönetim hakkına dayalı bu belirlemede iyi niyetli olarak davranmalı, işçiler arasındaki eşitlik ilkesine dikkat etmelidir. İşveren, şüphesiz ki iş düzenini koruyarak hareket etmek zorundadır.

Yargıtay, yıllık ücretli izinlerin çok uzun süre kullandırılmaması ve talebe rağmen haksız bir nedenle kullandırılmaması halinde işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceğini içtihat etmiştir.

9. HD., E. 2017/15409 K. 2020/4242 T. 11.3.2020

“Yıllık ücretli izin kullandırılmamasının haklı fesih sebebi sayılabilmesi için, yıllık ücretli izinlerin çok uzun süre kullandırılmaması ve talebe rağmen haksız bir nedenle kullandırılmaması gereklidir.”

Yıllık Ücretli İzin Tablosu

İşçinin yıllık ücretli izin sürelerinin belirlenmesi için aşağıda hazırladığımız tablodan faydalanabilirsiniz.

İŞÇİNİN KIDEMİ YILLIK İZİN SÜRESİ
 

 

Normal İşçi

 

 

1 – 5 yıl arası

5 – 15 yıl arası

15 yıl ve üzeri

14 gün

20 gün

26 gün

Yeraltı İşçileri 0 – 5 yıl arası

5 – 15 yıl arası

15 yıl ve üzeri

18 gün

24 gün

30 gün

 

18 yaşından küçük ve 50 yaşından büyük işçiler

 

 

Kıdem süresine bakılmaz.

 

En az 20 gün

 

Yıllık ücretli izin hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Alfa Avukatlık 01

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası

Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine aykırı şekilde düzenlenen arsa payları, bu arsa payı üzerinde mülkiyet sahibi olan kişilerin menfaatlerini zedeleyebilmektedir. Zira arsa payı, mülkiyet hakkı sahibine birtakım haklar tanımaktadır. Bu nedenle hatalı olarak düzenlenen arsa payının düzeltilmesi için arsa payının düzeltilmesi davası açılmaktadır.

Arsa Payı Ne Demektir?

Arsa payının 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nda tanımı yapılmıştır. Buna göre arsa payı, arsanın Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yazılı esasa göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarına denir.

Kat mülkiyetine yahut kat irtifakına konu edilen bir yapıdaki bağımsız bölümlerden her biri için özgülenen mülkiyet payı arsa payı olarak adlandırılabilir. Ancak gerçekte paylara ayrılan şey arsanın kendisi değil bağımsız bölümler üzerindeki mülkiyettedir.

Arsa Payı Nasıl Belirlenir?

Arsa payının belirlenmesinde, bağımsız bölümün konumu, bulunduğu kat, kullanım alanı, konut veya iş yeri gibi kullanma amacı, cephesi, manzarası, güneş veya rüzgâr gibi çevresel etkenler, ısınma ve aydınlatma sistemleri, mimari ve fiziksel özellikleri ve eklentiler gibi unsurlar dikkate alınır.

Örneğin aynı katta, aynı ölçüde, aynı mimari yapıda ve aynı kalitede olan 2 bağımsız bölümden birisinin deniz manzarasına sahip olması onun arsa payının daha yüksek olmasına sebep olabilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nda 2007 tarihinde yapılan değişiklikten sonra arsa paylarının belirlenmesi, inşaat projesini hazırlayan mimar, mühendis ve konusunda uzman kişilerce yapılmaktadır. Böylece arsa payının tespiti teknik verilere göre belirlenmektedir.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası

Arsa payının düzeltilmesi davasının açılabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir. Bu nedenle dava açmadan önce dava şartlarının oluşup oluşmadığının tespit edilmesi önemlidir. Arsa payının düzeltilmesi davası niteliği gereği bir tespit davasıdır.

Arsa payının düzeltilmesi davasıyla birlikte, bağımsız bölüm için tespit edilen arsa payı yapılacak yargılama neticesinde yeniden hesaplanmakta yahut doğruluğu kontrol edilmektedir. Eğer ki arsa payının değerinin bağımsız bölümün özellikleriyle örtüşmediği ve arsa payının daha yüksek olması gerektiği tespit edilirse, mahkemece arsa payının düzeltilmesine karar verilmektedir.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası İçin Aranan Şartlar

Bağımsız bölüm üzerinde mülkiyet sahibi olan kişi tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılabilmesi için öncelikle davacının korunmaya değer güncel hukuki yararının bulunması gerekir. Ayrıca davacı dava açmakta iyi niyetli olmalıdır.

Dava açılabilmesi için bağımsız bölüm için öngörülen arsa payı oranının hatalı olarak düzenlenmiş yahut hiç düzenlenmemiş olması gerekir. Aksi halde davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilir.

Kanun koyucu, ana taşınmazda boş arsa payı bırakılmayacağını düzenlemiştir. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 5’te, “Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz” denilerek buna işaret edilmiştir. Dolayısıyla boşta arsa payının bırakılmış olması halinde arsa payının düzeltilmesi davası açılabilir.

Keza taşınmazdaki ortak yerler için veya eklentiler için arsa payı öngörülmüş ise arsa payının düzeltilmesi davası açılabilecektir. Zira arsa payı ancak bağımsız bölümler için özgülenebilir. Dolayısıyla arsa payları düzenlenirken yanlışlıkla ortak yerlere veya eklentilere arsa payı verilmiş ise hukuki yararı bulunan her bir mülkiyet sahibi arsa payının düzeltilmesini isteyebilecektir.

Açıkladığımız üzere arsa payı kat mülkiyeti yahut kat irtifakı kurulmuş yapılar hakkında düzenlenmektedir. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davası açılabilmesi için, taşınmazın kat mülkiyeti veya kat irtifakı niteliğini devam ettiriyor olması gerekir. Örneğin ana taşınmazın yıkılmış olması halinde, kat mülkiyeti yahut kat irtifakı sona erecektir. Dolayısıyla yıkılan bir taşınmaz hakkında arsa payının düzeltilmesi davası açılamaz.

