Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Eğitim tazminatı davasına karşı davalı pilot takas ileri sürebilir.

Eğitim tazminatı davasına karşı davalı pilot takas ileri sürebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/874 K. 2014/16639 T. 28.5.2014

“Davacı, davalı pilot ile aralarında imzaladıkları hizmet sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedilmesi nedeniyle 10.000 USD eğitim tazminatı ile 500 Euro cezai şartın tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı, hizmet akdini haklı sebeplerle feshettiğini, davacıya borcu olmadığı gibi eğer dava kabul edilecekse davacı şirkette 1150 EURO kullandırılmayan izin ücreti ile 780 sektör uçuş parası olmak üzere toplam 1930 Euro alacağının mevcut olduğunu ,bu alacağa karşılık takas mahsup talebinde bulunduğunu savunmuştur.

Mahkemece davalının savunması üzerinde durulmadan alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalının savunduğu hususlar takas-mahsup defi niteliğinde olup mahkemece davalının savunması üzerinde durularak bu hususta taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Davacı tarafından talep edilmedikçe işlemiş faize hükmedilemez.

Davacı tarafından talep edilmedikçe işlemiş faize hükmedilemez.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/14742 K. 2015/33148 T. 16.11.2015

Davacı, davalı ile 15/03/2011 tarihinde 12.000 kg peynir alımı için sözleşme imzaladığını, davalının sözleşme gereği teslim etmesi gereken peynirleri teslim etmediğinden sözleşmenin fesh edildiğini, İzmir D.. İ.. Destek Komutanlığının ihtiyacı olan 10000 kg peynirin C.. C.. Gıda San. Dış. Tic. Ltd. Şti. nden kg mı 7,10 TL den satın alındığını, ihalede en iyi ikinci fiyatın kg başına 6,72 TL olduğunu, bu durumda kg başına 0,38 TL olmak üzere 10000 kg üzerinden 3.800,00 TL hazine zararının oluştuğunu ileri sürerek bu miktarın reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 3.800,00 tl asıl alacak ile dava tarihine kadar işlemiş faiz 687.31 TL olmak üzere toplam 4.487,31 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, asıl alacağa dava tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine, karar verilmiş, Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26/1.maddesine göre; “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”

Somut olayda davacı; dava dilekçesinde 3.800,00 TL’nin reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Mahkemece, yalnızca asıl alacak ile birlikte asıl alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken davacının talebi aşılarak 687,31 TL işlemiş faizin de davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu

Tasarrufun İptali Davası

Uygulamada borçluların malvarlığı kaçırması nedeniyle tasarrufun iptali davası sıkça açılmaktadır. İcra hukuku konusu olan “Tasarrufun İptali Davası” bu yazımızda ele alınacaktır.

Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Haciz yoluyla takiplerde hacizden, iflas yoluyla takiplerde iflasın açılmasından önce borçlu mal ve hakları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilmektedir. Bu nedenle bazen borçlular mallarına haciz konulmasını veya iflas kararı verilmesini engellemek için alacaklılardan mal kaçırmak gibi şüpheli tasarruflarda bulunabilirler.

Tasarrufun iptali davası, borçlunun mal kaçırmak amacıyla hacizden veya iflastan önce yapmış olduğu işlemlerin sonuç doğurmayacak biçimde iptalini sağlar. İcra ve İflas Kanunu buna dair hükümler barındırmaktadır.

İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali davası açma hakkı, davaya konu tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl geçmesiyle düşer.

Tasarrufun İptali Davası Şartları

  • Alacaklı ile borçlu arasındaki borç, gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmalıdır.
  • Borç tasarruftan önce doğmuş olmalıdır.
  • Borçlu hakkında kesinleşen bir icra takibi bulunmalıdır.
  • Borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesi bulunmalıdır. (Davanın açılması aşamasında ihtiyaç yoktur. Sonradan ikame edilebilir. Geçici aciz vesikası sunulursa, sonradan kesin aciz vesikası ibraz edilmelidir.)
  • İptal edilen tasarruf, İİK uyarınca iptale tabi bir tasarruf olmalıdır.

Tasarrufun İptali Davası Bakımından İptale Tabi Tasarruflar Nelerdir?

