Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Tebligatın mavi zarfla yapılmasının aranması aşırı şekilcilik olur.

Tebligatın mavi zarfla yapılmasının aranması aşırı şekilcilik olur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2019/6004 K. 2019/8960 T. 23.5.2019

“Somut olayda; ipotek borçlusu K2’a çıkartılan satış ilanı tebligatının 16.4.2018 günü, muhatabın adresten ayrıldığından bahisle iade edildiği, borçlunun mernis adresine, “adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek, bu adrese Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılacağına dair “meşruhat” bulunan tebligatın 04.5.2018’de tebliğ edildiği, tebligat zarfının ise beyaz renkli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, şikayete konu tebligatta, kanun ve yönetmeliğe uygun olacak şekilde, tebliğin, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yapılacağına ilişkin usulüne uygun meşruhat bulunduğu nazara alındığında tebliğin usule uygun yapıldığı anlaşılmaktadır.

Tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranmasının ise, aşırı şekilcilik olduğunun, icra dairelerinde mavi renkli zarf bulunmaması halinde, beyaz renkli zarfa usulüne uygun şekilde söz konusu şerhin yazılması halinde, salt zarfın beyaz renkli olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılamayacağının kabulü gerekir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Çocuğun babanın yanında yaşaması halinde, babanın nafaka ödemesi gerekmez.

Çocuğun babanın yanında yaşaması halinde, babanın nafaka ödemesi gerekmez.

12. Hukuk Dairesi, E. 2018/4960 K. 2019/591 T. 21.1.2019

“Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) 2012/32 Esas-2012/13 Karar sayılı boşanma ilamında lehine hükmedilen yoksulluk nafakası ve müşterek çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakasının tahsili amacıyla başlatılan ilamlı takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra alacaklı ile boşandıktan sonra müşterek çocuğun kendisinin yanında kaldığını, tüm ihtiyaçlarının kendisi tarafından karşılandığını, bu nedenle nafaka ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını belirterek icra emrinin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece davanın reddine karar verildiği görülmektedir.

Lehine nafakaya hükmedilen çocuk yönünden borçlunun nafaka ödemekle sorumlu tutulabilmesi için çocuğun alacaklı yanında bulunması gerekir. Borçlu bunun aksini ileri sürerek, velayeti alacaklıya bırakılan müşterek çocuğun boşandıktan sonra kendi yanında kaldığını iddia etmekte olup, bu iddiası her türlü delille ispatlanabilir. Buna göre, mahkemece, müşterek çocuğun boşandıktan sonra borçlu baba yanında kaldığına ilişkin iddianın borçlunun bildirdiği her türlü delil incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve dar yetkili icra mahkemesince tanık dinlenemeyeceği gerekçesi ile bu yöndeki itirazın da reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Uyuşturucu Ticareti – Uyuşturucu Madde Kullanma Arasındaki Fark

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Resmi belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

“Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

Belge ve Resmi Belge Kavramı

Olayları nakleden, içerdiği irade beyanları hukuken değer taşıyan ve belirli bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazıya belge denir.

Bir şeyin belge olabilmesi için; yazılı olması, hukuki bir değere sahip olması ve belirli bir kişi tarafından düzenlenmesi gerekir. Örneğin noter tarafından düzenlenen belgeler, duruşma tutanakları, polisin düzenlediği kaza tespit raporu, arama tutanağı gibi. Kanunun geçerlilik şartı olarak düzenlediği koşullar hariç olmak üzere, belgenin imzalanmış olması şart değildir.

Belgeler, resmi ve özel belgeler olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu görevlisinin görevi gereğince düzenlemiş olduğu belgelere resmi belgeler denir. Örnek olarak pasaport, sürücü belgesi, diploma verilebilir. Resmi belgenin ispat gücü özel belgelere göre daha yüksektir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları

TCK m. 204/1’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlisi olmayanlar iken, TCK m. 204/2’de düzenlenen sahtecilik suçunun faili kamu görevlileridir. Suçun mağduru herkes olabilir.

Bu suçun oluşması üç farklı şekilde gerçekleşebilir; resmi belgeyi sahte olarak düzenleyerek, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirerek ve sahte resmi belgenin kullanarak.

  • Gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi: bir resmi belgenin gerçekmiş gibi üretilip, taklit imza atılarak sahte oluşturulmasıdır. Ayrıca sahteciliğin aldatma kabiliyetinin bulunması gerekmektedir. Başka bir söylemle, sahte belgenin ilk bakışta dikkat çekmeyecek ve birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması gerekir.
  • Resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi: Resmi belge niteliği bulunan belgenin, ekleme yapmak veya belgedeki bir yazının, tarihin, imzanın silinmesi şeklinde gerçekleştirilebilir. Suçun oluşması için belgenin değiştirilmesi yeterlidir, ayrıca kullanılması gerekmez.
  • Sahte resmi belgenin kullanılması: Bir kimse sahte resmi belgeyi, belgenin sahte olduğunu bilerek kullanıyorsa bu suç gerçekleşecektir. Örneğin A kişisi B kişisinden sahte pasaport almış olsun. A, pasaportun sahte olduğunu bilerek kullanırsa belgenin kullanılması suretiyle suç işlenmiş olacaktır.

Resmi belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması durumunda, işlenen suç ile resmi belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı cezalara hükmolunacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ancak suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri

Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge üzerinde gerçekleşmesi halinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Kanun hükmü gereğince sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgeler üzerinde sahtecilik yapılması halinde faile verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu belgelere örnek olarak noterde düzenlenen vekaletname, imza beyannamesi, mahkeme ilamları, noterde düzenlenen satış sözleşmesi verilebilir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda İndirim Halleri

TCK m. 211’de resmi belgede sahtecilik suçunun ”bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmesi” durumunda suçun cezasının yarı oranında indirileceği düzenlenmiştir.

Failin bu indirimden yararlanılabilmesi için, eylemi gerçek bir olay veya durumun kanıtlanması, ya da hukuksal ilişkiden kaynaklanan alacağının ispatı amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir.

Örneğin noterlik tarafından düzenlenen bir belgeyi kaybeden kimsenin, belgeyi sanki noter düzenlemiş gibi tekrar meydana getirirse, verilecek ceza yarıya indirilecektir.

Resmi Belgeyi Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek Suçu

Bu suç TCK’nın 205. Maddesinde ayrı olarak düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre: “Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun işlenmesi için öncelikle gerçek bir resmi belgenin var olması gerekir. Sahte olan bir belgenin bozulması bu suçu oluşturmayacaktır.

Bu suç da resmi belgede sahtecilik suçu gibi üç seçimlik hareketle işlenebilir: resmi belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi suretiyle.

Suçun failinin kamu görevlisi olması halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bozulan, yok edilen veya gizlenen belgenin de kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması aranmaz.

Sağlık Görevlilerinin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi

TCK m. 210/2: “Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”

Burada dikkat edilmesi gereken husus, suçun oluşması için sağlık çalışanının kamu görevlisi olmaması gerekmektedir. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması durumunda ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde resmi belgede sahtecilik hükümlerine dayanılacaktır.

Resmi belgede sahtecilik suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Afganistan uyruklu göçmeni kaçak olduğunu bildiği halde çalıştıran işverenin eylemi göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/33116 K. 2022/20539 T. 24.10.2022

“Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09/06/2020 tarih, 2018/116 esas 2020/279 sayılı kararı uyarınca, yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giren, ikamet ya da çalışma izni olmayan, başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli olarak kalmak istediği anlaşılan Afganistan uyruklu göçmeni, kaçak olduklarını bildiği hâlde istihdam etmek ve bu şahsın ülke içerisinde bir yerden başka bir yere gitmelerine aracı olmak suretiyle göçmenlerin yasal olmayan yollardan ülkede kalmalarına imkân sağlaması, kayıt dışı olarak çalıştırdığı göçmen yönüyle sigorta ve vergi masrafları yükümlülüğünün bulunmaması, haksız bir şekilde işlerine son vermesi hâlinde kaçak işçilerin sınır dışı edilme korkusuyla haklarını arayamayacak olmaları ve bu sayede tazminat ödeme gibi yükümlülüklerden kurtulması gibi avantajlar sayesinde doğrudan ve dolaylı olarak menfaat elde ettiğinden, TCK’nın 79. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki göçmen kaçakçılığı suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu, sanığın bu eylemi aynı zamanda çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştırma kabahatine de uymakta ise de Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca yalnızca TCK’nın 79/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,”

 

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Zimmet Suçu ve Cezası alfa avukatlık

Zimmet Suçu ve Cezası

Kamu görevlileri, kendisine verilen veya gözetin altında bulundurduğu malı gözetmekle yükümlüdür. Zimmet suçu, kamu görevlisinin kendisine verilen maldan menfaat elde etmesi olarak tanımlanabilir. Kamu görevlisinin görevine aykırı şekilde bir maldan menfaat elde etmesi halinde zimmet suçunun koşulları oluşabilir.