Kat mülkiyeti kanununa göre, arsa payının tespitinde ana taşınmazın maliki yahut tüm paydaşları tarafından imzalanan ve içeriği mimar veya mühendisler tarafından düzenlenip belediye tarafından onaylanan proje esas alınır. Diğer bir ifadeyle bağımsız bölümlerin nitelikleri belediyece onaylı proje üzerinden tespit edilir ve buna göre arsa payının tespiti yapılır. Bu nedenle paydaşların tümü tarafından imzalanarak kabul edilen ve belediyece onaylanan projenin bulunması halinde, bağımsız bölüm malikinin arsa payının düzeltilmesi davasını açabilmesi mümkün değildir. Zira bağımsız bölüm maliki, daha önce hazırlanmış olan projeyi kendi rızasıyla onaylamış ve imzalamıştır.

Bağımsız Bölümde Sonradan Yapılan Değişiklikler

Bağımsız bölümlerde, ortak alanlarda veya ana taşınmazın yapısında sonradan yapılan değişiklikler arsa payının düzeltilmesi davasında dikkate alınmaz. Diğer bir ifadeyle ana taşınmazda arsa payları düzenlendikten sonra bağımsız bölümlerde tadilat yapılmış olması yahut mimari değişiklik yapılmış olması, bağımsız bölümün değerini arttırmış olsa bile buna dayanarak arsa payının düzeltilmesi istenemez.

Nitekim bu konuda Kat Mülkiyeti Kanunu m. 3/2’de, “Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez” denilmektedir.

Sonuç olarak, bağımsız bölümlerde tadilat yapılması nedeniyle bağımsız bölümün değeri artsa bile sonrada yapılan bu değişiklikleri için arsa payı oranının arttırılması için dava açılamaz.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 3/2’de, “Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir” denilmektedir.

Bu hükme göre arsa payının düzeltilmesi davası kat maliki veya kat irtifakı sahibi tarafından açılabilir. Bu kişilerin vefat etmesi halinde ise mirasçılarının dava açma hakkı bulunmaktadır.

Bağımsız bölümü sonradan satın alan kişiler de dava hakkı vardır. Yani yeni malik arsa payının düzeltilmesi davası açabilir.

Kanunda sayılan bu kişiler dışındaki kişilerin, örneğin kiracının arsa payının düzeltilmesi davası açma hakkı yoktur.

Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

Arsa payının düzeltilmesi davasında, davanın kabulüne karar verilmesi durumunda arsa payları yeniden hesaplanır. Bu durumda diğer arsa payı sahiplerinin arsa paylarının değişmesi muhtemeldir.

Bu sebeple arsa payının düzeltilmesi davası, davacı dışındaki diğer tüm bağımsız bölüm sahiplerine karşı açılmalıdır. Zira dava neticesinde verilecek karar diğer bağımsız bölüm sahiplerinin arsa paylarını değiştirebilecek, dolayısıyla bağımsız bölüm sahibinin menfaati bundan etkilenecektir.

Yargıtay da arsa payının düzeltilmesi davalarında diğer tüm bağımsız bölüm maliklerinin davalı olarak gösterilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

20. HD., E. 2017/5442 K. 2019/1190 T. 20.2.2019

“Dava; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 3. maddesi kapsamında, anataşınmazın bağımsız bölümlerine ait arsa paylarının değerlerine göre yeniden belirlenerek tapuya tescil edilmesi istemine ilişkindir.

Davanın niteliği gereği yargılamanın sonunda verilecek karar, dava konusu anataşınmazdaki tüm bağımsız bölümlerin tapuda kayıtlı maliklerinin hukukunu da yakından ilgilendirdiğinden, hükmün infazının sağlanabilmesi açısından usul ekonomisi ilkesi gözetilerek, dava konusu anataşınmazın bağımsız bölümlerinin tamamını gösterir son tapu kayıtları celbedilip, bağımsız bölüm maliklerinin davaya dahil edilmesi ve sonrasında tarafların tamamının iddia ve delilleri doğrultusunda oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, izah edildiği şekilde eksik ve yetersiz inceleme ile yukarıda anılan kanuni gereklilikler de dikkate alınmaksızın hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme, Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre sulh hukuk mahkemesidir. Nitekim Kat Mülkiyeti Kanunu ek madde 1’de, “Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir” denilmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12 gereğince, “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir” denilmiştir. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davasında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesidir.

Arsa payının düzeltilmesi davası her zaman açılabilir mi?

Bağımsız bölüm maliklerinden her biri güncel hukuki menfaatlerinin olduğunu ispatlamak şartıyla arsa payının düzeltilmesini her zaman isteyebilirler. Dolayısıyla arsa payının düzeltilmesi davasında herhangi bir zaman aşımı yahut hak düşürücü süre yoktur.

Bununla birlikte ana taşınmazın yıkılması yahut yok olması halinde kat mülkiyeti veya kat irtifakı son bulacağından, bu durumda arsa payının düzeltilmesi davası açılamaz.

Kentsel Dönüşümlerde Arsa Payının Önemi

Ülkemizde kentsel dönüşüm süreci oldukça hızlanmıştır. Yaşanan depremler nedeniyle vatandaşlar kentsel dönüşüme girerek binalarını yenilemek istemektedirler. Arsa payı, kentsel dönüşüm süreçlerinde bağımsız bölüm maliklerine birtakım haklar tanımaktadır.

Kentsel dönüşüm 6306 sayılı Kanun’da yer alan hükümlere göre yürütülmektedir. Kentsel dönüşüm kararının verilmesinde arsa payı temel ölçüttür. Zira kanun koyucu, kentsel dönüşüm kararında aranan üçte iki çoğunluk arsa payı esasına göre belirlenmektedir. Bu nedenle bağımsız bölüm sahiplerinin oy hakları bakımından arsa payının doğru tespit edilmesi oldukça önemlidir.

Keza kentsel dönüşüm sürecinde kentsel dönüşüm kararına katılmayan maliklerin bağımsız bölümlerinin satılması gündeme gelebilmektedir. Bu tür durumlarda açık arttırma usulüyle yapılan satışlarda bedelin ödenmesi bakımından arsa payı dikkate alınacaktır.