Borçlunun tasarrufun iptali davasına konu tasarrufları İcra İflas Kanunu’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde üç grup olarak düzenlenmiştir. Ancak bu tasarruflar sınırlı sayıda değildir, kanun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hâkime bırakmıştır.

1. İvazsız Tasarruflar

İvazsız tasarruflar, herhangi bir karşılık alınmadan yapılan hukuki işlemlerdir. Lehine tasarruf yapılan kişi karşılıksız olarak zenginleşir. Bu husus İİK m.278’de düzenlenmiştir.

İİK m.278: “Mutat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez.”

Bu düzenlemeye göre ivazsız tasarruflar arasında mutat (alışılmış) hediyeler iptale konu edinilemez.  Mutat hediyeden kasıt giyinmekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır.

Bazı hukuki işlemler ivazlı olsa dahi ivazsız olarak kabul edilmiştir. Bunlar:

  1. Yakın hısımlar arasındaki tasarruflar (karı-koca, üçüncü derece dahil hısımlar, evlat edinen-evlatlık)
  2. Borçlunun karşılık olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarruflar
  3. Borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi menfaatine, ömür boyu gelir veya intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.

2. Aciz Halinde (Borca Batık Durumda) İken Yapılan Tasarruflar (İİK m.279)

Her ne kadar madde metninde acizden bahsedilse de öğretide borca batıklığın kastedildiği kabul edilmektedir. İİK m.279 ile maddede belirtilen tasarrufların borcunu ödemeyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebi ile acizden önceki bir sene içinde yapılmış olması halinde iptaline karar verileceği düzenlenmiştir. Bu tasarruflar:

  1. Borçlunun teminat göstermeyi daha önce taahhüt etmediği halde, borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler,
  2. Para ve alışılmış ödeme araçları dışında farklı yollarla yapılan ödemeler
  3. Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler
  4. Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler

Yukarıda sayılan durumların hacizden veya acizden, ya da iflasın açılmasından bir sene önce yapılması gerekir. Daha eski tasarruflar bu maddenin konusu olamaz.

3. Hileli Tasarruflar (zarar verme kastından dolayı iptal) (İİK m.280)

Hileli tasarruflar, malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerdir. Borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer taraflarca bilinmesi veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunması gerekir.

Borçlunun eşinin, üçüncü derece dahil hısımlarının veya evlatlığının borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini bildiği farz olunur. Ancak elbette bu karinenin aksi ispatlanabilir.

Kanun koyucu tarafından kabul edilen bir başka karine ise, bir ticari işletmenin veya iş yerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya önemli bir kısmını iktisap ettikten sonra o işyerini fiilen de devralarak işletmeye başlayan kişinin, borçlunun zarar verme kastını bildiği kabul edilir. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir.

Tasarrufun İptali Halinde Ne Olur? Tasarrufun İptali Davasının Sonuçları

Davacı alacaklı iptal davasını kazanınca lehine tasarruf yapılmış olan 3. Kişi malın maliki olarak kalmaya devam eder fakat alacaklı, tasarruf konusu mal sanki borçlunun mülkiyetindeymiş gibi o malın haczini ve satışını isteyebilir.

Davacı alacaklı lehine haczedilip satılan malın bedeli, ilk önce davacının alacağının ödenmesine tahsis edilir. Geriye para artarsa bu para davalı 3. kişiye geri verilir.

İflastaki iptal davasının kabulü üzerine dava konusu mal, müflise aitmiş gibi iflas masasına alınır, iflas dairesi tarafından satılır. Satış bedeli ise bütün iflas alacaklarının ödemesine tahsis olunur.

Tasarrufun İptali Davasında Süreler

Dava açma süreleri; İİK madde 278’de yer alan ivazsız tasarrufların iptali için 2 yıl, İİK madde 279’da yer alan acizden dolayı tasarrufun iptali için 1 yıl, İİK madde 280’de yer alan zarar verme kastından dolayı olan tasarrufun iptali davaları için beş yıldır. Bu süre hak düşürücü süredir.

Tasarrufun İptali Davasında Arabuluculuk Şartı Var Mı?