Zimmet Suçu Nedir?

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine verilen veya gözetimi altında bulunan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi, başka bir değişle mal üzerinde görevine aykırı bir biçimde tasarrufta bulunması halinde oluşur. Bu makalede bu suçun detaylarını inceleyeceğiz.

Zimmet suçu Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.”

Zimmet Suçunun Cezası Nedir?

Kamu görevlisi tarafından zimmet suçunun işlenmesi halinde faile üç farklı ceza verilebilir. Suçun temel şekliyle işlenmesi halinde 5 ile 12 yıl arasında hapis cezası verilir. Suçun hileli davranışlarla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Kullanma zimmeti suçunda ise, mesela kamu görevlisi malı iki gün boyunca kullanıp sonra iade etmişse, ceza yarı oranında indirilir.

Zimmet Suçunun Faili Kimler Olabilir?

Zimmet suçunun faili yalnızca kamu görevlileri olabilir. Kamu görevlileri yalnızca devlet memurları değildir. TCK’nın 6/c maddesine göre kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici katılan kişi” demektir.

Zimmet Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda cezayı artıran nitelikli haller, suçun hileli davranışlarla işlenmesidir. Örneğin mudiinin kandırılarak boş bir kâğıda imza atması sağlanıp, sonrasında talimatı olmaksızın hesabından para çekilmesi gibi. Ayrıca belge içeriğinin değiştirilmesi, gerçek dışı belgelerin düzenlenmesi, belgelerin ve bilgisayar ortamındaki verilerin ortadan kaldırılması suretiyle de bu suçun nitelikli hali vuku bulabilir.

Zimmet Suçunda İndirim Yapılacak Haller Nelerdir?

Zimmet suçunda indirim yapılacak hallerden biri, suça konu malın bir süre kullanılıp sonrasında iade edilmesi halinde gerçekleşir. Burada önemli olan husus, failin malı iade etme niyetinin bulunmasıdır. Başka bir indirim sebebi ise malın değerinin azlığıdır. Bu durumda verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise, eğer etkin pişmanlık soruşturma başlamadan gösterilmişse cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde yarısı, hükmün verilmesinden önce gösterilmesinde ise üçte biri oranında indirim yapılır.

Kullanma Zimmeti Suçu ve Cezası

Kullanma zimmeti suçu, suça konu malın kullanılması sonrasında iade edilmesi şeklinde gerçekleşir. Suçun konusu malın kendisi değil, malın kullanımından elde edilen yarardır. Bu yarar bilirkişi tarafından hesaplanır.

Suça konu eylemin kullanma zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı, failin niyetine göre belirlenir. Başka bir değişle, kamu görevlisinin malı bir süre kullandıktan sonra iade etme niyeti olmalıdır.

Kullanma zimmeti suçunun cezası, suçun temel şekline verilecek cezada yarı oranında indirim yapılarak belirlenir.

Denetim Görevini İhmal Suretiyle Zimmet Suçu ve Cezası

TCK’nın 251. maddesi uyarınca, “zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek, zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Örneğin banka müdürü, çalışanın zimmetine para geçirdiğini görmesine rağmen bir müdahalede bulunmuyorsa, kendisi de zimmet suçunu işlemiş olur. Ancak kamu görevlisinin kastı olmayıp ihmali varsa, fail üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?

Zimmet suçunda etkin pişmanlık uygulanması mümkündür. Etkin pişmanlık hali cezanın indirime gidilmesini gerektiren hallerdendir. Zimmete geçirilen mal soruşturma başlamadan önce aynen iade edilir veya uğranılan zarar tamamen tazmin edilirse, cezanın üçte ikisi oranında indirime gidilir. Benzeri şekilde kovuşturma başlamadan önce iade edilirse üçte iki oranında, hüküm verilmeden önce iade edilirse üçte biri oranında indirilecektir.

Zimmet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Zimmet suçu şikâyete tabi değildir. Bu nedenle savcılık suçun işlendiğini öğrendiği anda şikâyet aramaksızın soruşturmayı gerçekleştirir.

Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zimmet suçunda görevli mahkeme, suçta öngörülen yaptırımın üst sınırı on yıldan daha fazla hapis cezası olduğundan ağır ceza mahkemesidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, yani malın zimmete geçirildiği yer mahkemesi ise yetkili mahkemedir.