Diğer yandan kentsel dönüşüm neticesinde bina yıkılacağı için, daha sonrasında arsa payının düzeltilmesine ilişkin dava açılamaz. Dolayısıyla kentsel dönüşüm sürecine girmeden önce, bağımsız bölümlerin esasını etkileyecek derecede hata barındırıyorsa arsa payının düzeltilmesi davasının açılması faydalı olabilir. Kentsel dönüşüm süreci bittikten sonra dava açılamayacağından, haklarının zedelenmemesi adına sürecin avukat tarafından yürütülmesi önemlidir.

Arsa payının düzeltilmesi davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Tahliye Taahhüdüne Nasıl İtiraz Etmeli Alfa Avukatlık 01

Tahliye Taahhüdüne Nasıl İtiraz Etmeli

Ev sahipleri, kira sözleşmesi yapılırken kiracıya boş olarak tahliye taahhüdü imzalatmaktadır. Kiracıyı evden çıkartmak istediklerinde ise tahliye taahhüdünü icra takibine koyarak taşınmazın tahliyesini sağlamaktadır. Kiracı, başlatılan icra takibine karşı itiraz ederek takibi durdurabilir. Kiracının icra takibiyle kendisine gönderilen tahliye emrine karşı itiraz edebileceği başlıca itiraz sebepleri vardır. Bu yazımızda “kiracı tahliye taahhüdüne nasıl itiraz etmeli” sorusunun yanıtını arayacağız.

Tahliye Taahhüdü Ne Demektir?

Tahliye taahhüdü, kira sözleşmesinin imzalandığı esnada kiraya veren ev sahibi tarafından genellikle kira sözleşmesiyle beraber boş olarak imzalatılan bir taahhüt metnidir. Kiracı, tahliye taahhüdünde yazılı olan tarihte kiralanan taşınmazı boşaltmayı taahhüt etmektedir.

Tahliye taahhüdü çoğu zaman üst kısmı boş olarak imzalanmakta, ev sahibi daha sonra kendi menfaatine uygun şekilde tahliye taahhüdünü doldurup icraya koymaktadır.

Tahliye Taahhüdüne Dayalı İcra Takibi

Kiraya veren ev sahibi, tahliye taahhüdüne dayanarak kiralanan taşınmazın tahliye edilmesi için icra takibine başvurabilir. Burada ev sahibi, kiracının taşınmazı tahliye etmeyi taahhüt ettiği metne göre kira sözleşmesinin süresinin bitmesi sebebine dayanarak icra takibine başvurmaktadır.

Süre bitimi nedeniyle icra takibi olarak bilinen İcra ve İflas Kanunu m. 272’de düzenlenen icra takip yolu, uygulamada 14 örnek takip yolu olarak adlandırılmaktadır. Bu yol, kiracının tahliye edilebileceği en hızlı yollardan biridir.

Kiraya veren kiracının taşınmazı boşaltmayı taahhüt ettiği tarihten itibaren bir ay içerisinde icra takibine başvurmalı yahut dava açmalıdır. Aksi halde kiraya verenin süre bitimi nedeniyle tahliye isteme hakkı ortadan kalkar. Nitekim İİK m. 272’de, “Mukavelename ile kiralanan bir taşınmazın müddeti bittikten bir ay içinde mukavelenin icra dairesine ibrazı ile tahliyesi istenebilir” şeklinde bir aylık süre hüküm altına alınmıştır

Buradaki takip yolu ilamsız icra takibi olarak adlandırılmaktadır. Yani ev sahibinin icra takibine dayanak gösterdiği belge bir mahkeme kararına (yani ilama) yahut mahkeme kararı yerine geçecek bir belge niteliğine sahip değildir. Bu nedenle kiracı, kendisine gönderilen tahliye emrine itiraz ederek icra takibini durdurabilir.

Tahliye Taahhüdüne Dayalı İcra Takibinde Tahliye Emrine İtiraz

Kiraya veren ev sahibi tarafından tahliye taahhüdüne dayalı olarak icra takibine başvurulması üzerine kiracıya tahliye emri gönderilir. Tahliye emrinde kiracının tahliye taahhüdüne istinaden başlatılan icra takibine karşı 7 gün içerisinde itiraz edebileceği ve 15 gün içerisinde taşınmazı boşaltması gerektiği yazılır (İİK m. 272).

Kiracı kendisine gönderilen tahliye emrine itiraz etmediği takdirde ve 15 günlük süre içerisinde taşınmazı boşaltması halinde icra dairesi aracılığıyla taşınmazdan zorla çıkartılır. Bu nedenle kiracının tahliye taahhüdüne dayanarak başlatılan icra takibinde tahliye emrine itiraz etmesi oldukça önemlidir. Zira bu halde ev sahibinin tahliye kararı almak için dava açması zorunlu olmayıp itiraz edilmeyen icra takibinde 15 günlük süre dolması üzerine kiracı derhal evden çıkartılabilir (İİK m. 273).

Tahliye emrine karşı itiraz icra dairesine yapılır. Borçlu kiracı tahliye emrine itirazında itiraz sebeplerini göstererek 7 günlük süre içerisinde itiraz etmelidir. Kiracının itirazı üzerine icra takibi durur (İİK m. 274/2).

Tahliye Emrine Karşı Hangi Sebeplerle İtiraz Edilebilir?

Kiracı, kendisine gönderilen tahliye emrine karşı imzaya itiraz edebileceği gibi kira sözleşmesinin yenilendiğine yahut kira sözleşmesinin uzatıldığına dair itiraz edebilir (İİK m. 272/3).

İmzaya itiraz kira sözleşmesine itiraz olabileceği gibi sadece tahliye taahhüdüne de itiraz edilebilir. Yani kiracı, takibin dayanağı olarak gösterilen kira sözleşmesini kabul etmekle beraber tahliye taahhüdü altındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürebilir.

Belirttiğimiz üzere kira sözleşmesinin yenilenmesi veya uzatılması tahliye emrine karşı bir itiraz sebebidir. Örneğin kiracı tahliye taahhüdü düzenlendikten sonra ev sahibiyle yeni bir kira sözleşmesi imzalandığını yahut tahliye taahhüdüne rağmen ev sahibinin taşınmazın boşaltılması için kendisine yeniden süre verildiğini ileri sürerek ödeme emrine itiraz edebilir.