Tasarrufun iptali davası, zorunlu arabuluculuk kapsamında olan bir dava değildir. Bu nedenle arabuluculuk şartı yoktur.

Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Kişisel hakka dayanan davalar olduğundan genel yetki hükümleri geçerlidir. Dava, davalının veya tasarrufu devralan 3. Kişinin bulunduğu yerdeki mahkemede açılabilir.

Tasarrufun iptali hakkında daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

apartmanda açılabilecek iş yerleri

Apartmanda Açılabilecek İş Yerleri

Apartmanda Açılabilecek İş Yerleri

Mesken (konut) olarak imal edilen apartman niteliğindeki taşınmazda açılabilecek iş yerleri 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri bu maddeye göre; Ana gayrimenkulün, kütükte mesken, iş veya ticaret yeri olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde hastane, dispanser, klinik, poliklinik, ecza laboratuvarı gibi müesseseler kurulamaz; kat maliklerinin buna aykırı sözleşmeleri hükümsüzdür. Dispanser, klinik, poliklinik niteliğinde olmayan muayenehaneler bu hükmün dışındadır.

Ana gayrimenkulün, kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu ve emsali gibi eğlence ve toplantı yerleri ve fırın, lokanta, pastane, süthane gibi gıda ve beslenme yerleri ve imalathane, boyahane, basımevi, dükkân, galeri ve çarşı gibi yerler, ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam ederler. Bu süre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. Bu hüküm 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanır.”

Kat Mülkiyeti Kanununa Göre Apartmanda Açılabilecek İş Yerleri

Apartmanda açılabilecek iş yerlerini dört farklı grupta toplayabiliriz; kurulması yasak olan iş yerleri, meskenlerde açılması mümkün olan iş yerleri, avukatlık büroları, mali müşavir büroları.

Apartmanda Kurulması Yasak Olan İş Yerleri

  1. Hastane
  2. Dispanser
  3. Klinik
  4. Poliklinik
  5. Ecza laboratuvarı
  6. Yukarıdaki müesseselerin benzerleri

Meskenlerde Açılması Mümkün Olan İş Yerleri

Aşağıda yer alan iş yerleri mesken bölümlerinde açılabilir ancak bunun için kat maliklerinin oy birliği ile karar vermesi gerekir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri hususunda tüm kat maliklerinin olumlu oyunun bulunması gerektiği unutulmamalıdır.

  • Sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu gibi eğlence ve toplantı yerleri
  • Fırın, lokanta, pastane, süthane gibi gıda ve beslenme yerleri
  • İmalathane, boyahane, basımevi, dükkân, galeri ve çarşı gibi yerler.

Apartmanda Avukatlık Bürosu Açmak

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’un 43’üncü maddesinde “634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre anagayrimenkulün mesken olarak gösterilen bağımsız bölümlerinde kat maliklerinin izni ve benzeri şartlar aranmaksızın avukatlık büroları faaliyet gösterebilir. Bu konuda, yönetim planındaki aksine hükümler uygulanmaz”  belirtilmiştir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri bakımından avukatlık ofisleri de sıkça sorulmaktadır.

Dolayısıyla, mesken olarak görünen bağımsız bölümlerde avukatlık bürosu açılabilir, yönetim planında aksine hüküm olsa dahi dikkate alınmaz.

Apartmanda Mali Müşavirlik Bürosu Açmak

Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 45’inci maddesi “634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre anagayrimenkulün mesken olarak gösterilen bağımsız bölümlerinde kat maliklerinin izni ve benzeri şartlar aranmaksızın serbest muhasebeci mali müşavirlik veya yeminli mali müşavirlik faaliyetlerinde bulunulabilir. Bu konuda, yönetim planındaki aksine hükümler uygulanmaz” hükmünü amirdir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri bakımından mali müşavirlik ofisleri de sık sık sorulmaktadır.

Serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler, tıpkı avukatlar gibi, mesken olarak görünen bağımsız bölümlerde kat maliklerinin izni aranmaksızın büro açabilirler.