Zimmet Suçu ile Rüşvet Arasındaki Farklar

Zimmet suçu, kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliğine verilmiş olan malı kendisinin veya başkasının zilyetliğine geçirmesi halinde oluşur. Rüşvet suçu ise, kamu görevlisinin görevine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

Dolayısıyla, rüşvet suçunda kamu görevlisine görevi nedeniyle devredilmiş bir mal bulunması zorunlu unsur değildir.

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, Türk Ceza Hukukunda yer alan zimmet, kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen özgü suç niteliğindedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. TCK 247. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru, genel kasttır. Zimmet suçu özgü suç olup, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki ile işlenmesi de mümkündür.

Zimmet suçuyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı alfa avukatlık

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı

İcra hukukumuzda, kambiyo senetlerine özgü takip yolu öngörülmüştür. Bu takip yolunda borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz genel haciz yoluyla icra takibinden farklıdır. Bu yazımızda kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetki itirazı konusunu “Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetki İtirazı” başlıklı yazımızda inceleyeceğiz.

Kambiyo Senetlerine Dayalı İcra Takibi

Kambiyo senetleri, alacağın varlığı konusunda delil teşkil eder. Bu suretle genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu düzenlenmiştir.

Alacaklının elinde bono (senet) veya çek bulunması halinde, alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takip yoluna başvurabilir.

Genel haciz yoluyla icra takibinden farklı olarak, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi kendiliğinden icra takibini durdurmaz. Bunun için borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinde Yetkili İcra Dairesi

Kambiyo senetlerine dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi genel haciz yolundaki yetki kurallarına göre belirlenir. Yani 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları, kambiyo senetlerine özgü icra takip yolunda da uygulanır.

Buna göre genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Kambiyo senedine dayalı alacaklar aranacak borç niteliğinde olduğundan, alacaklı, kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatamaz.

Ayrıca bononun (senedin) düzenlenme yerinde veya çekin keşinde yerinde de icra takibi başlatılabilir. Çeke dayalı kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde yetkili icra dairesiyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz

İcra Mahkemesinde Yetkiye İtiraz

Borçlu, kambiyo senetlerine özgü takipte ödeme emrine karşı itirazını icra mahkemesine sunmalıdır. Yani yetki itirazı icra mahkemesinde yapılır. İcra dairesine dilekçe verilerek yapılan yetki itirazı geçersizdir.

Yetkiye itiraz için borçlu beş gün içerisinde icra mahkemesine başvurmalıdır. Buna göre itiraz süresi, genel haciz yoluyla takipten farklı olarak beş gündür.

Borçlu sadece yetkiye itiraz etmekle yetinebilir. Yani borca veya imzaya itiraz etmeksizin yetki itirazında bulunabilir. Borçlu yetkiye ve borca (veya imzaya) birlikte itiraz etmişse, icra mahkemesi öncelikle yetki itirazını incelemelidir.

Yetki itirazının geçerli olabilmesi için, borçlu tarafından gösterilen yetkili icra dairesinin gerçekten de yetkili icra dairesi olması gerekir.

Yetkiye İtirazın Kabul Edilmesi

Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan yetki itirazının kabul edilmesi halinde, kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takip dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesine karar verilir. İcra mahkemesi, takibin iptaline karar veremez.

İcra mahkemesinin bu kararı üzerine alacaklı tarafından süresi içerisinde icra dairesine başvurulmalı ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi istenmelidir. Alacaklının talebi üzerine kendisine dosya gelen icra dairesi borçluya yeni bir ödeme emri gönderir. Borçlu, yeni gönderilen ödeme emrine karşı artık yetki itirazında bulunamaz.

Kambiyo senetlerine özgü icra takibinde yetki itirazıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

ses kaydı almak suç mudur

Ses Kaydı Almak Suç Mudur? Delil Olur Mu?

“Ses kaydı almak suç mudur?” konusu, günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sıkça sorulan bir soru haline gelmiştir. Ses kaydı almanın kolaylaşmış olması ve cep telefonlarının birçok insanın günlük yaşamının bir parçası haline gelmiş olmasıyla birlikte oldukça merak edilen bir konudur.

Bu yazımızda izinsiz ses kaydı almanın yasal durumu, Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddelerini ihlal ettiği ve bu kayıtların delil olarak kullanılabilirliği konularını ele alacağız.