Tahliye Taahhüdü Altındaki İmzaya İtiraz

Kiracı kendisine gönderilen tahliye emrinde yazılı tahliye taahhüdü altındaki imzayı inkâr edebilir. Kiracı eğer ki imzaya itiraz edecekse bunu ayrıca ve açıkça yapmalıdır. Tahliye emrine genel olarak “itiraz ediyorum” demek usulen imzaya itiraz sayılmaz. Bu durumda kiracı imzaya itiraz etmemiş sayılır ve tahliye taahhüdü altındaki imza kiracıya ait kabul edilir.

Benzer şekilde kiracı kira sözleşmesi altındaki imzaya da itiraz edebilir. Yani takip dayanağı gösterilen kira sözleşmesinin ev sahibi ile aralarındaki kira sözleşmesi olmadığını, kira sözleşmesi altındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek itiraz edebilir. Burada da kiracı imzaya itiraza ilişkin usullere uymak zorundadır.

Tahliye Taahhüdünün Sonradan Doldurulduğu İtirazı

Yargıtay, kira sözleşmesinin imzalandığı tarihle aynı tarihte imzalanan tahliye taahhüdünü geçersiz saymaktadır. Bunun sebebi kiracının kira sözleşmesinin imzalandığı esnada özgür iradesiyle tahliye taahhüdünü imzalamadığı, diğer bir ifadeyle baskı altında tahliye taahhüdünü imzalamak zorunda kaldığı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kira sözleşmesinin düzenlendiği tarih ile tahliye taahhüdünün düzenlendiği tarih aynı ise tahliye taahhüdü geçersiz kabul edilir.

Tahliye taahhüdünün geçersiz sayılmaması için kira sözleşmesiyle birlikte imzalanan tahliye taahhüdünün alt kısmı sadece kiracı tarafından imzalanmakta, ancak tahliye tarihi, taahhüt tarihi, kiralananın adresi, kiracı ve ev sahibinin adı ve soyadı kısımları boş bırakılmaktadır. Ev sahibi daha sonra tahliye talebini kullanmak istediğinde boş kalan kısımları doldurarak tahliye taahhüdünü kullanmaktadır.

Tahliye Taahhüdünün Sonradan Doldurulduğunu İspat Külfeti

Kiracı tahliye taahhüdünün boş olarak imzalanıp sonradan doldurulduğunu ileri sürerek itiraz etmiş ise bunu ispat külfeti altındadır. Yargıtay yerleşik içtihatlarında, boş kâğıda imza atan kişinin bunun sonuçlarına katlanacağını ifade etmektedir.

Bu nedenle tahliye taahhüdünün boş olarak imzalanıp üzerinin sonradan doldurularak kullanılması mümkündür. Ev sahibi, tahliye taahhüdünü geçersiz kılmak için, tahliye taahhüdünün imza tarihini kira sözleşmesinin imza tarihinden daha ileriki bir tarih olarak doldurmaktadır.

Kiracı, tahliye taahhüdünün kira sözleşmesi ile aynı gün düzenlendiğini yazılı olarak ispat edemediği takdirde, kiraya veren ev sahibi tarafından sunulan tahliye taahhüdü geçerli kabul edilir.

6. HD., E. 2005/874 K. 2006/121 T. 05.06.2006

“Öte yandan davacı tahliye taahhüdünün altındaki imzaya da karşı çıkmamış ve boş olarak verdiğini savunmuştur. Kiralananda otururken verilen tahliye taahhüdü geçerlidir. İmza edilerek verilen tahliye taahhüdünün sonradan doldurulması geçerliliğine halel getirmez. Zira boş kağıda imza atan kişinin onun sonucuna katlanmasını gerektirir.

Kiracı Tahliye Emrine İtiraz Etti, Şimdi Ne Olacak?

Kiracının tahliye emrine itiraz etmesi üzerine tahliye taahhüdüne dayanarak başlatılan icra takibi durur. Bu durumda kiraya veren ev sahibi, takibin devamını sağlamak ve kiracıyı tahliye edebilmek için dava açarak kiracının itirazını hükümsüz hale getirmelidir.

Ev sahibi, kiracının itiraz sebeplerine göre icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasını isteyebileceği gibi genel mahkemelerde yani sulh hukuk mahkemesinde itirazın iptali davasıyla icra takibinin devamını sağlayabilir. Böylece kiraya veren ev sahibi, kiracının tahliye emrine itiraz etmesine karşılık mahkeme kararıyla kiracıyı taşınmazdan tahliye edebilir.

İmza Tarihine İtiraz Edilmesi Halinde Görevli Mahkeme

Tahliye taahhüdüne ilişkin icra takiplerinde, borçlu kiracının tahliye emrine itiraz etmesi üzerine alacaklı, icra mahkemesine başvurarak taşınmazın tahliyesini isteyebilir. İcra mahkemeleri, genel mahkemelere göre daha seri yargılama yapan ve uyuşmazlığı hızlı şekilde sonuçlandıran mahkemelerdir. Bu nedenle kiraya verenin icra mahkemesinde dava açması daha avantajlıdır.

Ancak kiraya veren ev sahibinin icra mahkemesine başvurabilmesi için, birtakım koşulların sağlanmış olması gerekir. Kiraya veren alacakların elinde kanunda sayılan belgelerin bulunması gerekir. Bu belgeler İİK m. 275’te sayılmıştır.

Kiracının tahliye taahhüdü altındaki imza tarihine itiraz etmesi yani sonradan doldurulduğunu iddia etmesi halinde, kiraya veren ev sahibi, kiracının bu itirazını kanunda sayılan belgelerle ispatlamak zorundadır. Aksi halde ev sahibi kiraya veren icra mahkemesine başvurursa dava reddedilir.

8. HD., E. 2017/4596 K. 2018/1655 T. 6.2.2018

“Davalı süresi içinde icra müdürlüğüne yaptığı itirazında, tahliye taahhütnamesi altındaki imzayı kabul ederek, tanzim tarihi ve tahliye tarihi doldurulmadan imza edilip alacaklıya verildiğini bu nedenle taahhüdün geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.