Apartmanda İzin Almadan İş Yeri Açılması Halinde Ne Yapılır? Apartmanda Açılabilecek İş Yerleri Aykırılığı Halinde Görevli Mahkeme

Kat maliklerinin onayı olmadan apartman dairesinde iş yeri açılması halinde, kat malikleri iş yerini açan kişiye karşı dava açabilirler. İş yeri açan kişi kiracı ise dava hem mülk sahibine hem de kiracıya karşı açılır. Davayı kat maliklerinden biri veya hepsi ya da yönetici açabilir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri kaynaklı uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Sonuç olarak, apartmanda iş yeri açmak, belirli koşullara ve izinlere tabidir. Apartmanda açılabilecek işyerleri Kat Mülkiyeti Kanunu’na ve yönetim planına göre belirlenir. Bu işlemleri başlatmadan önce yerel yönetmelikleri ve kanunları dikkatlice incelemek önemlidir. Apartmanda açılabilecek iş yerleri ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Taşınmazı kullanmayan kişiden ecrimisil istenemez.

Taşınmazı kullanmayan kişiden ecrimisil istenemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/13374 K. 2014/19203 T. 9.12.2014

“Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bilindiği ve gerek öğretide, gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, ecrimisil, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir nevi haksız işgal tazminatıdır.

Somut olayda, davacı tarafından 09.03.2010 tarihinde davalılara tebliğ edilen ihtarnamede, taşınmazda kiracı olarak oturulduğu belirtilip taşınmazın tahliyesi istenmiş, 20.09.2010 tarihinde de davalılar aleyhine … 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1180 E. sayılı dosyasında tahliye davası açılmış, mahkemece davalı … bakımından taşınmazı kullanmadığı gerekçesi ile davanın reddine, diğer davalı bakımından ise kiracılık ilişkisi olduğu saptanarak taşınmazdan tahliyesine karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Bu durumda davalı …’in taşınmazda kiracı olduğu, davacının davalı …’den ancak kira bedeli isteyebileceği, ecrimisil isteyemeyeceği diğer davalı …’un da taşınmazı kullanmadığı saptandığına göre ecrimisil istenemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Ayıp nedeniyle satış bedelinde yapılacak indirim nispi metoda göre hesaplanır.

Zamanaşımı defi ileri sürülmezse 5 yıllık zamanaşımı dikkate alınmaz.

Zamanaşımı defi ileri sürülmezse 5 yıllık zamanaşımı dikkate alınmaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/10104 K. 2017/949 T. 28.2.2017

“Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa ve maddi zararı yoksa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşma sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı).

25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Somut olaya gelince; yukarıda belirtilen ilkeler ve gerçekleşen olgular dikkate alındığında fabrika niteliğinde bulunan ve kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen çeltik fabrikası yönünden paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağından davacılar yönünden ecrimisil koşullarının oluştuğu kuşkusuzdur. Ecrimisil davaları yukarıda belirtilen İBK uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi ise de davalılar tarafından yasal sürede zamanaşımı itirazında bulunulmamıştır.

Öte yandan, ecrimisil davalarını malik olan kişinin o yeri kullanan ve kullandıran aleyhine açabileceği de açıktır.

Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda, 2002-2010 tarihleri arasında davacıların payları oranında bilirkişi incelemesiyle belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.”

Daha fazla bilgi için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Devre Tatil ve Devre Mülk Sözleşmesi

Taksitle Satış Sözleşmesi

Taksitle satış sözleşmesi, satış bedelinin kısım kısım ödenmesinin söz konusu olduğu bir satış çeşididir. Taksitle satış sözleşmeleri, alıcı bakımından pek çok sakıncayı bünyesinde barındırmakta olsa da günümüzde oldukça sık kullanılmaktadır.

Taksitle Satış Sözleşmesi Nedir?

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 17. maddesine göre, “taksitle satış sözleşmesi, satıcı veya sağlayıcının malın teslimi veya hizmetin ifasını üstlendiği, tüketicinin de bedeli kısım kısım ödediği sözleşmelerdir”.

Sözleşmenin gerçekleşebilmesi için taksit tutarlarının ve taksit ödeme sürelerinin eşit olması gerekmez. Burada önemli olan, ödemenin kısım kısım yani taksit taksit gerçekleşmesidir.