Ses Kaydı Almak Suç mu? İzinsiz Ses Kaydı Almak Hangi Suçu Oluşturur?

Özel yaşamın gizliliği ve mahremiyet gibi kavramları etkileyebilen bir eylem olan ses kaydı almak; İzinsiz olarak gerçekleştirildiğinde ceza kanunu bakımından bazı suçların oluşmasına sebebiyet verebilir. Bu suçlara değinecek olursak:

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu (TCK m.134)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Yukarıdaki maddeden açıkça anlaşılacağı üzere kişilerin özel hayatının ses kaydı alınması yoluyla ihlal edilmesi, özel hayatın gizliliği suçunu oluşturmakta olup daha fazla cezayı gerektiren nitelikli bir hal olarak düzenlenmiştir.

TCK m.134 gerekçesinde özel hayat kavramı “başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayı” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla herkes tarafından bilinebilecek durumdaki olaylar sırasında ses kaydı alınması bu suçu oluşturmaz.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu (TCK m.132)

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu; iki veya daha fazla kişinin telefon, internet, e-posta, mektup, telgraf vb. araçları kullanarak kurdukları iletişimin gizlice ve izinsiz bir şekilde üçüncü kişiler tarafından dinlenmesi, okunması, kayda alınması halinde oluşur.

TCK m.132’ye göre: “Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuk aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

İzinsiz ses kaydı alarak haberleşmenin ihlal edilmesi, haberleşmenin taraflarından biri veya üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilebilir. Taraflardan birinin bu suçun faili olabilmesi için yalnızca haberleşmeyi kayda alması yetmemekte olup, aynı zamanda kaydedilen içeriği ifşa etmesi gerekir.

Kişiler Arasındaki Konuşmanın Dinlenmesi ve Kayda Alınması (TCK m.133)

Kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçu Türk Ceza Kanunu’nun 133. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Bu maddede öngörülen suçun gerçekleşebilmesi için, ses kaydını alan failin konuşmanın taraflarından biri olmaması gerekir.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, konuşmanın aleni olup olmadığıdır. Kişilerin diğer insanlardan gizledikleri konuşmalar aleni olmayan konuşmalardır.

Örneğin herkese açık bir alanda yüksek sesle konuşan, konuşmalarını başkalarından gizleme gayreti içinde bulunmayan kişilerin konuşmalarını kaydetmek, bu suçu oluşturmayabilir.

İzinsiz Ses Kaydı Almanın Cezası Nedir?

İzinsiz ses kaydı almanın cezası, suçu oluşturan eyleme göre farklılık göstermektedir. Dolayısıyla fail somut olayın özelliklerine göre cezalandırılacaktır.

Ses kaydının izinsiz alınması özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu(TCK m.134) oluşturuyorsa, suçun temel halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası, nitelikli hali olan ses kayıtlarının ifşa edilmesi durumunda ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır.

Eğer ses kaydı alınması neticesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK m.132) suçu oluşuyorsa, suç ses kaydı alınması suretiyle gerçekleştirildiğinden temel hali 1 yıldan 3 yıla kadar olan hapis cezası bir kat artırılır.

Ses kaydı içerikleri hukuka aykırı olarak ifşa edilirse 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eylem TCK m.133’te yer alan kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçunu oluşturuyorsa bu suçun cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.

Ayrıca, aleni olmayan bir konuşmaya katılan kimse konuşanların sesini rızaları olmadan kaydederse hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

İzinsiz ses kaydı alınması sebebiyle 1 yıldan az süreyle hükmedilen hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir. Bu suçlar hakkında diğer koşulların da sağlanması halinde HAGB kararı verilebilir.

İzinsiz Ses Kayıtları Mahkemelerde Delil Olarak Gösterilebilir mi?

Kural olarak kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Dolayısıyla hukuka aykırı delil yok hükmündedir ve hükme esas alınamaz.

Bu durumda izinsiz ses kayıtları mahkemelerde delil olarak gösterilebilir mi? Gizlice alınan ses kayıtları delil olarak kullanılamaz, ancak bunun istisnaları vardır. Aşağıda detaylıca değineceğiz.

Ses Kaydı Almak Nasıl Yasal Olur? Ses Kaydı Almak Hangi Durumlarda Suç Teşkil Etmez?

Ses kaydı alan kişinin eyleminin hukuka uygun olması için, bir suçun meydana geldiği sırada başka bir şekilde delil elde etme imkanının bulunmaması ve kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engellemek amacıyla hareket edilmesi gerekir.