Bu nitelikteki itiraz tahliye taahhüdünün “tarihine” itiraz niteliğindedir. 04/12/1957 tarih 11/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve İ.İ.K 275. maddesine göre tahliye talebi noterlikçe resen tanzim veya ” tarih ” ve imzası tasdik edilmiş yahut ikrar olunmuş bir mukaveleye müstenit olup da kiracı, kiranın yenilendiğine veya uzatıldığına dair aynı kuvvet ve mahiyette bir vesika gösteremezse itiraz kaldırılır. Aksi takdirde itirazın kaldırılması talebi reddolunur. İtirazın kaldırılması üzerine tahliye ve teslim icra edildikten veya kaldırılma talebi reddolunduktan sonra kiracının veya kiralayanın genel hükümlere göre mahkemeye müracaat hakları bulunmaktadır.

Alacaklı, noterlikçe resen tanzim edilmiş veya ” tarih ” ve imzası tasdik edilmiş yahut ikrar olunmuş bir belgeye dayanmadıkça, tahliye taahhüdündeki imza ve tahliye tarihine itiraz edilmesi halinde icra mahkemesinden kiralananın tahliyesi istenemez.”

Sonuç olarak, kiracının tahliye taahhüdünün sonradan doldurulduğunu ileri sürerek itiraz etmesi halinde kiraya veren ev sahibi icra mahkemesine başvuramaz. Genel mahkemelerde, yani sulh hukuk mahkemesinde dava açarak itirazın iptalini istemelidir.

Kiracı Tahliye Taahhüdüne Nasıl İtiraz Etmeli?

Yukarıda değindiğimiz üzere, kiracının tahliye emrine karşı çeşitli itiraz sebepleri ileri sürebilir. Ancak bazen kiracının itirazını haklı gösterecek belgeler gerekir. Aksi halde kiraya veren kiracıyı kolaylıkla evden çıkartabilir.

Bu nedenle kiracının tahliye taahhüdüne istinaden başlatılan icra takibinde kendisine gönderilen tahliye emrine karşı sunacağı itiraz sebepler oldukça önemlidir. Kiracı, bazı itiraz sebepleriyle ev sahibinin iddialarını boşa çıkarıp tahliye olmanın önüne geçebilir. Bu itiraz sebepleri oldukça teknik ve hukuki yardım gerektirir. Kiracının basit bir ihmali veya yanlış şekilde itiraz etmesi halinde, kiracı hem taşınmazı hemen boşaltmak hem de dava masrafları ödemek zorunda kalabilir.

Kiracının tahliye emrine nasıl itiraz etmesi gerektiği konusunda daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

Tahliye Taahhüdü Var Kiracı Çıkmıyor

Günümüzde kiracıları koruyucu yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Ev sahipleri ise kira sözleşmesi imzalanırken kiracının imzalandığı tahliye taahhüdü sayesinde kiracıyı tahliye etmeye çalışmaktadır. Ancak tahliye taahhüdü nedeniyle kiracıyı tahliye edebilmek hukuki süreç gerektirmektedir. Ev sahibi, “tahliye taahhüdü var kiracı çıkmıyor” diyerek kiracıyı tahliyenin yollarını aramaktadır.

Tahliye Taahhüdü Nedir?

Genellikle kira sözleşmesinin imzalandığı anda düzenlenen tahliye taahhüdü, kiracıya boş olarak imzalatılan ve kiracının taşınmazı belirli bir tarihte boşaltılmayı taahhüt edildiği bir metindir.

Tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için birtakım şartları taşıması gerekir. Aksi halde geçersiz bir tahliye taahhüdü ev sahibine tahliye imkânı vermez. Geçerli olmayan bir tahliye taahhüdüne dayanarak dava açılması halinde, kiracının tahliyesi mümkün olmayacağı gibi ev sahibi dava masraflarını cebinden ödemek zorunda kalabilir.

Ev sahibi, kiracının evden çıkmaması halinde tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlatabilir veya dava açabilir. Bu sayede tahliye taahhüdüne dayanarak kiracı evden çıkartılabilir.

Tahliye Taahhüdü Var Ancak Kiracı Evden Çıkmıyor

Kiraya veren ev sahipleri, “tahliye taahhüdü var kiracı evden çıkmıyor” diyerek kiracıyı tahliye etmenin yollarını aramaktadır.

Tahliye taahhüdü, kiracıyı evden çıkartabilmek için en kolay yol olarak ifade edilebilir. Çünkü kiraya veren ev sahibi sadece tahliye taahhüdü sayesinde başka bir sebep göstermeksizin evin boşaltılmasını isteyebilir. Bunun için icra takibi başlatması veya dava açması gerekir.

Tahliye Taahhüdü Varsa Kiracı Hemen Evden Çıkartılır Mı?

Tahliye taahhüdü imzalanmış olması, kiracının hemen evden çıkartılması için yeterli değildir. Çünkü tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatılması veya tahliye taahhüdüne istinaden dava açılması halinde izlenmesi gereken hukuki prosedürler vardır.

Tahliye Taahhüdüne Dayalı İcra Takibi Başlatılması

İcra ve İflas Kanunu m. 272’de, süre bitimi nedeniyle tahliyeye ilişkin icra takip yolu düzenlenmiştir. İİK m. 272/1’e göre, “Mukavelename ile kiralanan bir taşınmazın müddeti bittikten bir ay içinde mukavelenin icra dairesine ibrazı ile tahliyesi istenebilir” denilmektedir.

Kiraya veren ev sahibi, tahliye taahhüdünde yazan tahliye tarihinden itibaren bir ay içerisinde icra takibi başlatarak taşınmazın tahliyesini istemelidir. Uygulamada 14 örnek takip yolu olarak bilinen bu takip yolunda, tahliye taahhüdü icra dairesine verilerek kiracının tahliyesi sağlanır.

Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi, oldukça teknik ve karmaşık bir takip yoludur. Profesyonel bir avukattan destek almadan kiracıya icra takibi başlatmak tahliye sürecinin uzamasına neden olabileceği gibi hatalı başvuru yapılması tahliye taahhüdünü geçersiz hale getirebilir.