Taksitle satış sözleşmesi yazılı olarak kurulmadıkça geçerli olmaz. Yazılı olmayan satış sözleşmesi kapsamında, satıcı malı veya hizmeti sağlamak zorunda değildir. Aynı şekilde tüketici de bedeli ödemek mecburiyetinde olmayacaktır. Ancak satıcı bedeli aldıktan sonra sözleşmenin yazılı olarak yapılmadığı gerekçesiyle malı veya hizmeti sağlamaktan kaçınamaz.

Taksitle Satış Sözleşmesi Bakımından Cayma Hakkı                             

Hukukumuz taksitli satış sözleşmelerinde alıcıyı, satıcı ve sağlayıcıya karşı korumak için alıcıya cayma hakkı tanımıştır. Buna göre, alıcı 7 gün içerisinde hiçbir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin satıcıya malı almaktan vazgeçtiğini bildirerek cayma hakkını kullanabilir.

7 günlük süre hizmet ifasına ilişkin sözleşmelerde sözleşmenin kurulduğu gün, mal teslimine ilişkin sözleşmelerde ise malın teslim alındığı günden itibaren başlar.

Tüketicinin cayma hakkını kullanması, cayma iradesini belirten bildirimin süresi içinde satıcıya gönderilmesiyle gerçekleşir.

Alıcının cayma hakkını kullanmasıyla birlikte satıcı aldığı bedeli ve sözleşme belgelerini alıcıdan herhangi bir ücret talep etmeden 7 gün içerisinde alıcıya teslim etmek zorundadır.

Satıcı ile alıcı arasında iadenin gerçekleştirilmeyeceğine yönelik bir sözleşme bulunsa dahi, bu sözleşme geçerli olmayacak ve alıcının cayma hakkı devam edecektir.

Taksitle Satış Sözleşmesinde Cayma Hakkının Kullanılamayacağı Haller

İstisnai olarak cayma hakkının kullanılamayacağı bazı haller vardır. Bu haller:

  • Cayma hakkı süresi sona ermeden önce, tüketicinin onayı ile hizmetin ifasına başlanan hizmet sözleşmelerinde,
  • Tüketicinin satıcıyı bulduğu finansal kiralama sözleşmelerinde,
  • Satıcı cayma süresi içinde malı tüketiciye teslim etmişse tüketici malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabilir. Olağan gözden geçirme malın ilk incelemesini kapsar. Tüketici malı mutat olarak kullanmışsa,

Sayılan bu hallerde tüketici cayma hakkını kullanamaz.

Taksitli satış sözleşmeleriyle ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

nafaka

Nafaka Nedir?

Nafaka, geçim kaynağı olarak mahkemece takdir edilen bir bedeldir. Bu yazımızda nafaka ve nafaka çeşitleri hakkında bilgi vereceğiz.

Nafaka Nedir?

Bir kimsenin geçindirmekle, bakıp gözetmekle yükümlü bulunduğu kimseye ya da kimselere, mahkeme kararıyla verdiği aylığa nafaka denir.

Genellikle boşanma davalarında karşımıza çıkar. Nafaka, boşanma davası sürerken ya da boşanma davasının sona ermesinden sonra maddi olarak zorluğa düşecek olan tarafa bağlanan ve her ay ödenmesi gereken para olarak da tanımlanabilir.

Aile hukukundan doğan kişisel bir borçtur. Bu nedenle ölümle sona erer ve mirasçılara geçmez.

Nafaka Çeşitleri Nedir?

1. Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası boşanma veya ayrılık davası esnasında istenebilen, özellikle eşlerin barınma, geçinme ve müşterek çocukların bakım ve giderlerini karşılama amacıyla takdir edilen nafakalardır.

Hâkim, tarafların malvarlıkları ve ekonomik güçlerini araştırarak nafaka miktarını belirler. Tarafların talebi olmadan da nafakaya hükmedebilir.

Tedbir nafakası ödeme yükümlülüğü kararın kesinleşmesine kadar devam eder. Bu nafaka hükmedilirken tarafların kusur oranına bakılmaz.

Tedbir nafakasının boşanma davası açılmadan verilmesi mümkündür. TMK m.197: “Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyalarından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır”.

Buna göre boşanma davası açılmadan tedbir nafakası talebinde bulunabilmek için; resmi bir evliliğin mevcut olması, eşlerin ayrı yaşamaları ve nafaka talebinde bulunan eşin ayrı yaşamakta haklı bir nedeninin bulunması gerekir.