Zorunluluk hali bulunan bu durumlarda eylem hukuka uygun hale geleceğinden, suç teşkil etmez ve kişi cezalandırılmaz. Dolayısıyla elde edilen ses kayıtları mahkemelerde delil olarak kullanılabilecektir.

Bu konuda en çok merak edilen hususlardan biri, eşlerin aldığı ses kayıtlarının boşanma davalarında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağıdır.

Yargıtay kararlarına göre, eşlerden biri ses kaydını yalnızca diğer eşin evliliğe uygun olmayan davranışlarını kanıtlamak ve mahkemeye delil olarak sunmak amacıyla almışsa, bu ses kayıtları kanıt olarak kabul edilir. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

“Ses kaydı almanın suç olup olmadığı ve cezası” hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine “ses kaydı almanın cezaları” hakkında Mevzuat sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Ancak alanında uzman bir ceza avukatından destek almanız tavsiye edilir.

üst araması alfa avukatlık

Alışveriş Merkezine (AVM) Girerken Üst Araması Yapılabilir mi?

Alışveriş Merkezlerine Girerken Üst Araması Yapılabilir Mi?

Günlük yaşantımızda alışveriş merkezleri, birçok farklı mağazanın ve işletmenin buluşma noktasıdır. Türkiyede’de ortak buluşma noktası olarak sıkça tercih edilen AVM’ler zaman zaman hukuki sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Günümüzde sıkça sorulan bir soru olan “Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi?” sorusunun hukuki durumunu ve sınırlamalarını açıklayacağız.

Alışveriş Merkezleri ve Güvenlik

Alışveriş merkezleri, birçok müşterinin giriş-çıkış yaptığı ve kalabalık mekanlardır. Bu nedenle, güvenlik önlemleri alışveriş merkezlerinde büyük önem taşır. Alışveriş merkezlerinin güvenliğini sağlamak ve hırsızlık gibi olayları önlemek adına, bazı işletmeler ve güvenlik görevlileri, müşterilerin ve ziyaretçilerin üstünü arama uygulamalarına başvurabilir. Ancak, bu tür uygulamalar, kişisel haklar ve mahremiyet konularında bazı soru işaretleri doğurabilir. Bu sebeple, çoğu AVM’de üst arama uygulaması yerine X-Ray cihazı kullanımı tercih edilmektedir.

Üst Arama Uygulamalarının Amacı

Alışveriş merkezine girerken yapılan üst arama uygulamalarının temel amacı, hırsızlık, terör saldırıları veya alışveriş merkezlerine getirilmesi yasak olan tehlikeli maddelerin engellenmesi gibi güvenlik konularında önlem almaktır. Bu tür uygulamalar, alışveriş merkezi işletmelerinin güvenlik politikalarının bir parçası olabilir. Bu sayede, alışveriş merkezi içerisinde güvenli bir ortam sağlanması ve müşterilerin güvenli bir şekilde alışveriş yapması ve vakit geçirmesi hedeflenir.

Üst Arama ve Kişisel Haklar

Üst araması, kolluk tarafından önleme araması veya adli arama olarak iki farklı şekilde icra edilebilir. Kamu görevlisi olan kolluk personelleri haricinde özel güvenlik görevlilerinin üst araması yapma hakkı bulunmamaktadır. Ancak özel güvenlik görevlileri duyarlı kapıdan ve X-ray cihazından geçirme, dedektörle arama gibi önleyici aramanın yanı sıra mevzuatla verilmiş diğer görevleri yapabilir.

Üst Arama Yöntemleri ve Sınırlamalar

Üst araması konusu kişisel haklar ve mahremiyet konularında bazı hassasiyetleri de beraberinde getirir. Kişisel haklar, anayasa ve diğer kanunlar tarafından koruma altına alınmıştır ve her bireyin bu haklara sahip olduğu kabul edilir. Üst arama uygulamalarının bu hakları ihlal edebilecek bir durum olarak algılanmaması önemlidir.

5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un “Özel güvenlik görevlilerinin yetkileri” başlıklı 7. maddesi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin “Özel güvenlik görevlilerinin kontrol yetkileri” başlıklı 21. maddesinde, özel güvenlik görevlilerinin yetkileri tanımlanmıştır.

Özel güvenlik görevlilerinin; koruma ve güvenliğini sağladıkları alanlara girmek isteyenleri duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyalarını X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme ve görev alanında haklarında yakalama emri veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve mevzuatla tanımlanmış diğer yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.