Ev Sahibi Tahliye Taahhüdünü İcraya Koydu, Şimdi Ne Yapacağım?

Kiracıların en çok sordukları sorulardan biri, “ev sahibi tahliye taahhüdünü icraya koydu, evi boşaltmak zorunda mıyım?” olmaktadır. Bu soruya iki farklı ihtimale göre cevap vermek gerekir.

Tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatılması üzerine kiracıya tahliye emri gönderilir. Tahliye emrinde kiracının 7 günlük süre içerisinde tahliye emrine itiraz edebileceği ve 15 günlük süre içerisinde taşınmazı boşaltması gerektiği ihtar edilir.

Kiracı 7 günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmezse, 15 günlük süre dolduktan sonra taşınmazı boşaltmak zorundadır. Aksi halde icra memurları aracılığıyla kiracı evden zorla çıkartılır. Kiracının tahliye emrine itiraz ederken avukattan destek alması faydalıdır. Çünkü usulüne uygun şekilde itiraz yapılmaması halinde itiraz geçersiz sayılacağından ev sahibi derhal evi boşaltılmasını isteyebilir.

Kiracıya gönderilen tahliye emrine karşı 7 günlük süre içerisinde kiracının tahliye emrine itiraz etmesi halinde kira veren ev sahibi itirazı geçersiz kılmak amacıyla dava açmak zorundadır. Aksi halde itiraz mahkeme aracılığıyla ortadan kaldırılmadıkça kiracının taşınmazdan tahliyesi mümkün değildir. Bu nedenle tahliyeye engel olmak isteyen kiracının icra dairesine itiraz etmesi gerekir.

Kiracının itirazı, tahliye sürecini uzatmak için önemlidir. Kiracının tahliye emrine karşı hangi sebeplerle itiraz edebileceği hakkındaki yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Tahliye Taahhüdü Nedeniyle Tahliye Davası Ne Kadar Sürer?

Ülkemizde yargıya intikal eden uyuşmazlıkların sayısı epey artmıştır. Artan iş yükü nedeniyle davalar epey uzun sürmektedir. Bu nedenle tahliye davasının ne kadar süreceği konusunda kesin bir bilgi verebilmek mümkün değildir.

Ancak tahliye davasının hızlı sonuçlanması için hukuki prosedürlerin doğru şekilde yönetilmesi ve dava dosyasının düzenli takip edilmesi gerekir. Aksi halde tahliye taahhüdüne dayalı açılan dava yıllar sonra sonuçlanabilir.

Tahliye Davasını Hızlandırmak Mümkün Mü?

Ev sahipleri kiracıları bir an önce evden çıkaracak yolları aramaktadır. Kira davalarında, “Tahliye taahhüdü var, kiracı evden çıkmıyor. Peki tahliye davası sürecini hızlandırmak mümkün mü?” denilmekte, ev sahipleri bu konuda “en iyi kira avukatı” şeklinde arayışa girmektedir.

Tahliye davasının hızlı şekilde sonuçlanması için dava dilekçesinin doğru hazırlanması ve dava süresinin doğru yönetilmesi önemlidir. Ülkemizde vatandaşlar kendi başına kira davası açabilir. Ancak kira davalarında profesyonel destek almak süreci hızlandıracaktır. Bu nedenle kira hukuku alanında uzman avukat tarafından davanın yürütülmesi oldukça önemlidir.

Tahliye taahhüdüne dayalı tahliye davalarıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Köpek Saldırısına Uğrayanın Tazminat Hakkı Alfa Avukatlık 01

Köpek Saldırısına Uğrayanın Tazminat Hakkı

Köpek Saldırısına Uğrayanın Tazminat Hakları Nelerdir?

Köpek saldırısı sonucu insanlar ciddi şekilde yaralanabilirler. Bu tür durumlarda köpek saldırısına uğrayan kişinin maddi ve manevi tazminat hakları doğabilir. Ayrıca köpek saldırısı nedeniyle köpeğin sahibi hakkında suç duyurusunda da bulunarak ceza davası açılması da istenebilir. Yazımızda köpek saldırısına uğrayan kişilerin tazminat haklarına değinilmiştir.

Köpek Saldırısı Yüzünden Köpek Sahibine Karşı Tazminat Davası Açılabilir Mi?

Köpek saldırısına uğrayan kişi, uğramış olduğu zararlara karşılık köpek sahibinden tazminat talebinde bulunabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 67. maddesinde, “Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür” denilmiştir. Buna göre köpek sahibi, köpeğin vermiş olduğu zararları karşılamak zorundadır.

Türk Borçlar Kanunu’nda hayvan bulunduranın sorumluluğuna ilişkin mevzuat hükümlerini buradan inceleyebilirsiniz.

Köpek Saldırısı Sonucu Köpek Sahibinden Hangi Zararlar İstenebilir?

Köpek saldırısı sonucunda kişi yaralanabilir ve tedavi görmek zorunda kalabilir. Hatta duruma göre ciddi saldırıya uğrayan kişinin ameliyat olması gerekebilir.

Bu durumda zarar gören, hayvan sahibinden tedavi ve hastane masraflarını, bakıcı ücretini ve ilaç bedellerini isteyebilir. Zarar gören, yaralanması nedeniyle çalışamadığı süreçte gelir kaybı yaşadığı ileri sürerek maddi tazminat talep edebilir. Ayrıca köpek saldırısı nedeniyle maluliyet tazminatı istenebilir.

Köpek Saldırısı Nedeniyle Sabit İz Kalması Halinde Manevi Tazminat

Köpek saldırısı yüzünden zarar görenin yüzünde sabit iz kalması veya görünür bir yerinde geçmeyen yara bulunması halinde, zarar gören manevi tazminat isteyebilir.

Sabit izin büyüklüğü, bulunduğu bölge, mağdurun yaşı ve sosyal hayatı, manevi tazminat miktarının tespitinde büyük önem taşır. Yaralanmanın büyüklüğüne ve sabit izin bulunduğu yere göre hayvan sahibi ciddi manevi tazminat ödemek zorunda kalabilir.