2. Yoksulluk Nafakası

Evliliğin boşanma kararı ile sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen nafaka türüdür.

Hâkim burada da tarafların malvarlığı ve ekonomik güçlerini araştırarak nafaka miktarını belirler. Ancak burada hâkim tarafların talebi olmadan kendiliğinden nafakaya hükmedemez.

Bu nafaka türünde tarafların kusuru önem arz eder. Nafaka talep eden tarafın diğer eşe göre eşit kusurlu olması veya kusurunun bulunmaması gerekir.

Yoksulluk nafakası süresiz olarak hükmedilmektedir. Ancak, nafaka alacaklısının evlendiği veya taraflardan birinin vefat ettiği hallerde kendiliğinden sona erer. Ayrıca nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması, nafaka alacaklısının fiilen evliymiş gibi başkasıyla birlikte yaşaması ve onursuz bir hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla da sona erdirilebilir.

Nafaka, boşanma davası devam ederken talep edilebileceği gibi boşanma davasının kesinleşmesine müteakip 1 yıl içinde ayrı olarak da talep edilebilir.

3. İştirak Nafakası

İştirak nafakası, boşanma, ayrılık veya evliliğin butlanına ilişkin karar verilmesinden sonra, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin diğer eşe müşterek çocuğun bakım, eğitim ve sağlık masraflarının karşılanması için verilen nafaka türüdür.

Bu nafakaya hükmedilebilmesi için müşterek çocukların velayetine sahip olan eşin talepte bulunması gerekir. Ayrıca burada esas olan müşterek çocuğun bakımı olduğundan, tarafların kusur durumu önem arz etmez.

İştirak nafakası hesaplanırken, müşterek çocukların yaşları, eğitim durumları, günlük ihtiyaçları ve eşlerin maddi durumları dikkate alınır.

İştirak nafakası çocuk 18 yaşını doldurana ya da mahkeme kararıyla ergin kılınmasına kadar devam eder. Ancak mevzuatımıza göre anne ve babanın bakım yükümlülüğü çocuğun eğitim hayatı boyunca devam eder. Bu durumda çocuğun eğitim hayatı bitene kadar iştirak nafakası ödenmeye devam eder.

4. Yardım Nafakası

Yardım nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soy, alt soy ve kardeşe mahkemece hükmedilen yardım miktarının ödenmesidir. Yani yardım nafakası boşanma davaları ya da evlilik kurumundan bağımsızdır.

Talep olmadan hâkim tarafından hükmedilemez.

Nafakanın başlangıç tarihi dava tarihidir. Nafaka miktarı belirlenirken ekonomik koşullar, hak ve nefaset kuralları esas alınır.

Kardeşler arasındaki yardım nafakası yükümlülüğü diğer hısımlardan farklı olarak nafaka talep edilen kardeşin refah içinde yaşaması şartına bağlanmıştır.

Nafaka Ödenmezse Ne Olur?

Nafaka borçlusu borcunu ödememişse, nafaka alacaklısı icra takibi başlatarak alacağını tahsil edebilir. Ayrıca İcra İflas Kanunu m. 344’e göre, nafaka borçlusunun mahkeme kararına aykırı olarak nafaka borcunu ödememesi halinde şikâyet üzerine 3 aya kadar tazyik hapsiyle cezalandırılabilir.

Nafaka alacaklıları sıra cetvelinde birinci sırada yer alırlar. Ek olarak normal icra takiplerinde maaş haczi işleminde borçlunun maaşının yalnızca ¼’üne haciz konulabilmekteyken, nafaka için maaşın tamamına konulabilir. Ayrıca diğer icra takiplerinde emekli maaşına haciz konulamazken nafaka borcu için konulabilmektedir.

Nafaka hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

şikayet hakkı

Şikayet Hakkı

Şikayet hakkı, ceza muhakemesi hukukunda önem arz eden bir meseledir. Ceza hukukuna dair hakların kullanılmasında şikayet hakkının kullanılması şekli kurallara bağlıdır. Bu yazımızda şikayet hakkına dair hususlar ele alacağız.

Şikâyet Hakkı Nedir?