Özel güvenlik görevlilerinin genel kolluk görevlileri gibi üst arama yetkisi bulunmamaktadır. Ancak genel kolluğun olmadığı yerlerde görev yaparken güvenlik sistem ve cihazları ile önleyici amaçlı kontroller yapabilmektedirler.

Alışveriş merkezlerinde yapılan üst arama uygulamaları da yukarıda belirtildiği gibi gerçekleştirilmeli, güvenlik görevlileri tarafından üst arama işlemi kolluk görevlilerin gerçekleştirdiği gibi değil, teknik cihazlarla gerçekleştirilmelidir. Güvenlik görevlilerinin elle kaba üst araması yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Ancak, kişisel hakların sınırları ve istisnaları da vardır. Kamu düzeni ve güvenliği, başkalarının haklarını koruma, suç önleme ve soruşturma gibi nedenlerle bazı durumlarda kişisel haklar kısmen veya geçici olarak sınırlandırılabilir. Bu nedenle, alışveriş merkezlerinde üst araması gibi uygulamalar, meşru amaçlarla sınırlı, kanun ve yönetmelikle uygun ve orantılı şekilde gerçekleştirilmelidir.

Ayrıca, üst araması yapacak kişilerin cinsiyet, yaş, etnik köken veya fiziksel özelliklere göre ayrımcılık yapmaması ve tüm müşterilere eşit şekilde davranması önemlidir. Özellikle belirtilmesi gereken husus ise, erkek müşterilere erkek güvenlik görevlileri, kadın müşterilere ise kadın güvenlik görevlileri tarafından arama yapılmalıdır. Üst araması, müşterilerin onurunu incitecek veya aşağılayacak şekilde yapılmamalıdır.

Hukuki Sorumluluklar ve Sınırlamalar

Üst araması sırasında, işletme ve güvenlik görevlileri, müşterilerin mal ve eşyalarına zarar vermemek ve müşteri güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Eğer üst araması sırasında müşterinin kişisel eşyalarına zarar verilirse veya müşteriye zarar gelirse, işletme ve güvenlik görevlileri verdikleri zararlardan sorumludurlar. Burada güvenlik görevlisi ile işletmenin müteselsil sorumluluğundan söz edilebilir.

Bu nedenle, alışveriş merkezlerinde üst araması uygulamaları gerçekleştirilecekse, işletmelerin ve güvenlik görevlilerinin uygun eğitimler almış olması ve hukuki sorumlulukları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Ayrıca, işletmelerin müşteri bilgilerini gizli tutma ve kişisel verilerin korunması konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak özel kanunlarda üst araması yapılamayacak kişiler ve yerler hakkındaki düzenlemeler haricinde, AVM ve benzeri toplu yaşam ve organizasyon alanlarına girerken güvenlik görevlileri tarafından teknik aletler kullanılarak (duyarlı kapıdan ve X-ray cihazından geçirme, dedektörle arama gibi) arama yapılabilmektedir. Ancak güvenlik görevlilerinin elle kaba üst arama yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetki kanunla yalnızca kolluk birimlerine tanımlanmıştır.

Yukarıdaki açıklamalarımızla son zamanlarda sıkça sorulan Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi? sorusunu cevaplandırmaya çalıştık. Alışveriş merkezine girerken üst araması, güvenlik önlemi olarak uygulanabilen bir işlemdir. Ancak, üst arama uygulamalarının kişisel haklar ve mahremiyet konularında hassasiyet gerektiren bir uygulama olduğu unutulmamalıdır. Üst araması uygulamalarının, hukuki çerçevede ve meşru amaçlarla sınırlı ve orantılı şekilde gerçekleştirilmesi önemlidir. Müşterilerin güvenliği ve kişisel haklarının korunması, alışveriş merkezlerinin öncelikleri arasında yer almalıdır.

“Alışveriş merkezlerine girerken üst araması yapılabilir mi?” hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine “Üst Araması” hakkında Mevzuat sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Ancak alanında uzman bir ceza avukatından destek almanız tavsiye edilir.

uyuşturucu madde kullanma suçu

Koşullu Salıverilme Nedir?

Ceza hukuku, suç işleyen bireylerin adalet sistemi içinde cezalandırılmasını ve topluma kazandırılmasını sağlayan önemli bir alanı kapsar. Koşullu salıverilme, ceza hukukundaki önemli kavramlardan biridir ve suç işlemiş kişilerin cezalarını belirli şartlar altında daha kısa bir sürede tamamlamalarına olanak tanır.