Köpek Saldırısına Uğrayan Kişi Estetik Masrafları Hayvan Sahibinden İsteyebilir Mi?

Köpek saldırısı neticesinde, zarar görenin ağır şekilde yaralanması mümkündür. Örneğin köpeğin yüzü ısırması, kulağı koparması, parmağı ısırması gibi durumlarda basit bir tıbbi müdahale ile mağdur iyileşemeyebilir.

Bu tür durumlarda zarar gören, eski görünümüne kavuşabilmek ve sağlıklı şekilde hayatına devam edebilmek için estetik yaptırmak zorunda kalabilir. Köpek tarafından ısırılan kişi, kalıcı izin giderilmesi için gereken estetik masraflarının tümünü köpek sahibinden isteyebilir.

3. HD., E. 2016/19378 K. 2018/5863 T. 28.5.2018

“Somut olayda; dosya içeriği ve toplanan deliller ile; davacıların oğlu …’in 03/04/2008 tarihinde sokakta oynadığı sırada davalıya ait köpeğin ısırması sonucu yaralandığının kabulü gerekir. Davacılar dava dilekçesinde davalıdan 2.000 TL maddi tazminat talep etmişler ve bu maddi tazminat taleplerini ise müşterek çocuğunun yaralanması nedeni ile yapmış oldukları hastane masrafları, ilaç ücretleri ve yüzde sabit iz kalması nedeni ile doğabilecek tedavi masrafları olarak açıklamışlardır.

Davacılar küçüğün yüzündeki yaralanma nedeniyle ileride doğabilecek tedavi (estetik ameliyat) giderlerinin davalıdan tahsilini talep etmişlerdir. İleride yapılması zorunlu olan estetik giderlerinin önceden istenmesi mümkündür.”

Köpek Saldırısı Durumlarında Hayvan Sahibinin Kusurlu Olması Gerekli Mi?

Türk Borçlar Kanunu madde 67’de düzenlenen hayvan bulunduranın sorumluluğu, kusursuz sorumluluk türünün bir halidir. Bu nedenle köpek ısırması veya köpek saldırması halinde hayvan sahibinin kusurlu olması gerekmez. Hayvan sahibi, kusursuz dahi olsa zarar gören kişiye tazminat ödemek zorundadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, köpek ısırmasından kaynaklanan tazminatın kusursuz sorumluluk haline dayandığına hükmetmiştir.

3. HD., E. 2017/13265 K. 2019/4609 T. 16.5.2019

“Somut olayda, davalının evinin bahçesinde bulunan köpek ile yine bakım ve gözetimini yaptığı komşusunun köpeğinin saldırması sonucu, davacının kaçarken düşüp yaralandığı sabittir.

Davalı yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereğince kusursuz sorumlu olup, davacının davalının bahçesinde bulunması, davalının sorumluluğunun niteliği itibariyle başlı başına illiyet bağını kesecek boyutta-nitelikte bir hareket olarak kabul edilemez.”

Köpek Saldırısına Uğrayan Kişinin Köpeği Kışkırtması 

Zarar görenin köpeğin saldırmasından önce köpeği kışkırtması, tazminat sorumluluğunu azaltan sebeplerden biridir. Köpek saldırmadan önce zarar gören köpeğe şiddet uygulamışsa, köpeği sinirlendirecek veya köpeği tahrik edecek davranışlarda bulunmuşsa tazminat hakları son bulabilir.

3. HD., E. 2019/4263 K. 2019/9309 T. 26.11.2019

“Somut olayda; taraflara ait köpeklerin, serbest alan içerisine bırakıldığı sırada davalı tarafa ait… isimli köpeğin, davacıya ait köpeğe cinsel dürtülerle saldırması veya onunla oynaması sebebiyle, davacının müdahalesi sonrası davalının köpeği tarafından ısırılmak suretiyle yaralandığı sabittir.

Yine dosyada mevcut davacı tanığı veteriner hekimin, davalıya ait… isimli köpeği bebekliğinden beri tanıdığını, bebekliğinde uysal bir köpek olmasına rağmen son zamanlarda sertleştiği yönünde davalıya uyarılarının olduğuna dair beyanı mevcuttur.

Bu durumda, her ne kadar davalıya ait köpek, davacının müdahalesi nedeniyle korkuya bağlı tepkisel olarak sinirlenip davacıyı ısırmış ise de, davalının da köpeğine, iyi eğitim vererek, kilosunu, saldırganlık durumunu, mevsimsel etkileri göz önünde bulundurarak, yeterli güce sahip (gerektiğinde müdahalede bulunabilecek güce ve yaşa) bir vekil-yardımcı marifetiyle sitenin ortak kullanım alanına tahsis edilmiş yere göndermesi gerekir iken, bu durumlara dikkat etmeden hareket eden davalının da bu bağlamda munzam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.”

Köpek saldırısına uğrayanın tazminat haklarıyla ilgili daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

üst araması alfa avukatlık

Alışveriş Merkezine (AVM) Girerken Üst Araması Yapılabilir mi?

Alışveriş Merkezlerine Girerken Üst Araması Yapılabilir Mi?

Günlük yaşantımızda alışveriş merkezleri, birçok farklı mağazanın ve işletmenin buluşma noktasıdır. Türkiyede’de ortak buluşma noktası olarak sıkça tercih edilen AVM’ler zaman zaman hukuki sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Günümüzde sıkça sorulan bir soru olan “Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi?” sorusunun hukuki durumunu ve sınırlamalarını açıklayacağız.

Alışveriş Merkezleri ve Güvenlik

Alışveriş merkezleri, birçok müşterinin giriş-çıkış yaptığı ve kalabalık mekanlardır. Bu nedenle, güvenlik önlemleri alışveriş merkezlerinde büyük önem taşır. Alışveriş merkezlerinin güvenliğini sağlamak ve hırsızlık gibi olayları önlemek adına, bazı işletmeler ve güvenlik görevlileri, müşterilerin ve ziyaretçilerin üstünü arama uygulamalarına başvurabilir. Ancak, bu tür uygulamalar, kişisel haklar ve mahremiyet konularında bazı soru işaretleri doğurabilir. Bu sebeple, çoğu AVM’de üst arama uygulaması yerine X-Ray cihazı kullanımı tercih edilmektedir.