Şikâyet hakkı, bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması için mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili mercilere yönelttiği haktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, yalnızca hakkın sahibi tarafından kullanılabilir. Müşteki gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikâyet hakkını yetkili mercileri aracılığıyla kullanır.

Şikâyet Hakkı Nasıl Kullanılır?

Mağdur veya suçtan zarar gören, şikâyet hakkını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca aşağıdaki makamlara başvurarak kullanabilir:

  • Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamları
  • Valilik, kaymakamlık ya da mahkeme
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsoloslukları
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresi

Şikâyet hakkı yazılı veya tutanak tutulmak suretiyle sözlü olarak kullanılabilir.

Şikâyete dair hazırlanacak dilekçesi, şikâyet edenin kimliğini, adresini ve iletişim bilgilerini içermelidir. Şikâyet konusu olay açıkça anlatılmalıdır.

CMK m.158/6: “İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir.”

Şikâyet Hakkı Süresi

TCK m.73’e göre şikâyet süresi mağdurun veya suçtan zarar görenin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Müştekinin şikâyet hakkını kullanabilmesi için hem faili hem de fiili öğrenmesi gerekir. Şikâyet süresi her ikisinin de öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Suçtan zarar gören veya mağdur olan birden fazla kişi mevcutsa, bu kişilerden biri şikâyet süresini geçirse de diğer mağdurların şikâyet hakkı düşmez.

Her halükârda şikâyetin dava zamanaşımı süresi içinde yapılması gerekir. Suçun türüne göre zamanaşımı süresi değişir.

Şikâyetten Vazgeçme ve Sonuçları

Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkını kullanan mağdur veya zarar gören kişinin suçun soruşturulması ve kovuşturulmasından vazgeçerek şikâyetini geri almasıdır.

Şikâyetin soruşturma evresinde geri alınması halinde soruşturma konusuz kalır ve sona erer, dava açılmadan dosya kapanmış olur. Ceza davasının açıldığı hallerde ise dava hakkında düşme kararı verilir.

Şikâyet konusu fiil birden fazla kişi tarafından işlendiyse, faillerden biri hakkında şikâyetten vazgeçilmesi diğer failleri de etkiler.

Bu durum yalnızca şikâyete bağlı suçlar bakımından geçerlidir. Takibi şikâyete bağlı olmayan suçlarda şikâyetten vazgeçilse dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

Şikâyetten vazgeçme de kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkası tarafından kullanılamaz. Ek olarak şikâyetten vazgeçmenin süresi yoktur, kararın kesinleşmesine kadar her aşamada yapılabilir. Kararın kesinleşmesinden sonra şikâyetten vazgeçilmesi bir etki doğurmaz, kişi hakkında verilen cezanın infazına devam olunur.

Şikâyetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, hâkim, kolluk görevlileri, noter vb. huzurunda yapılabilir.

Sanık şikâyetten vazgeçme kararını kabul etmek zorunda değildir. Sanık, ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyebilir. Bu durumda mağdur şikâyetten vazgeçse bile yargılamaya devam olunur ve şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir, ancak mahkûmiyet kararı verilecekse şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilir.

Şikâyetten Vazgeçmekten Dönülebilir Mi?

Şikâyetten vazgeçmekten dönülmesi mümkün değildir. Vazgeçme beyanında bulunulmasının akabinde kişinin aynı fiille ilgili tekrar şikâyetçi olması veya kamu davasına katılması mümkün değildir.

Şikâyet Hakkı ve Şikâyetten Vazgeçilmesi Hakkında Emsal Karar

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2021/37824, K: 2021/11953

“Sanığın, araç kiralama işi yapan müştekiden kiraladığı aracı süresinde iade etmediği, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul edilen somut olayda; sanığın eylemine uyan TCK’nin 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, müştekinin 17/04/2014 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nin 73/6. maddesi uyarınca sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sanığın vazgeçmeyi kabul etmesi halinde şikayetten vazgeçme nedeniyle hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 73/4. ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi E: 2021/32332, K: 2021/28090

“5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirmek suretiyle kamu davasına katılabileceğinin belirtilmesine göre, şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi kendisine ait olan mağdur …’n kovuşturma aşamasında sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, şikayetten vazgeçme sebebiyle katılan sıfatı sona eren mağdurun hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, mağdur sanık müdafisinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince REDDİNE,”

Şikayet hakkıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.