Hapis cezasının infazına başlayan kişi, cezaevinde kaldığı süre zarfında iyi halli olduğu ve topluma uyum sağlayacağına dair cezaevi kurulunda kanaat getirilmişse kişinin kalan cezasını cezaevinin dışında, özgür bir biçimde cezaevi dışında geçirmesine koşullu salıverilme denir. Bu makalede, koşullu salıverilme kavramını, uygulama sürecini ve hukuki anlamını ele alacağız.

Koşullu Salıverilme (Şartlı Tahliye) Nedir?

Koşullu salıverilme, bir başka söylemle şartlı tahliye; hükümlünün, mahkeme tarafından belirlenen şartlar altında cezasını tamamladıktan bir süre sonra tahliye edilmesi anlamına gelir.

Yargılama neticesinde hüküm giyen bir kişi, cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra, kanun tarafından belirlenen koşullara uygun davranışlar sergilediğinde ve topluma yeniden uyum sağlayacağına dair güvence verdiğinde, cezaevinden salıverilir. Bu sayede, hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması ve suç tekrarını önlemek hedeflenir.

Koşullu Salıverilme Süreci?

Koşullu salıverilme, hükümlünün cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra gündeme gelir. Her ülkenin ve yargı sisteminin farklı yasaları ve uygulamaları bulunsa da, genel olarak koşullu salıverilme işleyişi şu adımlardan oluşur:

  • Ceza İnfaz Kurumu Değerlendirmesi: Hükümlü, cezasını çekmeye başladıktan belirli bir süre sonra, ceza infaz kurumu tarafından değerlendirmeye alınır. Bu değerlendirme sürecinde, hükümlünün cezaevi içindeki davranışları, eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılımı ve toplum uyumuna yönelik çabaları göz önünde bulundurulur.
  • Koşullu Salıverilme Kararı: Ceza infaz kurumu, hükümlünün cezaevindeki performansını ve uyumunu değerlendirdikten sonra, koşullu salıverilme kararı için mahkemeye başvurur. Mahkeme, hükümlüyü serbest bırakma konusunda uygun görürse, belirli koşullar ve denetim mekanizmalarıyla koşullu salıverilme kararı verir.
  • Koşullar ve Denetim: Koşullu salıverilme kararı alınan hükümlü, belirli şartları yerine getirmek zorundadır. Bu şartlar arasında, belirli bir süre boyunca suç işlememek, düzenli olarak belirlenen bir denetim merciine rapor vermek, eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmak gibi koşullar bulunabilir. Hükümlü bu koşullara uymak zorundadır, aksi takdirde koşullu salıverilme iptal edilebilir ve cezaevine geri gönderilebilir.

Koşullu Salıverilmenin Hukuki Anlamı

Koşullu salıverilme, ceza hukukunda suç işlemiş bireylerin cezaevi koşullarında belirli bir süre geçirmelerinin ardından, adaletin bir parçası olarak topluma kazandırılmasını sağlayan bir mekanizmadır. Bu uygulama, hükümlülerin suç tekrarını önlemeyi ve toplumda yeniden saygın bir birey olarak yer almasını hedefler.

Koşullu salıverilmenin amacı, hükümlüyü suça yönelten faktörlerin azaltılması, topluma uyum sağlama becerilerinin geliştirilmesi ve yeniden suça dönüşü önleyecek destek mekanizmalarının oluşturulmasıdır. Ayrıca, cezaevlerinin doluluk oranlarını azaltmak ve toplumun güvenliğini korumak da koşullu salıverilmenin hukuki anlamında önemli faktörlerdir.

Sonuç

Koşullu salıverilme, suç işlemiş bireylerin cezalarını belirli şartlar altında daha kısa bir sürede tamamlamalarını ve topluma kazandırılmalarını sağlayan önemli bir hukuki süreçtir. Ceza hukuku içinde önemli bir yere sahip olan koşullu salıverilme, adalet sistemi içinde suçluların rehabilitasyonunu ve topluma uyumunu amaçlar.

Bu mekanizma, hükümlülerin suça dönüşünü önlemeyi ve toplumda saygın bir yere gelmelerini hedefler. Her ülkenin ve yargı sisteminin farklı uygulamaları olsa da, koşullu salıverilme ceza hukukunda önemli bir rol oynayan etkili bir araçtır.

Koşullu salıverilme hakkında daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Yine koşullu salıverilme hakkında Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.