Üst Arama Uygulamalarının Amacı

Alışveriş merkezine girerken yapılan üst arama uygulamalarının temel amacı, hırsızlık, terör saldırıları veya alışveriş merkezlerine getirilmesi yasak olan tehlikeli maddelerin engellenmesi gibi güvenlik konularında önlem almaktır. Bu tür uygulamalar, alışveriş merkezi işletmelerinin güvenlik politikalarının bir parçası olabilir. Bu sayede, alışveriş merkezi içerisinde güvenli bir ortam sağlanması ve müşterilerin güvenli bir şekilde alışveriş yapması ve vakit geçirmesi hedeflenir.

Üst Arama ve Kişisel Haklar

Üst araması, kolluk tarafından önleme araması veya adli arama olarak iki farklı şekilde icra edilebilir. Kamu görevlisi olan kolluk personelleri haricinde özel güvenlik görevlilerinin üst araması yapma hakkı bulunmamaktadır. Ancak özel güvenlik görevlileri duyarlı kapıdan ve X-ray cihazından geçirme, dedektörle arama gibi önleyici aramanın yanı sıra mevzuatla verilmiş diğer görevleri yapabilir.

Üst Arama Yöntemleri ve Sınırlamalar

Üst araması konusu kişisel haklar ve mahremiyet konularında bazı hassasiyetleri de beraberinde getirir. Kişisel haklar, anayasa ve diğer kanunlar tarafından koruma altına alınmıştır ve her bireyin bu haklara sahip olduğu kabul edilir. Üst arama uygulamalarının bu hakları ihlal edebilecek bir durum olarak algılanmaması önemlidir.

5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un “Özel güvenlik görevlilerinin yetkileri” başlıklı 7. maddesi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin “Özel güvenlik görevlilerinin kontrol yetkileri” başlıklı 21. maddesinde, özel güvenlik görevlilerinin yetkileri tanımlanmıştır.

Özel güvenlik görevlilerinin; koruma ve güvenliğini sağladıkları alanlara girmek isteyenleri duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyalarını X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme ve görev alanında haklarında yakalama emri veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve mevzuatla tanımlanmış diğer yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.

Özel güvenlik görevlilerinin genel kolluk görevlileri gibi üst arama yetkisi bulunmamaktadır. Ancak genel kolluğun olmadığı yerlerde görev yaparken güvenlik sistem ve cihazları ile önleyici amaçlı kontroller yapabilmektedirler.

Alışveriş merkezlerinde yapılan üst arama uygulamaları da yukarıda belirtildiği gibi gerçekleştirilmeli, güvenlik görevlileri tarafından üst arama işlemi kolluk görevlilerin gerçekleştirdiği gibi değil, teknik cihazlarla gerçekleştirilmelidir. Güvenlik görevlilerinin elle kaba üst araması yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Ancak, kişisel hakların sınırları ve istisnaları da vardır. Kamu düzeni ve güvenliği, başkalarının haklarını koruma, suç önleme ve soruşturma gibi nedenlerle bazı durumlarda kişisel haklar kısmen veya geçici olarak sınırlandırılabilir. Bu nedenle, alışveriş merkezlerinde üst araması gibi uygulamalar, meşru amaçlarla sınırlı, kanun ve yönetmelikle uygun ve orantılı şekilde gerçekleştirilmelidir.

Ayrıca, üst araması yapacak kişilerin cinsiyet, yaş, etnik köken veya fiziksel özelliklere göre ayrımcılık yapmaması ve tüm müşterilere eşit şekilde davranması önemlidir. Özellikle belirtilmesi gereken husus ise, erkek müşterilere erkek güvenlik görevlileri, kadın müşterilere ise kadın güvenlik görevlileri tarafından arama yapılmalıdır. Üst araması, müşterilerin onurunu incitecek veya aşağılayacak şekilde yapılmamalıdır.

Hukuki Sorumluluklar ve Sınırlamalar

Üst araması sırasında, işletme ve güvenlik görevlileri, müşterilerin mal ve eşyalarına zarar vermemek ve müşteri güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Eğer üst araması sırasında müşterinin kişisel eşyalarına zarar verilirse veya müşteriye zarar gelirse, işletme ve güvenlik görevlileri verdikleri zararlardan sorumludurlar. Burada güvenlik görevlisi ile işletmenin müteselsil sorumluluğundan söz edilebilir.

Bu nedenle, alışveriş merkezlerinde üst araması uygulamaları gerçekleştirilecekse, işletmelerin ve güvenlik görevlilerinin uygun eğitimler almış olması ve hukuki sorumlulukları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Ayrıca, işletmelerin müşteri bilgilerini gizli tutma ve kişisel verilerin korunması konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak özel kanunlarda üst araması yapılamayacak kişiler ve yerler hakkındaki düzenlemeler haricinde, AVM ve benzeri toplu yaşam ve organizasyon alanlarına girerken güvenlik görevlileri tarafından teknik aletler kullanılarak (duyarlı kapıdan ve X-ray cihazından geçirme, dedektörle arama gibi) arama yapılabilmektedir. Ancak güvenlik görevlilerinin elle kaba üst arama yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetki kanunla yalnızca kolluk birimlerine tanımlanmıştır.

Yukarıdaki açıklamalarımızla son zamanlarda sıkça sorulan Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi? sorusunu cevaplandırmaya çalıştık. Alışveriş merkezine girerken üst araması, güvenlik önlemi olarak uygulanabilen bir işlemdir. Ancak, üst arama uygulamalarının kişisel haklar ve mahremiyet konularında hassasiyet gerektiren bir uygulama olduğu unutulmamalıdır. Üst araması uygulamalarının, hukuki çerçevede ve meşru amaçlarla sınırlı ve orantılı şekilde gerçekleştirilmesi önemlidir. Müşterilerin güvenliği ve kişisel haklarının korunması, alışveriş merkezlerinin öncelikleri arasında yer almalıdır.

“Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi?” hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine “Üst Araması” hakkında Mevzuat sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Ancak alanında uzman bir ceza avukatından destek almanız tavsiye edilir.