Kiracı Taşınmaza Yaptığı Masrafları İsteyebilir Mi?

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunda tahliye davaları arasında en çok rastlanan davalardan olarak olarak gösterilebilir. Uygun şartların oluşması halinde, ev sahibi konut ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmektedir. Bu yazımızda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası hakkındaki bilgilere yer vereceğiz.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralayan (ev sahibi) veya kiralayanın yakınları tarafından kiralanan taşınmaza ihtiyaç duyulması halinde açılan ve kiracının tahliyesini sağlayan davadır.

Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davası iki şekilde açılabilir. Bu haller TBK’nın 350. ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir.

TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

TBK m. 351: “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Şartları Nelerdir?

1. Konut İhtiyacının Varlığı

Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu (çocuk ve torunları), üstsoyu (anne babası ve onların anne babaları), kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Yukarıda sayılan kişilerin dışındakiler için ihtiyaca dayanılarak tahliye davası açılamaz.

2. İhtiyacın Gerçek, Zorunlu ve Samimi Olması

İleri sürülen ihtiyacın samimi, zorunlu ve gerçek olması gerekir. Süreklilik unsuru, ev sahibinin konuta çok kısa süreliğine ihtiyaç duyması değil, belirli bir zaman dilimi için ihtiyacı olmasıdır. Samimi ve zorunlu olması ise davanın yalnızca kiracıyı tahliye edebilmek amacıyla açılması değil, gerçekten ortada ciddi ve zorunlu bir ihtiyacın bulunmasıdır.

Örneğin kiraya verenin kirada oturması, sağlık durumunun kiralanan eve geçmesini gerektirmesi, ev sahibinin çocuklarının evlenmesi hallerinde bu unsurlar karşılanmaktadır.

İhtiyacın ileri sürüldüğü anda mevcut olması gerekir. Çok uzun zaman sonra söz konusu olacak bir ihtiyaç için tahliye istenemez.

3. Davanın Süresinde Açılması

Konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında dava açabilme süresi, kira sözleşmesinin belirli süreli ya da belirsiz süreli olması haline göre ikili bir ayrımla hüküm altına alınmıştır.

Kira sözleşmesi belirli süreli ise, kira sözleşmesinin sonu dava açma süresidir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kira sözleşmesinin feshindeki dönemlere ve bildirim sürelerine göre tespit edilecek olan tarihten başlayarak 1 ay içinde dava açılır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Ne Zaman Açılır?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde bir ay içinde dava ikame edilebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirim süresi dikkate alınmaktadır. Bu sürelerden itibaren 1 ay içinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmalıdır.

Bu sürelere uyulmadan açılan davalarda, diğer bütün koşullar gerçekleşse dahi dava reddolunur.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası İçin İhtar Zorunlu Mu?

Sözleşmenin belirli süreli olması halinde sürenin sona ermesi akabinde hiçbir ihtar ve bildirime gerek kalmaksızın bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 347. maddesi doğrultusunda kiracının sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmaması halinde sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış olacaktır. Bu durumda da hiçbir ihtar ve bildirime gerek olmadan yenilenin sürenin sonundan itibaren bir ay içinde dava ikame edilebilecektir.

TBK’nın 329. maddesi uyarınca; belirsiz süreli kira sözleşmelerinde her altı aylık dönem bir fesih dönemi olup kiraya verenin altı aylık fesih döneminden en az 3 ay önce kiracıya bildirimde bulunmak ve altı aylık fesih dönemi dolduktan sonra bir ay içinde davayı açmak zorundadır.

Yeni Malikin İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası Hakkı

Taşınmazı sonradan edinen yeni malikin ihtiyacı nedeniyle kira sözleşmesinin feshi ile kiracının tahliyesi için dava açılması için, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumun kiracıya yazılı olarak bildirilmesi ve davanın altı ay sonra veya sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması gerekir.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesidir.

Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi gerçekleştikten sonra kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde ev sahibi, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü olur.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için bize buradan ulaşabilirsiniz.